ARAMA MOTORU
© COPYRIGHT
Bu sitenin tasarım ve içerik hakları Sn. Mustafa AYDIN ve sitedeki TarımNet / Sayfayı Hazırlayanlar bölümünde ismi yazılı olan kişilere aittir. İzinsiz, para karşılığında kullanılamaz, kopyalanamaz ve dağıtılamaz.
DİĞER SİTELER
Volkan Derinbay
Fotokompozisyon
Briç Dersleri
Hititler
Web Dilleri
Buffy
AGV

Domain
 
TarımNet / Bitki Koruma /
             


9. MEYVECİLİK TEKNİĞİ

9.1. Meyve Ağaçlarını Çoğaltma Metotları
9.1.1. Tohumla Üretme
9.1.2. Kök Sürgünleriyle Çoğaltma
9.1.3. Çelikle Çoğaltma
9.1.4. Daldırma İle Çoğaltma
9.1.5. Aşı İle Çoğaltma
9.1.6. Aşı Kalemlerinin Seçilmesi, Hazırlanması ve Saklanması
9.1.7. Aşı Alet ve Malzemeleri
9.2. Meyve Fidanı Yetiştirilmesi
9.2.1. Fidanlık Yeri Seçerken Dikkat Edilecek Noktalar
9.2.2. Fidanlık Yerinin Toprağı
9.2.3. Fidanlık Yerinin Çevrilmesi
9.2.4. Fidanlık Yerinin Bölünmesi
9.2.5. Fidanlık Toprağının İşlenmesi ve Hazırlanması
9.2.6. Fidanlık Yerinin Gübrelenmesi
9.2.7. Fidanlıklarda Bitki Nöbetlemesi (Münavebe)
9.3. Anaç Yetiştirilmesi
9.3.1. Değişik Meyve Türleri İçin Kullanılan Anaçlar
9.3.2. Anaçların Tohum ve Çelik Tavalarında Yetiştirilmesi
9.3.2.1. Tohum ve Çelik Tavalarının Hazırlanması
9.3.2.2. Tohumların Tohum Tavalarına Ekilmesi
9.3.2.3. Çeliklerin Çelik Tavalarına Dikilmesi
9.3.2.4. Tohum ve Çelik Tavalarında Bakım İşleri
9.3.3. Anaçların Aşı Parsellerine Göçürülmesi
9.3.3.1. Tohum ve Çelik Tavalarından Aşı Parsellerine Şaşırtma
9.3.3.2. Kök Sürgünleri ve Daldırmalarla Elde Edilen Anaçların Aşı Parsellerine Şaşırtılması
9.4. Fidanların Aşı Parsellerinde Bakımı, Aşılanması ve Terbiyesi
9.4.1. Aşı Parsellerinde Fidanların Bakımı
9.4.2. Fidanların Aşılanması
9.4.3. Fidanların Terbiyesi
9.5. Fidanların Sökülmesi, Hendeklemesi ve Ambalajı
9.5.1. Fidanların Sökülmesi ve Hendeklenmesi
9.5.2. Fidanların Ambalajı
9.6. Meyve Bahçesi Kurulması
9.6.1. Bahçe Kurma Şekilleri
9.6.1.2. Ara Ziraatı İle Birlikte Meyvecilik.
9.6.1.2.1. Meyve Ağaçları Arasında Ara Bitki Olarak Meyve Ağaççıkları ve Meyve Çalıları Yetiştirmek
9.6.1.2.2. Asma İle Birlikte Meyvecilik
9.6.1.2.3. Meyve Bahçelerinde Ara Ziraatı Şeklinde Sebzecilik
9.6.1.2.4. Tarla Ziraatı İle Birlikte Meyvecilik
9.6.1.2.5. Meyvecilikle Birlikte Çayırcılık
9.6.1.3. Yol Kenarlarında ve Sınır Ağacı Şeklinde Meyvecilik
9.6.1.3.1. Yol Kenarlarında Meyvecilik
9.6.1.3.2. Sınır Ağacı Halinde Meyvecilik
9.6.1.4. Ev ve Süs Bahçeleri Şeklinde Meyvecilik
9.6.2. Bahçe Yerinin Seçimi
9.6.2.1. Bahçe Yeri Seçerken Dikkat Edilecek Noktalar
9.6.3. Bahçe Yerinin Dikime Hazırlanması
9.6.3.1. Bahçe Arazisi
9.6.3.2. Bahçe Yerinin Hazırlanması ve Bölünmesi
9.6.4. Bahçelerin Çevrilmesi
9.6.5. Meyve Ağaçlarının Dikimi
9.6.5.1. Dikim Şekilleri
9.6.5.2. Fidan Çukurlarının Hazırlanışı
9.6.5.3. Fidan Dikimi
9.6.5.4. Fidan Dikimi
9.7. Meyve Bahçelerinde Yıllık Bakım İşleri
9.7.1. Toprak İşlemesinin Amacı
9.7.1.2. Toprağın Yüzünde Yağmurlardan ve Sulamalardan Sonra Meydana Gelen Kaymak Tabakasını Kırarak Buharlaşmayı Azaltmak
9.7.1.3. Toprağın Isınmasını Sağlamak
9.7.1.4. Ağaçların Topraktan Alacakları Su ve Besin Maddelerine Ortak Olan Yabani Otları Yok Etmek
9.7.1.5. Toprakta Bulunan Besin Maddelerinin Parçalanarak Bitkilerin İşine Yarar Bir Duruma Gelmelerini Sağlamak
9.7.2. Toprak İşlemesinde Kullanılan Araçlar
9.7.3. Toprak İşleme Planları
9.7.3.1. Sonbahar-Kış İşlemesi
9.7.3.2. İlkbahar-Yaz İşlemesi
9.7.4. Sulama
9.7.4.1. Sulama Zamanları
9.7.4.2. Sulama Şekilleri
9.7.4.2.2. Sızdırma Yöntemiyle Sulama
9.7.4.2.3. Serpme (Yağmurlama) Yöntemiyle Sulama
9.7.4.3. Sulama Zamanının Tayini ve Bahçelere Verilecek Su Miktarı
9.7.5. Budamanın Genel Prensipleri
9.7.5.1. Şekil Budaması
9.7.5.2. Ürün Budaması
9.7.5.3. Gençleştirme Budaması
9.7.6. Budama Yaparken Dikkat Edilecek Noktalar
9.7.7. Türlü Meyve Ağaçlarının Budanması

9.1. Meyve Ağaçlarını Çoğaltma Metotları
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçları, başlıca beş şekilde çoğaltılır:

  1. Tohumlarıyla,
  2. Kök sürgünleriyle,
  3. Çelikle,
  4. Daldırma ile,
  5. Aşı ile

Bu çoğaltma şekillerini biyolojik bir görüşle iki grup içinde toplayabiliriz :

  1. Generatif (eşeyli) çoğaltma şekli, ki buna tohumla üretme de denir.
  2. Vegetatif (eşeysiz) çoğaltma şekli ki buna meyve ağaçlarının herhangi bir beden parçasıyla yapılmakta olan diğer bütün çoğaltma şekilleri girer.

Vegatatif çoğaltma metotlarında, daima ana bitkinin bedenin A den herhangi bir parça alındığı için bu parçalardan meydana gelen ağaçlar tamamıyla birbirlerine benzer. Çünkü başka bir ağaç teşkil etseler bile nihayet hepsi bir ana bitkinin parçaları oldukları için aynı bir bitki sayılırlar. Bilim dilinde bir ana bitkiden vegetatif metotla çoğaltılarak elde edilen yeni bitkilere "Klon" denir.

Meyve türlerimizden her birinin bu metotlardan hangisiyle çoğaltılabilmekte oldukları Cetvel 20 de gösterilmiştir.

9.1.1. Tohumla Üretme
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyvecilikte kullanıldığı yerler ve değeri: Meyvecilikte, tohumla üretme, yalnız, anaç elde etmek için kullanılır. Kültür meyve çeşitleri, genel olarak, tohumla üretilmez.

Kültür meyve türlerinin_kalıtsal yapıları çok karışık olduğundan; yani fazla melezleşmiş bulunduklarından, bunların çekirdeklerinden elde edilen ağaçlar, bütün ıraları itibariyle birbirlerine benzemez ve çoğu kez yabaniye çalar, yani yozlaşır. İçlerinden pek nadir olarak ana çeşide benzeyen ve hatta ondan da iyi özellikte olan ağaçlar meydana gelse de, bunun pratik meyve ağacı yetiştiriciliğinde bir önemi yoktur. Olsa olsa, böyle nadir tiplerden meyve ıslahçılığında yararlanılabilir. Gerçekten, elimizdeki çeşitlerden çoğu rastlantı yolu ile böyle nadir olaylardan yararlanılarak elde edilmişlerdir.

Kültür meyve türlerimizden şeftali, zerdali çok kez çekirdekleriyle üretilir. Bunların kalıtsal yapıları bir dereceye kadar durulmuş olduğundan çekirdekten yetişen bu ağaçlar, oldukça iyi ve kültür tipinde meyve vermektedir. Fakat, böyle yetiştirilen ağaçların meyveleri birbirine benzemediğinden standart bir ürün elde etmek mümkün olmamaktadır. Ceviz ve kestane gibi ağaçların da durumu böyledir.

Kültür meyve çeşitlerinin çekirdeğinden yetiştirilen ağaçlar, yalnız meyve özelliklerinde değil, ağacın kuvveti, büyüme şekli, çevreye uyma kabiliyeti, hastalıklara dayanma gibi özelliklerde de büyük değişiklikler gösterir. Halbuki, yabani meyve türleri, çekirdekten yetiştirilince oldukça birbirine denk ve bir boyda ağaçlar verir. Çünkü, uzun bir süre içinde oluşan tabii seleksiyon, bunlarda belli ve değişmez tür ıraları meydana getirmiştir. Bu sebepledir ki, birörnek anaç elde etmek için yabani meyve türleri çekirdekleri, kültür meyve türlerimize göre çok daha elverişlidir. Bunlar, aynı zamanda çevre şartlarına ve hastalıklara karşı da çok .daha dayanıklıdır..

Tohumluk tedarik edilmesi (Tohumlukta aranılacak özellikler): Tarla ziraatında ve bahçe ziraatının sebzecilik ve çiçekçilik kollarında olduğu gibi, meyve ağaçlarının yetiştirilmesinde de tohumluk seçimine büyük önem verilmelidir. Tohumluk olarak kullanılacak çekirdeklerin .taze, dolgun, ağır, parlak renkli, embriyolarının iyi teşekkül etmiş olmaları ve küfsüz, böcekler tarafından zedelenmemiş bulunmaları gerekir. Tohumda çimlenme gücünün ve çimlenme oranının yüksek olması istenir.

Fidancılıkta, tohumların belli damızlık- ağaçlardan alınması ve bu işe ayrılan ağaçların.orta,.yaşta bulunması gerekir. Bundan başka, tohumluk alınacak ağaçlar hastalıksız, yarasız, böceksiz olmalıdır. Çünkü, çok yaşlı, yaralı, bereli ye hastalıklı ağaçlar, tohumlarında yetecek kadar depo maddeleri biriktiremezler ve böyle tohumların çimlenmeleri iyi olmaz. Tohumluk hangi bölgede ekilecekse o bölge şartları içerisinde yetiştirilmiş ağaçlardan alınmalıdır. Çünkü, meselâ yağışlı bölgelerden alınan tohumların kurak bölgelerde iyi çıkmadıkları ve iyi sonuç vermedikleri görülmektedir.

Tohum alınmışı: Tohumlar her halde iyice olgunlaşmış meyvelerden alınmalıdır. Değişik meyve türlerinde tohumluk alma şekli birbirinden az çok farklıdır.

Sert çekirdekli meyvelerde tohum alma: Sert çekirdekli olan bu meyve türlerinde çekirdekler, meyveler yarılarak veya pırtlatılarak çıkarılır. Bunlar, bol su ile güzelce yıkanıp gölge bir yerde serilerek kurutulur. Eğer hemen ekilmeyeceklerse, aşağıda anlatacağımız şekilde ekim zamanına kadar saklanır.

Yumuşak çekirdekli meyvelerde tohum alma: Yumuşak çekirdekli olan bu meyve türlerinde çekirdekler, meyvelerden çekirdek evleri ile birlikte çıkarılır. Eğer meyvelerin, kalitesi kullanılmayacak derecede düşük ise bu zaman çekirdek evleri çıkarılmadan meyveler ezilir ve bunlar bir fıçı içerisinde üzerlerine bir miktar su da konularak hafifçe kükremeye bırakılır. Kükreme başladıktan kısa bir süre sonra ağır olan çekirdekler dibe çöker posa üstünde toplanır. Bu şekilde ayrılmış olan çekirdekler alınarak kalburlar içerisinde bir musluk altında temiz su ile güzelce yıkanır, gölge bir yere serilerek kurutulur ve bundan sonra da torbalar doldurularak serin bir yerde saklanır. Elma, armut, ayva gibi meyve türlerinin çekirdekleri konserve yapan fabrikalardan, reçelcilerden, pekmez yapan, yerlerden alınabilir. Ancak burada dikkat edilecek önemli nokta, özellikle pekmez yapılan yerler de çok kez çekirdeklerin şıra ile birlikte kaynatılmaları tehlikesidir. Şıra kaynatılacak olursa çekirdekler canlılıklarını kaybeder ve bir daha çimlenmezler. Bu gibi çekirdeklerin içleri kararmış olur. Bu çevrelerden çekirdek alınırken buna dikkat edilmelidir.

Üzümsü meyvelerde tohum alma: Bu meyve türlerinden tohum almak için meyveler ezilerek bir fıçıya doldurulur, dibe çöken çekirdekler ayrılarak temizce yıkanır, gölge bir yerde kurutulur ve saklanır.

Turunçgillerde tohum alma: Bunların tohumları, hava uygun giderse, ekim zamanına kadar ağaç üzerinde bırakılmış olan meyveler içerisinde saklanır. Ekim zamanı meyveler alınarak kesilir ve çıkarılan çekirdekler kurumadan ekilir. Eğer don tehlikesi varsa bu zaman tu-runçgil meyveleri toplanır ve ekim zamanı meyvelerden çıkarılan tohumlar hemen ekilir. Turunçgillerin tohumları uzun zaman beklemeğe gelmez, çimlenme güçlerini tezden kaybeder. Bunun nedeni hafif kuruyan, yani hacmini kaybeden tohumların çimlenme güçlerini de yitirmeleridir. Yeni dünyalar da bu bakımdan turunçgillere benzer, yâni bekletilemezler.

Sert kabuklu meyvelerde tohum alma: Ceviz ve badem gibi meyvelerin üzerlerindeki yeşil dış kabuk kavlatılarak soyulur, kurutulur ve böylece saklanır. Antep fıstıklarında ise saklama dış kabukla birlikte olur.

Tohumların saklanması: Yukarda anlatılan şekillerde elde olunan tohumlar, iyice kurutulmuş olarak aşağıdaki şartlan gösteren yerlerde saklanırlarsa uzun zaman çimlenme güçlerini kaybetmeden dayanır.

  1. Sıcaklık 4-5 dereceyi geçmemelidir. Sıfır derece daha iyidir.
  2. Havadar olmalıdır.
  3. Küf yapmamalıdır.
  4. Karanlık olmalıdır.
  5. Hava nemi % 50-60 olmalıdır.

Bu şartları gösteren kiler veya mahzenlerde tohumlar şu şekilde saklanır:

Sert ve yumuşak çekirdekli meyvelerin tohumlan, torbalara doldurularak ve kilerler içerisinde asılarak saklanır. Eğer saklanacak tohum miktarı fazla ise, bu zaman sert çekirdekli türlerin tohumlan torbalara konulmaz. Bunlar 10-15 santim yükseklikte yığınlar şeklinde de saklanır. Bu taktirde, tohumların kızışmalarına engel olmak için tohumları her 8-10 günde,bir tahta küreklerle karıştırmalıdır. Sert kabuklu olan ceviz, badem, fındık ve Antepfıstığı tohumlarını da sert çekirdekliler gibi yığın şeklinde saklamak mümkündür.

Tohumlar, kum ve mangal kömürü tozu içerisinde de saklanabilir. Kum içerisinde tohumları saklamak için bunlar bir sandık veya saksı içerisinde bir sıra kuru kum ve bir sıra tohum olmak üzere sıralanır. Böylece, kuru kum içerisinde tohumlar uzun zaman bozulmadan kalır. Alındıkları yılda ekilmeyip ertesi yıla kalacak olan tohumları da mangal kömürü tozu içerisinde, kumda saklamada olduğu gibi saklayabiliriz.

Tohumların daha uzun süre (bir yıldan çok) saklanmalarında soğuk hava depolarından faydalandır. Ağızları kapalı kaplar içerisine konan tohumlar bu depolarda l °C - 10°C de ve % 50-60 nem şartlarında tutulursa çok iyi sonuç alınır. Derimden sonra birkaç ay veya bir kış saklanacak meyve tohumları için yukarda bildirilen kiler ve mahzenler de yeterlidir.

Tohumların katlanması: Tohumların embriyonlarında olgunluğu sağlamak ve çimlenmelerini kolaylaştırmak için, nemlendirilmiş kum içerisinde saklanmalarına "katlama" denir. Gerçi sert çekirdekli tohumlan asit veya alkalilerle muamele ederek, kabukları kıskaç veya çekiçle çatlatılarak, suda ıslatılarak veya benzeri metotlarla bunların kabuklarının geçirgenlikleri arttırılmakta ise de, çimlenmenin düzenli olması için meyve fidancılığında katlama yapılması zorunludur. Tohumlar, ya küçük sandıklar içerisinde katlanarak mahzenlerde muhafaza edilir veya doğrudan doğruya dışarıda beton kasalar veya yığınlar halinde açıkta katlanır. Kabuğun geçirgenliğini arttırmak için başka yöntemler uygulanacaksa bunlar katlamadan önce yapılmalıdır.

Sandık içerisinde katlama: Sandıklar katlanacak tohum miktarına göre büyük veya küçük olabilir. Fakat herhalde bunların bir insan tarafından kolaylıkla taşınabilecek boydan daha büyük olmamaları iyi olur. Sandığın alt tarafına, suyun kolayca sızmasını temin için, bir kaç tane delik delinir, bundan sonra sandığın tabanına bir sıra kaba çakıl konur ve üzerine katlama kumu dökülerek düzeltilir (Şekil 72). Katlama kumu ne sıkışarak çamurlaşıp havalanmayı önleyecek kadar ince ne de aralarında fazla boşluk bırakarak kurumaya sebep olacak kadar iri olmalıdır. Kumun üzerine zerdali, erik, badem, şeftali gibi iri tohumlar yan yana dizilerek, elma, armut ve benzerleri ince tohumlar ise serpilerek bir kat yapılır. Bundan sonra, tohumların kalınlıklarının 2-3 katı kadar kalınlıkta bir tabaka kum konur, bunların üzerlerine tekrar tohum gelmek üzere sandık doluncaya kadar bu şekilde katlamağa devam edilir. Katlama yapılırken kuru kum kullanılmış ise katlamadan sonra bir süzgeçli kova ile güzelce nemlendirilir. Eğer nemli kum kullanılmış ise bu zaman sulamağa gerek yoktur. İşin kolay olması için katlama yapılırken çok kez kuru kum kullanılır, sonradan bu kum nemlendirilir. Sandıkta katlama yapılırken dikkat edilecek bir nokta da, tohumların sandığın kenarlarına değmemesidir. Bunun için her katta sandık kenarlarına gelen 1-2 parmaklık bir kısım tohum konmadan boş bırakılır. Bu şekilde hazırlanan sandıklar tohumların saklanmasında kullanılan soğuk yerlere konur.

Dışarıda beton yastıklarda katlama: Büyük fidanlıklarda yalnız bu iş için kullanılmak üzere yapılmış olan beton yastıklar 50 santim derinlik, 60-80 santim genişlik ve 3-4 metre uzunlukta olur. Bunların da diplerinde suyun toplanmasına engel olmak için birkaç tane delik bırakılır, deliklerin üzerleri topraktan farelerin buraya girmelerini önlemek için kalın kafesli tellerle örtülür. Gerekirse bu beton yastıklar tahta bölmelerle ihtiyaca göre bölünerek kullanılır. Beton yastıklarda da katlama, aynen sandıklarda olduğu gibi yapılır.

Dışarıda toprak yüzünde katlama: Bahçe içerisinde fazla güneş görmeyen ve kuzeye bakan düz bir yer seçilir. Bu yerin tabanı, tıpkı harman yeri hazırlanır gibi dövülerek sertleştirilir. Katlanacak tohum miktarına göre büyük veya küçük çapta bir değirmi çizilerek bunun kenarlarına, tıpkı çadır kurarken yapıldığı gibi, belli derinlik ve genişlikte ufak bir su harkı açılır ve harkın ağzı akıntı yönüne açılır. Bundan sonra, açılan harkın iç kenarlarına gelen kısmı kaba çakıl taşlarıyla

setlenir ve içi çakılla doldurulur (Şekil 73). Bundan maksat yağan yağmur sularının dip tarafta birikmeden hendeğe akmasını sağlamaktır. Bu kaba çakılın üzerine bir az daha ince bir çakıl konur ve üzerine de katlama kumu serilerek düzeltilir. Bundan sonra, bir sıra tohum, bir sıra kum konmak üzere katlamağa devam edilir. Ancak, bu şekil katlama yapılırken yukarıya doğru çıkıldıkça yığının çapı daha küçük tutulur ve katlama sona erdiği zaman yığın bir koni şeklini alır. Koninin tepesine bir de saksı geçirilir, bu da şiddetli yağmurlardan yığının

dağılmasını önler. Katlanan tohumların 0-10°C lik bir ısıda bulundurulmaları gerekir.

Katlamaya başlama zamanı: Katlamaya başlama zamanı, embriyonun dinlenme isteğine ve tohum kabuklarının sertliklerine göre değişir. Bu zaman çok iyi belli edilmelidir. Aksi halde, tohumlar vaktinden önce çimlenerek istenmeyen bir şekil alır. Veya geç kalınırsa ekim zamanı gelip geçtiği halde kabuk çatlamamış olabilir, bunun sonunda da katlamadan beklenen yarar sağlanamaz. Türlü tohumların değişik sıcaklık derecelerinde katlamada bekleyecekleri süreler Cetvel 21 de gösterilmiştir.

Görüldüğü gibi, türlü tohumların türlü sıcaklık derecelerinde katlama süreleri başka başkadır.

Bazen katlama zamanının iyi tespit edilmiş olmasına rağmen, havaların anormal gitmesiyle katlanan tohumlar çimlenmeye başlar. Bu arada dışarıda havaların bozulmasıyla ekim yapılmasına da imkân olmayabilir. Bu durumda yapılacak iş, katlamayı bozarak karıştırmaktır. Böylece, çimlenmenin ilerlemesi bir hafta on gün kadar geri bırakılabilir. Katlamada tohum kabuğunun çatlaması ve kökçüğün ucunun görünmesi yeterlidir. Kökçük dışarıya fırlamamalıdır. Kökü fazla sürmüş olan tohumların ekim sırasında kökçükleri kırılabileceği gibi, bunlardan toprakta gereken ölçüde nem bulamayanlar da çabucak kurumak tehlikesine karşı bulunur.

Katlama sandıklarında veya yığınlarında bu şekilde kabukları çatlatılmış olan tohumlar, katlama kumunun geçebileceği sıklıktaki kalburlardan elenir ve geride kalan tohumlar buradan alınarak tohum tavlarına ekilir.

Özetlemek gerekirse, katlamada esas, embriyonun dinlenmesini veya olgunlaşmasını sağlayacak bir sıcaklık (1-10°C), kabuğu nemli tutulacak bir rutubet, küflenmeyi ve çürümeyi önleyecek bir havalandırmadır.

Meyve ağacı tohumlan güzün katlanmadan da toprağa ekilebilir. Ancak bu durumda yetiştirici düzensiz bir çimlenme ile karşılaşabileceği gibi hatta bazı türlerde (meselâ eriklerde) çimlenme iki yıl sonraya da kalabilir. Bu nedenle, tohumla fidan yetiştirmede katlama yapılması zorunludur denebilir.

9.1.2. Kök Sürgünleriyle Çoğaltma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tarifi, alınma şekli ve zamanı: Kök sürgünleri, meyve ağaçlarının boğazlarına yakın veyahut daha uzaktaki kök kısımlarından çıkan fışkınlardır.

Boğazdan çıkanlar, boğaz açıldıktan sonra boğaz köklerinden ayrılarak, uzak köklerden çıkanlar, toprak köklere kadar açıldıktan sonra, çıktıkları kök kısımlarından kesilerek üzerlerinde bir parça saçak kök bırakılarak alınır. Fazla kök sürgünü yapan ağaçlardan sürgün almak isteniyorsa, ilkin bunların zayıfları ve sık olanları temizlenerek kalanların kuvvetlenmesi sağlanır. İlkbaharda ağaçlara su yürümeden önce sürgünler ağaçlardan ayrılarak fidanlığa veyahut yerlerine dikilir.

Kullanıldığı yerler: Meyve türlerimizden fındık, nar, bir kısım erik türleri, vişne, idris, ayva, melengiç, delice, incir ve bazı elma ve armutların kök sürgünlerinden faydalanılarak çoğaltılır. Bazı erik ve vişnelerde kök sürgünleri, ağacın gövdeden uzaklaşan köklerinden de o derecede bol bir şekilde çıkarlar ki, ağaçların dipleri, sanki tohum ekilmiş gibi, fışkınla kaplanmış bir hal alır.

Fayda ve sakıncaları: Kök sürgünlerinden elde edilen fidanlar köklü oldukları için tutmaları gayet kolaydır, bu sayede herhangi bir meyve çeşidini kolayca çoğaltmak ve çeşit karakterini muhafaza etmek mümkündür. Bundan dolayı çok eski çağlardan beri meyvecilikte kul-nilan bir yöntemdir. Yalnız bu metotla çoğaltılan meyve ağaçları, ana bitkide olduğu gibi, fazla kök sürgünü yaptıklarından, bakım işleri bir parça güçleşir. Çünkü, her yıl köklerden süren fışkınların temizlenmesi gerekir.

9.1.3. Çelikle Çoğaltma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Çeliğin tarifi ve çeşitleri: Çelik, ağaçların herhangi bir kısmından kesilerek elde edilen köksüz bir beden parçasına denir. Bu köksüz beden parçasının köklendirilmesi suretiyle yapılan çoğaltma şekline de "Çelikle Çoğaltma" denir. Şu halde, çelikle çoğaltma, ancak ana bitkiden ayrıldıktan sonra köklendirilmesi mümkün olan meyve türlerinde yapılabilir.

Çelikler, alındıkları organlara göre adlandırılırlar. Dal çeliği, göz çeliği, kök çeliği gibi.

Dal çelikleri de şekillerine göre; âdi çelik, ökçeli çelik, dipçikli çelik, sırık çeliği gibi adlarla tanınır (Şekil 74). Bundan başka, çeliklere, meyve ağaçlarının büyüme ve kış dinlenmesi zamanlarında alındıklarına göre de odun çeliği (kış çeliği), yeşil çelik (yaz çeliği) denir.

Adi çelik: Bir veya iki yaşında ki bir dal parçasıdır (Şekil 75 A).

Meyvecilikte en çok kullanılan bir çelik şeklidir. Boyu, türüne göre 25-150 santim olabilir. En çok 20-25 santim uzunluğundakiler kullanılır. Bu çelikler, en iyisi dalın orta kısmından alınır. İncirde tepe gözü üstünde olmak üzere dalın uç kısmından alınması tercih edilir. Çelikler hazırlanırken alt kısımları daima.düğümlerin (boğulmalar) tam altından kesilir.

Adi çelikle incir, asma, nar, Frenk üzümü, ahududu kolayca çoğaltılabilir. Bazı ayva. erik, idris tiplerini de çelikle çoğaltmak mümkündür.

Ökçeli ve dipçikli çelik: Bu çelikler dalların dip kısımlarından alınır. Üzerlerinde ökçe veya dipçik şeklinde olmak üzere bitişik oldukları yaşlı daldan bir kısım bırakılır (Şekil 74 B, C). Bu çeliklerin köklenmesi ve tutması daha kolay olursa da bu yöntemde her bir ağaçtan çok az çelik alınır ve hem de çelik alınan ağacın kalın dallarında büyük yaralar açılmış olur. Bunlar da adi çelikle çoğaltılan meyve türleri için kullanılır.

Sırık çeliği: 2-5 yaşındaki kalın dallardan elde edilir. Boyları türüne göre bir veya iki metre olabilir. En çok kavak, söğüt ve zeytinde kullanılır. Bu çeliklerden, gerçi büyük ağaçlar elde edilirse de tutmaları için fazla bakım ister. Başlangıçta bolca sulanmaları gerekir.

Göz çeliği: Üzerinde tek bir gözü olan bir yaşındaki ufak bir dal parçasından ibarettir. Çok kolay köklenen, asma gibi meyve türlerinde kullanılır. Şekil 75 de görüldüğü gibi gözün altından ve üstünden kesilir. Kolay kök salması için bazen gözün karşısına gelen kısmın da kabuk çizilir veya hafifçe bıçakla sıyrılır. Bu çelikler güzel hazırlanmış harçlar içerisine gözleri üste gelmek üzere 3-4 santim derinlikte dikilir. Ve çelik yastıkları bütün yaz kurumaktan korunarak muntazam bir şekilde sulanır. Bu çelikler daha çok camlı yastıklarda ve cam evlerde kasalar içerisinde yetiştirilir. Az miktarda daldan çok sayıda çelik elde etmeğe imkân vardır.

Kök çeliği: Kök kısımları kesilerek elde edilir. Daha çok böğürtlenlerde kullanılır. Amerika'da elma ağaçlarının çoğaltılmasında da kullanılmaktadır. Güney doğu bölgemizde zeytin ağaçlarının boğazlarına yakın kök kısımlarındaki yumrulardan elde edilen ve "Tosbağa" denilen çelik de bir çeşit kök çeliğidir. Bu da, kesilen kısım yere gelmek üzere toprağa yatırılarak köklendirilir.

Odun çeliği: Yukarda sayılan ve meyve ağaçlarının kış dinlenme periyodu sırasında alınan her türlü çeliklere denir.

Yeşil çelik: Ağaçların büyüme periyotlarında ve özellikle yaz aylarında alman çeliklerdir. Meyvecilikte önceleri pek kullanılmazdı, fakat şişleme yöntemiyle çoğaltmanın uygulanmasından sonra bir kısım türlerde, özellikle portakal, limon ve mandalinalar, Bektaşi üzümü, bazı idris türleri, elma ve zeytinde kullanılır. Daha çok süs bitkilerinin çoğaltılmasında baş vurulan bir metottur.

Bu çelikler yaz başlangıcında, ağaçlarda sürme durakladığı zaman sürgünlerin uçları kesilerek alınır. Dip yapraklar tamamen kısımlardaki yaprakların da yalnız ayalarının bir kısmı kesilir. Çelikler gölge bir yerde, seralarda şişleme yapılarak fazla kumlu bir harç içerisinde köklendirildikten sonra şaşırtılır.

Çeliklerde aranılan özellikler: Çeliklerden meydana gelecek ağaçlar tamamen alındıkları ana ağaçlara benzeyeceklerinden, çelik alınacak ana ağaçlar hastalıksız, dayanıklı, verimli ve orta yaşlı olmalıdır. Çelik olarak kesilecek dallar da pişkin ve kuvvetli olmalıdır. Bu gibi dallarda boğum araları, ne zayıf büyüyen ağaçlarda olduğu gibi kısa ve ne de çok kez kuvvetli süren gevşek dokulu ağaçlardaki gibi, fazla uzun olmalıdır. Kesilecek çeliklerin üzerlerindeki gözlerin de iyi teşekkül etmiş olmaları gerekir.

Çelikleme zamanı: Yukarda belirttiğimiz gibi, meyvecilikte daha çok kış çelikleri kullanılır. Adlarından da anlaşılacağı gibi, bu çelikler, ya kışın veya erken baharda, yani ağaçlar uyanmadan önce kesilir. Eğer çelikler kışın kesilirlerse, bunların dikim zamanına kadar uygun bir şekilde saklanmaları gerekir. Bu saklama, çeliklerin dip taraflarının mührelenmesine, yani yara yerlerinin sarılmasına yarar. Çelikler ilkbaharda alınırlarsa, bu zaman hava durumunu gözetmeli ve toprağın tavında olduğu bir sırada bunlar alınarak hemen yerlerine dikilmelidir.

Çeliklerin saklanması ve gönderilmesi: Kışın kesilen çelikler 50 veya 100 tanesi bir araya getirilmek suretiyle demet yapılarak serin bir ambarda muhafaza edilir. Bunları doğrudan doğruya süzek bir toprak çukurda kuma gömerek saklamak da mümkündür. Ve en kolayı ye iyisi budur. Kuma gömülecek çelikler, demetlerin ince uçları aşağı, kalın tarafları yukarı gelmek üzere, yani baş aşağı olarak çukura istif edilir. Çukurun alt tarafına bir miktar çakıl ve kaba kum konursa yağmur sularının birikmesi yüzünden çeliklerin küflenmesi önlenmiş olur. Bundan sonra bütün demetler katlama kumu doldurularak örtülür. Kaim tarafı yukarıda olan çeliklerin dip tarafları mühreleneceği gibi uç kısımlarında da zamanından önce bir sürme olmaz. Böylece çelikleri uzun zaman muhafaza mümkün olur. Uzun mesafelere (3-4 gün-lük) gönderilecek çelikler yine yukarda söylendiği şekilde demet yapılır. Etrafları nemli yosun veya nemli samanla sarılır, bunun üzerine bir kat nemlendirilmiş bez sarılır. Gerek sargı ve gerek yosunların çabuk kurumalarını önlemek için de bunların üzeri su geçirmeyen yağlı kâğıtlarla veya plastikle birkaç kat sarılır. Demet bir sandık içerisine konularak gideceği yere sevk edilir Demetlerin sarılmasında taze ot, taze yaprak kullanılmamalıdır. Bunlar yolda kızışacaklarından çelikleri daha çabuk kuruturlar. Gönderilen çeliklerin yolda sularını kaybetmemeleri, kabuğun gerginliğini muhafaza etmesi gerekir. Eğer çelikler bu taze durumlarını muhafaza ediyorsa derhal yerlerine dikilir veya yine dikim zamanına kadar yukarda olduğu gibi kuma gömülür. Çelikler biraz buruşmuş, yani sularını kaybetmişlerse bir süre suda bırakılır ve kendilerine geldikten sonra yerlerine dikilir.

9.1.4. Daldırma İle Çoğaltma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tarifi ve kullanıldığı yerler: Bir dalı ana bitkiye bitişik iken, toprağa gömüp köklendirdikten sonra kesip ayırmaya "Daldırma" denir.

Bağ-Bahçe ziraatında daldırma metoduna çok baş vurulur. Ve çok kez çelikle çoğaltılması güç veya imkânsız olan meyve türlerinde bu yöntemle çoğaltma çaresi aranır, (meyve türlerimizden fındık, asma, portakal, incir, Bektaşi üzümü, ahuydu ve böğürtlende, elmanın zayıf ve orta kuvvette anaçları olan paradis ve düsen elmalarıyla armut

için zayıf bir anaç olan ayvada ve bir kısım erik çeşitleriyle erik anaçlarında daldırma ile çoğaltma yapılmaktadır.

Bundaki amaç da çelik içmede gibi, olabildiği kadar sıkıntılı ve özen isteyen aşı işinden kurtularak meyve çeşitlerimizi kendi kökleri üzerinde yetiştirmek veyahut meyve çeşitlerimiz için bir boyda ve bir örnek anaç elde etmektir.

Daldırma çeşitleri: Daldırmanın da yapılış şekillerine göre bir çok reşitleri vardır. Meyvecilikte en çok kullanılan şekilleri şunlardır:

Adi daldırma: Buna "Kemer Daldırması"da denir. Toprağa yakın yerlerden veya boğazdan uzun sürgüler yapan meyve ağaçlarında uygulanır. Bunun için ağacın çevresinde daldırılacak dalların sayısına göre çukur açılır. Dallar bu çukurlar içerisine yatırılarak uçları dik açılı olarak dışarı çıkarılır (Şekil 76, 77')

Dalı toprağa pekiştirmek için ürerine bir çatal kazık, çakılır. Sonra çukur, çürümüş gübre karıştırılmış toprakla doldurulur. Daldırma yapılan dalın ana ağaca bitişik kısımlara toprağa gömülen kısmındaki toprağa gömülen kısmın alt yüzü bıçakla çizilir. Kurak bölgelerde .ye

hafif topraklarda daldırma derin (30--35 santim), nemli ve ağır topraklarda yüzlek (20-25santim) yapılır. Bu suretle köklenen dal ertesi yıl ana bitkiden ayrılır ve başka yere süpürülecekse topraktan sökülerek çıkarılır

Bağcılıkta olduğu gibi boş yerleri doldurmak.için bitkiden kesme birdenbire yapılmaz, İlk önce kesilir, bir ay kadar sonra da tamamen ayrılır.

Şekil 77. Adi daldırma ile elde edilmiş incir fidanları.

Çin daldırması: Bu şekil, daha çok asma, ahududu, böğürtlen gibi üzümsü meyve türlerinde kullanılır. Bunun içi ı, bir bitkide çok kez iki dal seçilir. Bu dallar, yanlarında dalın uzunluğu ölçüsünde açılmış bulunan 25-35 santim derinliğindeki hendeklere yatırılır ve gerekirse

Çatallı kazıklarla yere tutturulur (Şekil 78). Dal yatırılmadan önce alt kısma gelen gözler körletilir ve üst yüze gelen gözlerin de, kolayca kökleşmeleri için, alt yüzleri bıçakla çizilir. Yere yatırılan sürgünün üzeri dört beş parmak harçlı toprakla örtülür. Gözler sürdükten sonra yavaş yavaş boğazlan doldurularak hendek sonradan tamamıyla doldurulmuş olur. Tabii bu şekilde her gözden bir sürgün çıkacağından bir daldırmadan çok sayıda fidan elde edilir. Yalnız bu daldırmanın başarılı olması için, iklimin nemli bulunması veya suni bir şekilde düzenli sulama yapılması şarttır.

Tepe daldırması: "Yeşil sürgün daldırması"da denir. En çok anaç olarak kullanılan elma, ayva ve eriklerde uygulanır. Tepesi vurulan bir ana bitkiden fışkıran taze sürgünlerin, ana bitkinin tepesi topraklat örtülerek köklendirilmesinden başka bir şey değildir. Tepe daldırma.^ sı yapmak için, genel olarak, ilkin damızlık parsellerinde ana bitkiler yetiştirilir. Bunlar 20-25 yıl süre ile tepe daldırması yapmak için kullanılır. Damızlık fidanlar sıralar arasında 1,5 metre ve sıralar üzerinde 40-50 şer santim aralıkla parsellere dikilir ve iki üç yıl kuvvetlenmeğe terk edilir (Şekil 79, 80). Tepe daldırması yapmak için, bu ana bitkilerin sonbaharda hemen hemen toprak yüzüne yakın bir şekilde tepeleri vurulur ve üzerlerine kışın donlardan korumak için toprak çekilir. İlkbaharda toprak açılır ve her kökten bir çok taze sürgünler peyda olur. Artık bitkinin kuvvetine göre bunlardan 5-10 tanesi bırakılır. Hazirana doğru sürgünler 25-30 santim uzunluğa vardıklarında birinci kez boğazları doldurulur. Boğazlar ya bel ile veyahut, büyük fidanlıklarda, pullukla doldurulur. Anaçlar sıraya dikildiklerinden ve araları da pullukla işlenmeye elverişli olduğundan, pulluk ile boğaz doldurma kolay olur. Bununla beraber, pullukla doldurma yapıldığı zaman da toprağın, sürgünlerin arasına iyice dolması için, çapa ve el ile sonradan çalışmak gerekir. Bu suretle, sürgünlerin kolayca köklenmeleri sağlanmış olur. Boğaz doldurma her iki üç haftada bir kez tekrarlanır ve sonunda sıralar birer tümsek halini alır. İkinci ve üçüncü boğaz doldurmadan sonra sürgünler, aşağı yukarı 20-30 santim kadar toprağa gömülmüş olur. Boğaz doldurma işi bittikten sonra yaz ve ilk güz ayları içerisinde tümsekler çapalanır ve temizlenir. Kurak bölgelerde arık usulünde sık sık sulanır, bu suretle güz sonlarına kadar sürgünler köklenmiş olur. Artık iklime göre bu köklenmiş sürgünler ya sonbaharda veya erken ilkbaharda, ana bitkiye iyice yakın yerlerinden kesilerek alınır ve anaç olarak kullanılmak üzere aşı parsellerine dikilir. Sürgünleri kesmek için boğaz açılır ve böylece tümsekler de düzeltilmiş olur. Sürgünlerin sonbaharda kesilmesi daha uygundur. Bu taktirde, anabitkinin tepesini kışın toprakla örterek donlardan korumalıdır.

Bu köklendirme işi her yıl aynı şekilde yapılarak tekrarlanır. Damızlık parselleri için kumlu tmh topraklar seçilmelidir.

Hava daldırması: Bizde daha çok turunçgillerde kullanılan bir yöntemdir, incirlerde de kullanıldığı olur. Bunun için, topraktan yüksekte bulunan bir dal, dibi delinmiş bir tenekeden veya saksıdan geçirilerek içerisi toprakla doldurulur (Şekil 81) ve yazın sulanır. Sonbaharda teneke içerisinde köklenmiş olan dal tenekenin altından kesilerek ana daldan ayrılır ve tenekeden çıkarılarak yerine dikilir. Hava daldırması beğenilen bir yöntem değildir. Turunçgillerde bu şekilde çoğaltılan ağaçlar dip çürüklüğüne çok tutulmaktadır.

9.1.5. Aşı İle Çoğaltma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tarifi ve kullanıldığı yerler: Aşı, çoğaltması istenilen çeşitten bir gözün veya kalem denilen bir dal parçasının anaç denilen diğer bir bitki üzerine yerleştirilip tutturulmasına denir. Şu durumda aşı, meyve ağaçlarının, vegetatif (bedenden bir parça ile) bir çoğaltma şeklidir.

Meyve çeşitleri, genel olarak, tohumla üretildiklerinde yozlaşdıklarından, yani çok kez çeşit karakterini kaybederek,yabaniye kaçar. Bu nedenle, vegetatif çoğaltmanın kolay şekilleri olan, kök sürgünü, daldırma ve çelikleme ile çoğaltılamayan meyve çeşitlerini üretmede aşıya baş vurmak zorunluluğu doğmuştur.

Aşı, bize yalnız elimizdeki değerli kültür çeşitlerini, oldukları gibi, yani bir klon şeklinde çoğaltmak imkânını vermez, aynı zamanda ü-zerlerine aşılı bulundukları anaçlar yardımıyla, bu meyve çeşitlerinin meyve kaliteleri, verimlilikleri, ömürleri ve nihayet ağaç şekilleri üzerinde de oldukça büyük ölçülerde etki yapabilmemizi sağlar. Bu konuda kitabın ikinci bölümünde, anaçların etkileri bölümünde, gerekli ayrıntılı bilgi verilmiştir.

Meyve türlerimizden bir çoğunun çeşitlerini hep aşı ile çoğaltırız. 20 numaralı Cetvel, bu yönden genel bir fikir vermektedir.

Aşı şekilleri: Meyvecilikte kullanılan birçok aşı şekilleri vardır. Bunlardan en çok kullanılanları, teknik bir görüşle, iki grup içerisinde toplayabiliriz:

Göz aşıları, Kalem aşıları.

Göz aşıları: Meyve ağaçlarının çoğaltılmalarında en çok kullanılmağa değer aşılar, göz aşılarıdır. Göz aşıları yapıldıkları zamana göre biri durgun, diğeri de sürgün (yaprak aşısı) aşı olmak üzere ikiye ayrılır.

Sürgün göz aşılarında göz anaca takıldığı yıl uyanır ve bundan o yıl sürgün meydana gelir. Aşıya, yerine göre, mayıs sonu veya haziranın ilk haftalarında başlanır ve temmuza kadar devam edilir. Kışları soğuk geçen yerlerde, bu aşıların sürgünleri kışa kadar iyice odunlaşıp pişkinleşemediklerinden, bunların kışın şiddetli soğuklarından zarar görmeleri tehlikesi vardır. Onun için sürgün göz aşısı daha çok kışları ılık geçen yerlerde yapılmalıdır.

Durgun göz aşılarında, anaç üzerine takılan göz o yıl tutarsa da uyanmayıp ertesi ilkbaharda sürer. Sürgün, baharda erkenden gelişmeye başladığından o büyüme yılı içerisinde iyice odunlaşır ve kalınlaşır. Türüne, anacın ve toprağın kuvvetine göre sürgünler bir yıl içerisinde 1-1,5 metre boy atar.

Memleketimizin değişik meyve bölgelerinde ayrı olmakla beraber, durgun göz aşısına temmuzun son iki haftası içerisinde başlanır ve ekim ayına kadar aşıya devam edilir. Durgun aşının bitme zamanını anaçlarda suyun çekilmesi kafi olarak belli eder. Meyve türlerinde öz suyun hareketinin yavaşlaması ve duraklaması bakımından farklar olduğundan, değişik türlerle aşı yapılacağı zaman durgun aşıya ilk olarak kaysı, şeftali ve eriklerden başlamalı, bunların arkasından armut ve ayvalar en son olarak ta kiraz, vişne ve elmalar aşılanmalıdır. Kurak ve nispeten sıcak geçen yıllarda ağaçlarda özsu daha erken çekilmektedir. Bunun için, böyle yıllarda aşıya normal yıllara göre, daha erken başlamalıdır.

Durgun aşıya çok erken de başlamak doğru olmaz. Çünkü, o zaman ertesi ilkbaharda uyanması gereken gözler kıştan Önce, yani vakitsiz olarak uyanır ve bunlardan meydana gelen sürgünler, çok kez, uç alma yapılmış olmasına rağmen, kış soğuklarına dayanamayarak yanar.

Göz aşılarının bir gün içinde yapılacakları en iyi vakit sabahleyin erkenden kuşluğa ve öğleden sonra saat 15 den hava kararıncaya kadar olan süredir. Fazla sıcakta yapılan aşılar çok şaşar. Yağmur altında da göz aşısı yapılmaz.

Göz aşısına başlamadan birkaç gün önce üzerlerine aşı yapılacak fidanların boğazlarındaki sürgünler temizlenirse de bunların tepelerine makas vurulmaz. Aksi taktirde öz suyun hareketi yavaşlar, anaçlar kabuklarını kolay kolay bırakmaz. Boğaz temizliği yapılırken anaçlar muayene edilir ve eğer kabuk güçlükle ayrılıyorsa fidanlar sulanır. Sulanmakla aşının tutma randımanı artacağı gibi aşıcıların da bir günde yapacakları aşı miktarı hissedilir derecede yükseltilmiş olur.

Göz aşılarının yapılışı: Anacın daha önce budanarak temizlenmiş olan boğaz kısmı bir telis parçası ile ovularak tozundan, toprağından kurtarılır. Bundan sonra, toprak yüzünden 10-15 santim yukardan aşı çakısının ucuyla ve odun kısmı zedelenmeden anacın kabuğu (T) şeklinde kesilir (Şekil 82 a). T' nin ilk olarak üst, bundan sonra da orta çizgisi kesilmelidir. Kesik kısmın iki kenarındaki kabuk, aşı çakısının tırnağı ile yerinden kaldırılır. Böylece anaç hazırlanmış olur. Bundan sonra, kelem ele alınır ve bir gözün üst ve altında bir parmak kadar bir kısım bırakıldıktan sonra gözün altı hafif odunlu olarak çıkarılır. Usta aşıcılar sonradan gözün altındaki bu odun parçasını çıkarabilirlerse de acemiler bunu yapmamalıdırlar. Çünkü, odun parçası çıkarılırken gözün öz (büyüme konisi) denilen iç kısmının da boşalması tehlikesi vardır. Halbuki, özü olmayan gözler tutmaz. Gözün çıkarılmasında kullanılan diğer bir yol da kabuğu çizmek ve aynen boru çıkarır gibi hafifçe sağa sola bükerek yerinden ayırmaksa da, bu şekilde gözün körlenmesi tehlikesi olduğundan, ancak usta aşıcılar tarafından ve-kabuğu çok kolay ayrılan meyve ağaçlarında bu iş yapılabilir.

Bu şekilde çıkarılmış olan göz, yine bıçaktaki tırnağın yardımıyla anacın kesilen kısmına yukardan aşağıya doğru sürülerek yerleştirilir (Şekil 82 b) ve rafya ile sarılır (Şekil 82 c). Rafya ile bağlamağa yukarı taraftan başlamalı ve göz serbest bırakıldıktan sonra alt tarafa geçilerek bu kısım da iyice sarıldıktan sonra sonu ilmeklenmelidir. Bağ ne çok sıkı ne de çok gevşek sarılmalıdır. Bağ sıkı olursa kabuğu zedelemesi ve kısa zamanda aşıyı boğma tehlikesi vardır. Gevşek olursa aşı hava alır ve kurur. Bağın iyi sarılıp sanılmadığı, bu kısım baş ve işaret parmakları arasına alınarak yukardan aşağıya doğru sıvazlanmak suretiyle belli edilebilir. Bu durumda rafya kayıyorsa aşı gevşek sarılmıştır, eğer kaymıyor ve rafya kabuğa gömülmemişse sargı iyidir.

İyi sarılmış göz aşılarında da bazen sonradan rafya kabuğa gömülebilir. Bu durum, anacın sonradan genişliğine büyümesinden ileri gelir. Bundan ötürü, göz aşıları yapıldıktan 10-15 gün sonra aşılar gözden geçirilmeli ve sıkmış bağlar görülürse bunlar gözün karşı tarafından aşı çakısının ucuyle kesilerek gevşetilmelidir.

Çok kurak yerlerde göz aşılarının üzerini bir parşömen kâğıtla boru gibi sarıp hafifçe bağlamak yararlıdır. Gözlerin kurumasını önler.

Göz aşıları yapılırken dikkat edilecek önemli bir nokta da gözlerin anaç üzerinde takılacağı yönü belli etmektedir. Burada esas, o bölgede en çok esen rüzgârların yönünün bilinmesidir. Hâkim rüzgârların yönleri tecrübeli bahçıvanlardan öğrenileceği gibi doğrudan doğruya ağaçlara bakılarak da belli edilebilir. Genel olarak, tek başına bulunan veya bahçe sınırlarına dikilmiş olan ağaçlar her zaman esen rüzgârların aksi yönüne doğru eğilir. İşte gözler de rüzgârın geldiği bu tarafa takılmalıdır. Rüzgârın aksi tarafına takılacak gözlerden meydana gelen sürgünler, şiddetli rüzgârlarda kaynak noktalarından çoklukla kırılmaktadır.

Göz aşılarının tutup tutmadıkları, aşıdan 15-20 gün sonra belli olur. Tutan aşılarda takılan gözün altındaki yaprak sapı kendiliğinden düşer ve gözün takıldığı kısım da hafif bir kabarıklık olur. Eğer yaprak sapı kurumuş kalmış gözün çevresi de buruşmuş ise aşı tutmamıştır. Bu takdirde aşı, birinci aşı yerinin altından veya yukarısından yenilenir.

Göz aşısının yararları: Göz aşılarının öteki aşılara bakınca şu iyilikleri vardır:

  1. Göz aşıları serçe parmağı veya kurşun kalemi kalınlığındaki anaçlara da yapıldığından anacın kalınlaşması için uzun yıllar beklemeğe gerek yoktur. Aşıya erken başlandığından göz aşılarıyla aşılanan fidanlar daha erken satışa gelir ve daha erken meyveye yatar.
  2. Her anaca bir tek göz takıldığından az kalem kullanılır. Bundan ötürü fazla aşı yapanlar için kalem bulmak işi nispeten kolaylaşmış olur. Kalem miktarı, kalem aşılarındakinin 6-7 de birine düşer.
  3. Anaçta çok az yara yapıldığından aşının tutması, diğer aşılara bakınca daha kolay olur. Aşı randımanı % 80-95 arasında oynar.
  4. Aşı tutmadığı taktirde aynı yıl içerisinde anaç üzerine birkaç kez daha göz takılabilir.
  5. Göz aşısından meydana gelen sürgünler öteki aşılarına göre daha düzgün ve daha kuvvetlidir. Bağlamak için ayrıca herek istemez.
  6. Çok kolay yapılan bir aşıdır, usta bir aşıcı ile bir bağlayıcı günde 800-1200 aşı yapabilir.
  7. Durgun göz aşısı fidanlıklarda diğer işlerin azaldığı bir mevsimde yapıldığından fidanlıklarda iyi bir iş bölümünün yapılmasını sağlar.
  8. Bu aşıda macun kullanılmaması, göz aşısının lehine işaret olunacak bir noktadır.
  9. Çok kolay öğrenilen bir aşıdır. Bir aşı bıçağı olan herkes birkaç denemeden sonra, dikkatle çalıştığı taktirde, mükemmel bir şekilde göz aşısı yapabilir.

Kalem aşıları: Fidanlıklarda göz aşısı yapılamayacak kadar kalınlaşmış anaçların, yaşlı yabani meyve ağaçlarının ve bahçelerde iyi meyve vermeyen kültür çeşitlerinin standart pazar çeşitleriyle aşılanmalarında kalem aşılarına baş vurulur.

Kalem aşılarında, göz aşılarında olduğu gibi, bir tek göz kullanılmayıp üzerinde 2-3 göz bulunan bir dal parçası, yani "Kalem" kullanılır. İşte bu kalemlerin, aşağıda kalem seçimi bölümünde anlatıldığı gibi, zamanında alınması ve iyi bir şekilde muhafaza edilmiş olması gereklidir.

Kalem aşıları ilkbaharda yapılır.

Kalem aşıları, yapılış şekillerine göre pek çeşitlidir. Fakat biz burada meyvecilik pratiğinde en çok kullanılan kakma aşı, çoban aşısı, İngiliz aşısı ve yarma aşıyı anlatmakla yetineceğiz. Çünkü bu aşıları iyi bilen herkes meyve bahçelerinde her türlü meyve ağacını aşılayabilecektir.

Kakma aşı: Fidanlıklarda önceki yaz döneminde yapılmış göz aşılarının tutmayanları, ilkbaharda kakma aşı ile tamamlanır. İşte tutmamış olan göz aşılarını onarmağa yaramasından buna "Onarma Aşısı" da denmektedir.

Kakma aşı en çok baş parmak kalınlığındaki anaçlara yapılır.

Kakma aşının yapılışı: İlkin aşılanacak anacın tepesi toprak yüzünden bir karış yukardan bir makas veya sepetle pek hafif meyilli olarak kesilir. Anacın tepesinin yüksek duran tarafından iki bıçak kesimi ile (V) şeklinde bir oluk açılır (Şekil 83 a). Üzerinde iki veya üç göz bulunan kalemin de ucu en alttaki gözün karşı tarafından ve anacın oluğuna uyacak şekilde yontulur (83 b). Böylece hazırlanan kalem anacın içerisine, anaçla kalemin kabukları birbirine denk gelecek şekilde yerleştirilir, rafya ile iyice bağlanır (Şekil 83 c). Anacın tepesi ve bütün diğer kesik yerler aşı macunuyla havanın ve yağmur sularının işleyemeyeceği bir şekilde sıvanır.

Kakma aşıda tutan aşılar o yıl sürer. Sürgünün doğru büyümesi için aşıların yanlarına birer herek dikmek ve taze sürgünleri bunlara

bağlamak gereklidir. Böyle yapılmazsa fidanın gövdesi eğri büğrü olur. Tutmayan aşılar varsa ve vakit de henüz geçmemişse anacın tepesi bir kez daha vurularak aşı tekrarlanabilir. Usta bir aşıcı, bir bağlayıcı ve bir macuncu olmak üzere üç kişilik bir posta, günde 300-400 aşı yapabilir.

Çoban aşısı: Kakma aşı yapılamayacak kadar kalın olan dallara veya anaçlara çoban aşısı yapılır. Bu aşı ile 8-10 santim çapındaki ve hatta daha kalın zeytinler ve ahlatlar başarı ile aşılanabilmektedir.

Çoban aşısının yapılışı: Aşı yapılacak anaçlar veya dallar aşının yapılacağı yerden testere ile düzgünce kesilir (Şekil 84). Kesilen yer sepetle perdahlanır. Kesilen anacın çapına göre kaç kalem vurulacaksa (bu 2-4 6 olabilir), boynuzdan veya odundan yapılmış bir kuru kalemle bunların gelecekleri yere bu kalem sokularak esas kalemin gireceği kabuk kısım yerinden oynatılır. Bundan sonra, üzerinde 2-3 göz bulunan kalem ele alınır. Kalemin en alttaki gözün karşı tarafından ve yalnız bir taraflı olarak bu kısım yontulur ve anacın tepesine iyice oturması için yontulan kısmın yukarı tarafından bir damak yapılır. Yontulan kısmın karşı tarafında ve kenarlarında bulunan kabuk da bıçakla hafifçe sıyrılarak bu kısımların da anacın kabuğuyla çabucak kaynaşmasına çalışılır. Bu şekilde hazırlanmış olan kalem daha önce kuru kalemle anacın kabuğu içerisinde açılmış olan yuvasına yerleştirilir. Eğer aşı yapılan anacın kabuğu esnemiyorsa, bu zaman kalemin takılacağı kabuk kısmı yukardan aşağıya doğru hafifçe çizilebilir ve kalemin zedelenmeden yerine oturması sağlanır. Kalem yerine oturtulduktan sonra anaçla kalem iyice bağlanır ve kalemin tepesi ile birlikte bütün yara yerleri macunla sıvanır.

İngiliz aşısı: İlkbaharda fidanlıklarda, kışın camekânda yapılan bir aşıdır. Bu aşının yapılabilmesi için elde anacın kalınlığına eşit kalınlıkta kalemlerin bulunması gerekmektedir. İşte, bu şekilde kalemleri çok sayıda bulmak çok kez mümkün olmadığından ingiliz aşılan meyve ağacı yetiştirilen fidanlıklarda diğer aşılara göre daha az kullanılmaktadır. İngiliz aşısının âdi ve dilcikli olmak üzere iki şekli vardır.

Adi İngiliz aşısı: Yapılışı bakımından kakma aşıdan daha kolaydır. Bu sebeple, uygun kalem bulunduğu taktirde fidanlıklarda onarma aşısı olarak yapılması sağlık verilebilir. Bu aşıyı yapmak için anacın tepesi vurulur ve İngiliz aşı bıçağıyla anacın tepesinden itibaren 3-4 santimlik bir kısmı bir taraflı olmak üzere şivine kesilir (Şekil 85 A). Anaç kesilirken yara yüzünün gayet düzgün çıkmasına dikkat edilmelidir. Bundan sonra, kalem ele alınır. Kalem, üzerinde 4-5 gözü bulunan ve yukarda da işaret edildiği gibi anaçla aynı kalınlıkta olan bir daldır. Bunun da alt ucu bir gözün karşı tarafından olmak üzere aynen anaçtaki gibi kesilir. Bundan sonra kalemin kesik kısmı anacın üzerine oturtulur ve yukardan aşağıya doğru rafya ile bağlanır. Adi İngiliz aşısında bağlamada çok dikkatli olmalıdır. Çünkü kalemle anacın birleştikleri kısımların kolayca kaymaları tehlikesi vardır. Böylece, kabuk kabuğa gelmeyeceğinden, aşının tutmaması ihtimali çoğalabilir. Bağlamayı bizzat aşıcı yapar. Bağlama bittikten sonra aşı yerinin kurumasını önlemek için rafyanın üzeri macunla sıvanır. Kalemin üst ucundaki kesik kısım da macunlanır.

Dilcikli ingiliz aşısı: Bu aşının adi İngiliz aşısından farkı, kesilen yüzeyler üzerinde ve kalemle anaç da aksi yönlerde olmak üzere birer dilcik yapılmasıdır (Şekil 85 B). Bu şekilde yapılan dilcikler birbiri içerisine geçirilir ve kalem anaç üzerine sıkıca yerleştirilmiş olur. Dilcikli İngiliz aşısının yapılışı, âdi İngiliz aşısına göre daha güç ise de tutma oranı daha yüksektir. Bağlama ve macunlama tıpkı adi İngiliz aşısında olduğu gibi yapılır.

Yarma aşı: Memleketimizde çok yayılmış olan kalem aşılarından birisi de yarma aşıdır. Halbuki bu aşı, meyvecilikte ancak zorunlu durumlarda kullanılması gereken hele fidanlıklarda kesinlikle kullanılmaması gereken bir aşıdır. Çünkü, yarma aşıda ağaçlar üzerinde büyük yaralar açılır ve bu yaralar kolay kapanmaz. Yara yerlerine çoklukla çürüklük mantarları ve türlü zararlı böcekler yerleşerek aşı yerini çürütür. Bundan ötürü, yarma aşı ile aşılanmış ağaçlar çoğunlukla hastalıklı olur.

Yarma aşılar yumuşak çekirdekli meyve türlerimizde kullanılabilirse de sert çekirdekli türlerde, yara yerinden çabuk zamk vermeleri yüzünden, kullanılmaları doğru olmaz. Yarma aşı ile aşılanmış kaysı, badem ve şeftalilerin ömürleri kısa olur. İşte bu yüzdendir ki, ancak kalınlıkları bilek kalınlığında olan ve bu şekilde diğer aşılar uygulanamayan yumuşak çekirdekli meyve türlerimizde yarma aşı yapılabilir.

Yarma aşının yapılışı: İlk olarak anacın tepesi, çoban aşısında olduğu gibi, aşı yapılacak yerden testere ile kesilir ve üzeri güzelce perdahlanır. Anacın tepsine yarma aşı usturası dikey olarak konarak üzerine tahta tokmakla yavaş yavaş vurulur ve anacın tepesi yarılır. Böylece anaç aşıya hazırlanmış olur. Üzerinde 2-4 göz bulunan kalem de alttaki gözün iki yanından başlanarak aşağıya doğru düzgünce yontulur (Şekil 86 a, b) ve yontarken özellikle özü fazla olan ağaçlarda, özün dışarıya fazla çıkmamasına dikkat edilir. Eğer anaca tek bir kalem takılacaksa bu zaman kalemin ucu yontulurken içe gelen yanın daha ince yapılmasına dikkat edilir. Kalem hazırlandıktan sonra aşı usturasının sapındaki kamanın yardımı ile anacın yanlan kısmı hafifçe aralanır ve kalemin alt gözü dışarı gelmek üzere yerine oturtulur (Şekil 86 c). Kalem takılırken anacın ve kalemin kabuklarının birbirine denk gelmesine dikkat etmeli ve kalem dışarıya taşırılmamalıdır. Bundan sonra aşı yeri güzelce bağlanır. Anacın tepesindeki yara bir kabukla örtülür ve bütün yara yerleri aşı macunu ile sıvanarak buraya yağmur sulan, çürüklük yapan mantarlar ve böceklerin girmeleri önlenir.

9.1.6. Aşı Kalemlerinin Seçilmesi, Hazırlanması ve Saklanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Aşı kalemlerinde aranılacak özellikler: Aşı ile çoğaltmanın bütün şekillerinde, çoğaltılması istenen çeşitlerden alınan kalemler, bu çeşitlerin bütün özelliklerini ulaştıracaklarından, kalem alınacak ana damızlık ağaçlara çok dikkat edilmelidir. Bu da, ancak kalem alınacak damızlıkların kesin bir seçmeye (seleksiyon) tâbi tutulmaları ile sağlanabilir. Kalem alınacak damızlıkların seçiminde yalnız o çeşidin meyve özelliklerine bakmakla yetinmeyip, aynı zamanda büyüme şekilleri, verimlilikleri, sağlamlıkları ve dış şartlara karşı dayanıklı olup olmadıkları da göz önünde tutulmalıdır. Bazı durumlarda, özellikle çok sayıda fidan yetiştiren büyük fidanlıklarda, aynı çeşide ait yüksek özellikli damızlıklar, ihtiyacı karşılayacak derecede kalem almağa yetmez. Böyle durumlarda, damızlık ağaçların bir kısım dallarında kısa budama yaparak ve böylece ağaçlarda sürmeyi uyartarak bir ağaçtan alınacak kalem sayısının artırılması yoluna gidilir. Bu da yetmezse, aynı ağacın önceki yılda yapılmış olan aşılarından kalem alınabilir.

Damızlık ağaçlardan kalemler gelişi güzel alınmamalıdır. Kalemler hiç değilse bir kurşun kalemi kalınlığında olmalı ve ağaçların en fazla güneş gören taraflarındaki dallarından alınmalıdır. Gölgede ve meselâ ağacın tacı içerisinde kalan sürgünler, genel olarak, iyi pişkinleşmez, yani bunlar depo maddelerince fakirdir. Böyle sürgünlerde gözler arasındaki mesafeler ve kalemin dokusu da gevşektir. Obur dallar1 da tıpkı gölgede kalmış sürgünler gibidir. Bunların aşıları iyi tutmadığı gibi, ağaçları az verimli olur. Bu sebeple, hiçbir zaman kalem olarak kullanılmamalıdır. En iyisi güneye bakan ve tacın dış tarafında bulunan dallardan kalem almaktır.

(Obur dallar, ağaçların yaşlı kısımlarından süren gevşek dokulu uzun dallardır.)

Aşı kalemlerinialma zamanı : Kalemler, aşıda kullanılacakları zamana göre, ya ağaçlarda yapraklar döküldükten sonra, ağaçlar dinlenme durumunda iken, veya yazın (göz aşıları için) yeşil iken kesilir. En iyisi kalemleri kullanılacakları zaman kesmek ve hemen kullanmaktır. Fakat, kalemlere suyun yürümesini önlemek bakımından ilkbahar kalem aşılarında buna çok kez imkân olmaz. Bu yüzden, ilkbaharda yapılacak kalem aşıları için kalemler, ağaçlarda gelişme tamamen durduktan ve ağaç tam dinlenmeye geçtikten sonra kesilir. Kesilen kalemlerin kurumalarını önlemek için, bunlar 50 veya 100 lük demetler şeklinde bağlanır ve don tehlikesi olmayan serin ve nemli bir depoda az nemli kum içerisinde saklanır. Saklanan kalemlerde kabuğun buruşmaması, sararmaması ve kalemlerin küflenmemesi şarttır. Ancak böyle kalemlerle yüksek randımanlı aşılar yapılabilir. Kalemlerin saklanacağı depolar sıcak olacak olursa gözler sürmeğe başlar ve böyle kalemler artık aşı için kullanılamaz.

Göz aşıları için yazın alınacak kalemlerde gözlerin iyice teşekkül etmiş olmalarına dikkat edilmelidir. Yazın kesilen kalemler derhal aşıda kullanılmalıdır. Kesilen kalemlerin yaprak ayaları kopardır ve kalemin ucu kesilir (Şekil 87). Böylece kalemde buharlaşma ile meydana gelecek olan su kaybı azaltılmış olur. Yaprak saplarının gözlerin yanlarında bırakılmasıyla gözün kolaylıkla yerine takılması sağlanır ve gözlerin zedelenmelerine engel olunur. Sonradan, aşılarda bu sapların düşmesiyle aşının tutup tutmadığı da anlaşılır.

Yazın kesilen kalemlerde, kalemin üst ve alt ucundan alınan üçer göz aşıda kullanılmaz. Çünkü, bunlar bütün dikkat ve ihtimama rağmen sularını çok kaybeder ve bu yüzden tutma oranlan da düşük olur.

Aşı kalemlerinin nakli: Aşıda kullanılacak kalemler her zaman çevreden sağlanamaz ve başka yerlerden getirtilmesi gerekebilir. Sonbaharda alınan ve kışın muhafaza edilecek olan kalemlerin nakilleri kolay ise de, yazın en sıcak günlerinde kalemlerin bir yerden diğer bir yere götürülmesi her şeyden önce çabuk giden taşıtlara ihtiyaç gösterir. Bu amaçla uçak postalarından faydalanılması en iyidir. Başka yere gönderilecek kalemler, ağaçlardan alınır alınmaz yaprak ayaları kesilir, gönderilecek kalemin miktarına göre bir sandık yapıldıktan sonra içerisine parşömen kâğıdı serilir, altına hafif ıslatılmış yosun konduktan sonra bir sıra kalem dizilir ve kalemlerin üzerine bir kat kâğıt konur. Tekrar kalem konur. Sandık dolunca üzeri tekrar yosun ve kağıtla kapatılır. Böylece su kaybı azaltılır. Taşıma sırasında kalemleri demet şeklinde bağlamak, çoğunlukla kazışmaya sebep olduğundan, doğru değildir.

Kalemler aşı yerine gelince bunlar ilk olarak 1-2 saat kadar suda bırakılır ve ondan sonra aşıya başlanır. Gelen kalemler sularını fazla kaybetmişlerse ve gözleri de kararmışsa bunlarla aşı yapılmamalıdır.

İlkbahar aşıları için kışın veya baharda gönderilecek kalemleri bu kadar büyük bir ihtimamla ambalaj yapmağa lüzum yoktur. Bunlar demet halinde ve üzerleri kağıtla veya plastikle sarılarak, havalar çok soğuksa demetler arasına saman doldurularak sandıklara yerleştirilir ve istenilen yere gönderilir.

Aşılarda tutma olayı: Her aşı aslında bir yaralamadır. Bu nedenle aşının kaynaması bir yaranın kapanmasına benzer. Aşının kaynamasında ilk olarak anaç ve kalemin kambiyum bölgesindeki en dış tabaka hücreleri paranşim hücrelerini ve bunlar da kallus (yara) dokusunu meydana getirir. Sonradan bu kallus dokusunun bazı hücreleri yeni kambiyum haline dönüşür. Bu yeni kambiyum dokuları da sonradan yeni iletken dokuları teşkil eder. Böylece kaynaşma tamamlanır ve aşı tutmuş olur. İşte aşı yapılırken kalem ile anaç kambiyumunun karşı karşıya getirilmesinin ve bunların sıkıca bağlanmasının amacı bu iki kambiyum arasındaki köprünün kolaylıkla ve hızla kurulmasını sağlamaktır.

Anaç ve kalemde yeni kambiyum teşekkülü çevre sıcaklık ve nem şartlarına bağlıdır. Genellikle soğukta (sıfır derece dolayları) ve fazla sıcakta (32°C den yukarı) kallus teşekkülü yavaşlr veya olmaz. Bazı türlerde, meselâ cevizlerde belli bir optimal sıcaklıkta kallus teşekkülünün iyi olduğu görülmüştür. Açıkta yapılan ceviz aşılarında çok kez başarı elde edilememesi belki de bu sıcaklık faktörü ile ilgilidir. Bu nedenle, aşı kaynaşmasında da optimal şartlar göz önünde tutulmalıdır.

Anaçla kalemin tutması üzerinde tür ve çeşitlerin etkileri özel meyvecilik derslerinde ayrıntılı olarak bildirilmiştir.

9.1.7. Aşı Alet ve Malzemeleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Aşıda kullanılan aletler: Aşıda kullanılan aletleri biri aşıya hazırlayıcı, diğeri de aşı yapımında kullanılan aletler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Aşıya hazırlayıcı aletlerin başlıcaları testere, makas ve değişik boydaki serpetlerdir. Aşı yapımında kullanılanlar ise aşı bıçağı, sepet, yarma aşı usturası ve aşı tokmağıdır.

Testere: Aşıda testere, aşılanacak kalın dalların ve kalın anaçların

tepelerinin kesilmesine yarar. Bu iş için kullanılacak testerelerin uçlarının dar olması ve fazla pürüzlü yara yap mamaları için de ufak dişli olmaları istenir (Şekil 88). Bu şekilde testereler ağaçların her yanına kolayca ve öteki dalları zedelemeden girebilir. Dallar ve anaçların tepeleri testere ile kesildikten sonra yara yerleri serpetle perdahlanır. Bu iş yaranın daha çabuk kapanmasını sağlar.

Makas: Genç anaçların tepelerini kesmede ve gövdelerini temizlemede kullanılır (Şekil 88). Özellikle kakma aşıda ve çoban aşısında çöle işe yarar. Kolaylıkla kullanılan bir alet olduğundan çok kimseler bıçaktan çok makas kullanır. Ancak, makasın kestiği yeri hafifçe çiğneyerek ezdiği unutulmamalıdır. Bu sakıncayı azaltmak için her iki ağzı keskin olan makaslar kullanılmalıdır. Bir tarafı kesen makaslar daha çok ezer.

Serpetler: Değişik boyda olur. Bunların öteki çakılardan farkı, uçlarının hafif eğri olmasıdır. Bütün kalem aşılarında kullanılır (Şekil 88).

Aşı bıçakları: Hemen her aşının kendisine göre bir bıçağı vardır. Göz aşısı için kullanılan aşı bıçaklarının ya sapının ucunda ve ağzının arka tarafında bir tırnak bulunur (Şekil 89). Bu kısımla kabuk kaldırılır.

Aşı ustası: Yarma aşılar için kullanılır. Ustura şeklinde bir ağzı ve bir de hemen hemen ağzı uzunluğunda ucu kamalı bir sapı vardır. Kama şeklindeki ucunun biraz da yassıdır. Kama yardımı ile ustura ile yarılmış olan anacın tepesi ayrılır ve bu ayrılan kısmına kalemin kolayca girmesi sağlanır.

Tokmak: Yarma aşılarda usturanın üzerine vurmak için kullar lir. Tokmak iki tarafı aynı çapta olan silindir şeklindeki bir ağacın ortasına bir sap takılarak yapılmıştır.

Aşı aletleri her zaman temiz tutulmalıdır, özellikle aşı yapıldıkta] sonra bıçaklar güzelce temizlenmeli ve kurulandıktan sonra kaldırıl malıdır. Aşı bıçak ve makaslarının oynak yerleri yağlanmalı ve ağızları kapatılırken birden bire bırakılmamalıdır. Bu aletler sert çelikte yapıldıklarından ağızları kolaylıkla uçar ve işe yaramaz bir hal alır. Virüs tehlikesi veya uçkurutan gibi hastalıkların olduğu yerlerde aşı aletleri kullanılmadan önce hafif bir alevden geçirilerek dezenfekte edilmelidir.

Aşı bağları: Aşının iyi tutmasını sağlamak için, kalem veya göz anaçla iyi birleşmesi ve aralarında herhangi bir boşluğun kalmam gerekir. Bu, ancak iyi bir bağlama ile sağlanabilir.

Aşı bağları iyi bir materyalden seçilmelidir. Bunların rutubet gevşememesi, bununla beraber, aşı yerini boğmaması için esnek okları gerekir. Pratikte bağ olarak en çok rafya1, pamuk ve yün iplil leri kullanılır. Yün ipliği esnek olduğundan aşı yerini sıkmaz. Bunu iki üç tanesi bir araya getirilerek ve fakat bükülmeden sarılır. Pamuk ipliği yün ipliği gibi esnek olmadığından bununla sarılan aşı yerleri ima kontrol altında bulundurulmalıdır. Rafyada da esneklik yoktur. Bu sebeple aşı yerini boğma tehlikesi vardır. Bunun içindir ki, özellikle genişliğine büyüyen genç anaçlarda, aşıdan 10-15 gün sonra rafyaları çözmelidir. Rafyalar aşıda kullanılmazdan önce ıslatılmalıdır. Son zamanlarda aşı bağı olarak lâstik şeritler kullanılmaktadır.

Aşı macunları: Macunlar kalem aşılarında kullanılır. Bunları kullanmanın amacı, aşı yerinin hava alarak kurumasını ve dış şartların tesiri ile yara yerinde çürüklüklerin meydana gelmesini önlemek|

Yine macunlar, aşı yerine dışarıdan toz, toprak, yağmur suları ve benzeri yabancı maddelerin girmesini önler.

Aşıda kullanılan macunları, soğuk ve sıcak macunlar olmak üzere iki kısma ayırabiliriz. Adlarından da anlaşılacağı gibi, soğuk macunlar soğuk iken kullanılır. Bu bakımdan aşıcılara büyük bir kolaylık sağlanırsa da içlerinde ispirto bulunması yüzünden biraz pahalıya mal olur. Soğuk macunlarda şu özellikler aranır: Macun, kolaylıkla sürülebilmesi için, sakız gibi uzamamalı, sıcakta eriyip akmamalı veya soğuklarda çatlayıp dökülmemelidir. Macun yara yerini hiç değilse bir yıl iyi bir şekilde korumalıdır.

Sıcak macunlar ise ancak ısıtıldıktan sonra kullanılır. Bu durum, sıcak macunların pratik bakımdan başlıca kusurunu teşkil eder. Çünkü, çok kez dikkatsiz işçilerin macunu çok sıcak kullanarak aşı yerlerini yaktıkları görülmektedir. Ayrıca macunun sürekli olarak ısıtılması bir yüktür.

Gerek soğuk ve gerek sıcak macunlan hazırlarken dikkat edilecek en önemli nokta, macunlarda bitki dokusuna fena etki yapan herhangi bir madenin kullanılmamasıdır.

Aşı macunlarını hazırlamak için türlü reçeteler vardır. Bunlardan kullanışlı olan bir soğuk ve bir de sıcak macun reçetesini aşağıda veriyoruz.

Yapılışı: Çam sakızı, zift, içyağı ve balmumu büyükçe demir bir kap içerisine konulup ateş üzerinde karıştırılarak eritilir. Karışığın rengi hafif kahverengi olunca üzerine yavaş yavaş ince kül serpilerek yine karıştırılır ve koyu kahverengi hasıl oluncaya kadar kaynatmaya devam edilir. Bundan sonra, ateşten indirilerek biraz soğutulur ve üzerine ispirto dökülerek iyice karıştırılır. Tamamen koyulaşmadan kutulara doldurulur.

Yapılışı: Bu üç madde bir teneke kutu içerisinde ateşte ısıtılarak iyice karıştırılmakla macun hazırlanmış olur. Gerektikçe bundan bir miktar alınarak ısıtılır ve ılık ılık kullanılır.

Bizde bahçıvanlar, yarı yarıya inek mayısı ve mangal külünü karıştırarak hazırladıkları bir bulamacı yara yerine sürerler. Her ne kadar bu karışım aşı yerini, özellikle sıcak yerlerde, serin tutmak suretiyle faydalı olursa da, havanın ve yağmur sularının aşı yerine girmesine karşı sıkı bir örtü teşkil edemez. Bu sebeple aşı macununun yerini tutamaz. Bununla beraber, aşıdan sonra hiçbir şey kullanmamaktansa bu karışımı kullanmak faydalı olur.

9.2. Meyve Fidanı Yetiştirilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.2.1. Fidanlık Yeri Seçerken Dikkat Edilecek Noktalar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlık yeri seçerken başlıca iki önemli noktayı göz önünde tutmak gerektir. Bunlardan birincisi fidanlık için seçilecek yerin fidan yetiştirme bakımından, ikincisi de işletmecilik yönünden uygun olup olmadığıdır. Birbirini tamamlayan bu iki noktadan birisinin çok iyi olmasına karşılık diğerinin elverişli bulunmaması, kârlı ve iyi bir fidancılık yapılmasını önler.

Fidanlık olacak yerin kapalı ve duldal ı olması ve o bölgede hakim olan kurutucu, yakıcı ve dondurucu rüzgârlara karşı korunmuş bulunması gereklidir. Fidanlık için en uygun olan yerler güney, güney-doğu ve batıya bakan alanlardır. Böyle alanlarda meylin yağmur sularının akıp gitmesine sebep olacak ve toprağın işlenmesini güçleştirecek derecede fazla olmaması da gerekmektedir. Bunlardan başka, fidanlık yerinin istendiği zaman sulanabilmesi için, yetecek derecede akar suyun bulunması da şarttır. Fidanlığın verimi ve başarısı üzerinde sonbaharın erken ve ilkbaharın geç donları da büyük bir rol oynar. Bu sebeple, yerin bu bakımlardan da uygun olup olmadığı araştırılmalıdır. İşletme sorununa gelince: Elde olunacak fidanlarla ana damızlık bahçelerinden elde edilecek meyvelerin kolaylıkla ve ucuzca taşınması bakımından fidanlık yerinin ulaştırma imkânları elverişli olmalıdır. Bu durum, fidanlığın ihtiyacı olan araç, gereç, suni gübre ve ahır gübrelerinin ve bunlara benzer ham materyalin kolaylıkla fidanlığa getirilmesi bakımından da önemlidir. Bu sebeple, fidanlıkları tren yollarının yakınlarında seçmek doğru olur. Bunlardan başka, fidanlık fazla el işi isteyen bir ziraat işletmesidir. Onun için bunların işçi ihtiyacının kolaylıkla sağlanması bakımından köylere yakın olması istenir. Ayrıca fidanlık, fidan ihtiyacı büyük olan yerlere yakın olursa, satış bakımından daha büyük kolaylıklar da sağlanmış olur.

9.2.2. Fidanlık Yerinin Toprağı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlık yerinin besin maddelerince zengin, kolay işlenir, suyu geçiren ve iyi özellikte topraklar olması gerekir. Fidanların yetiştirildikleri toprakla dağıtılacakları yerlerin toprakları arasında özellik bakımından büyük ayrılıklar olmamalıdır. Aksi halde, daha önce zengin ve iyi bir toprakta yetişmeğe alışmış olan fidanlar yeni yerlerinde iyi gelişmez ve hatta bu topraklara kolayca uyamayarak kuruyabilirler ki bu da kısa bir zamanda fidanlık aleyhine büyük ölçüde olumsuz bir propagandanın yapılmasına ve satışın gerilemesine sebep olur. Genel olarak, fidanlık toprağı deyince akla tınlı kumlu veya kumlu tınlı topraklar gelir. Yeter derecede nemli ve besin maddelerince zengin olan kumlu topraklar da fidancılığa uygun olup bu topraklar kolaylıkla işlenmekte ve buralarda yetişen fidanların kökleri çok saçaklı olmakta, sürgünleri de iyi pişkinleşmektedir. Toprağın fazla nemli olduğu yerlerde, hele bataklık olan yerlerde fidanlık kurulması hiç doğru değildir. Böyle yerlerde fidanlar çoğunlukla sanlığa tutulur, kökleri ve sürgünleri pişkin olmaz ve dikildikleri yerlerde tutmaları güç olur.

Fidanlık yapılacak yerin üzerinde, yakın zamanlara kadar meyve ağacı yetiştirilmemiş olmalıdır. Üzerinde meyve ağacı yetiştirilmiş ve hemen fidanlığa ayrılmış olan topraklar çoğunlukla besin maddelerince fakir düşmüşlerdir. Bu topraklarda fidanlara zarar veren bir takım hastalıkların ve zararlıların salgın durumda bulunmaları da söz konusudur. Bunlar, toprak yorgunluğu ile birlikte fidan üretimini büyük ölçüde etkiler. Yeni orman açmalarında ve sökülmüş yeni çayırlıklarda da hemen fidanlık kurulması doğru olmaz.

9.2.3. Fidanlık Yerinin Çevrilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

İnsan ve hayvanların yapacakları zararları önlemek bakımından fidanlığın çevresinin çitlerle korunması gereklidir. Her ne kadar bu iş işletme bakımından oldukça büyük bir masrafın yapılmasını gerektirirse de, faydası bir kere yapılacak olan bu masrafını sonradan kat kat öder.

Çitleri biri suni, diğeri tabii çitler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Suni çitler, dikenli teller, kerpiç, taş ve tuğla duvarla yapılır. Tabii çitler ise her türlü bitkilerle yapılan çitlerdir.

Suni çitlerden en ucuza mal olanı paslanmayan dikenli tellerden yapılan çitlerdir. Teller ya demir kazıklar veya meşe ve benzeri gibi dayanıklı ve toprak içerisine girecek kısımları ziftlenmiş veya yakılmış kazıklar üzerine gerilir. Bazen kazık yerine gelecek şekilde fidanlığın çevresine ağaçlar dikilir ve teller bunlara tutturulur. Böylece hem fidanlığın çevresi ağaçlanmış ve hem de kazık temin edilmiş olur.

Dikenli tellerle çit yaparken kazıklar 2,5-3 metrede bir dikilir. Bu kazıklar üzerine 25 er santim ara ile dikenli teller gerilir. Bu şekilde yapılan altı sıra dikenli tel çiti insan ve hayvanların geçmelerini önleyebilir. Direkler arasına yapılan bu paralel sıralardan başka karşılıklı olarak iki de çapraz tel çekmek suretiyle çit daha sağlam ve geçilmesi daha güç bir hal almış olur.

Çit olarak duvar yapılması, hemen hiç bir yerde ekonomik olmaz. Eğer bunların yapılmasından kaçınılmıyorsa hiç değilse bir metre yükseklikte olması ve üzerine iki üç sıra dikenli tel çekilmesi gerekir. Aksi halde insanlar tarafından kolaylıkla aşılabilir.

Tabii çitlere gelince; bunlar türlü bitkilerle yapılan çitlerdir. Su durumuna iklim şartlarına göre şu özellikler aranır:

  1. Dikenli ve sık dallı olmalıdır.
  2. Gelişmeleri kuvvetli olmalı, makasa dayanmalıdır.
  3. Fidanlıklarda tohumlarından faydalanılabilmelidir.
  4. Fidanlıklarda yetiştirilecek bitkilere zarar verecek böcek ve mantarlara yataklık yapmamalıdır.
  5. Kışın yaprağım dökmeyenler tercih edilmelidir.

Çit bitkisi olarak sağlık vereceğimiz bitkiler, maklura, gladiçya, mimoza, selvi, kazuarina, mazı, iğde, idris, kızılcık, ligustrum, üç yapraklı portakal ve acı bademdir. Bunlardan mimoza, kazuarina ve üç yapraklı portakal ancak kışlan ılık geçen yerlerde yetiştirilebilir. Portakal yetiştirilen bölgelerimizde bunların çitlerine çoklukla rastlamaktayız. Selvi de kışları az soğuk olan yerlerde ve daha çok deniz ikliminin hâkim olduğu bölgelerde çit bitkisi olabilir. Adları sayılan diğer bitkiler Orta Anadolu yaylasında da çok iyi yetişmektedir.

Fidanlıklarda, fidanlığın çevresinden başka bir de ana yollarının ve tohum parsellerinin kenarına çit yapılır. Bu suretle fazla işlek olan yol kenarlarındaki fidanların tozlardan korunmaları sağlanacağı gibi tohum tavaları da soğuk rüzgârlara karşı kısmen korunmuş olur.

9.2.4. Fidanlık Yerinin Bölünmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlık yerinin bölünmesinde özellikle işlenecek kısımların fazla kalmasına çaba gösterilmeli ve bu amaçla yollara ayrılacak yerler, gösterişten çok ihtiyaca yetecek şekilde tertiplenmelidir.

Fidanlıklarda ana yollar fidanlık arazisinin uzunluğuna olarak açılır ve bu yollar yan yollarla birbirine bağlanır. Ana yolun kaba çakıl, kum veya kaldırım taşlarıyla çamurlanmaz bir duruma getirilmesi doğru olursa da, fazla masraftan kaçınılarak diğerleri oldukları gibi bırakılabilir. Yalnız yolların otsuz ve temiz bulundurulmalarına dikkat edilir. Ana ve yan yollarla büyük adalara ayrılan fidanlık arazisi, sonradan parsellere bölünür. Bu parsellerin büyüklükleri, iki dönümden fazla olmaz. Bunun için parsellerin genişliklerini 20 ve uzunluklarını 100 metre olarak almak en iyisidir. Sonradan bu parseller 3-5 metre genişlik ve 5-15 metre uzunluktaki evleklere ayrılır.

Fidanlığın bir planı yapılacağına gere (Şekil 90) ayrılacak ada ve parsellerin harf ve rakamlarla işaretlenmesi işletmede çalışmayı kolaylaştırır. Meselâ adalar harf ve parseller de rakamlarla gösterilecek olurlarsa bir adadaki parseli göstermek için Aı veya B, ve benzeri g;b' işaretler kullanılarak hangi adalarda ve hangi parsellerde nelerin bulunduğu ve ne gibi işlerin yapıldığı ve yapılacağı kolaylıkla tespit edilebilir. Ada işaretleri birer tahta etiket üzerine yazılarak bunların başlarına, kolayca görülecek yerlere dikilir.

Bir fidanlık arazisi bölünürken, esas olarak yapılacak işe göre altı parsel ayırmak icap eder. Bunlar şunlardır:

  1. Tohum, çelik tavaları parseli,
  2. Damızlık anaç daldırma parselleri,
  3. Şaşırtma parselleri,
  4. Aşı parselleri,
  5. Terbiye parselleri,

6- Tohum ve kalem damızlık parselleri.

Bizim fidanlıklarımızda, zeytin yetiştiren fidanlıklar dışında, işi biraz daha masrafsız yapmak için şaşırtma, aşı ve terbiye parsellerinin birleştirildikleri görülmektedir. Yani tohum ve çelik tavalarından alınan fidanlar şaşırtma parsellerine dikilir, burada aşılanır burada ter- . biye edilir ve buradan sökülerek dağıtılır veya satılır. Böylece, şaşırtma yalnız bir kez yapılmış olmaktadır. Gerçekten, kuvvetli gelişen ve iyi kök yapan tür ve çeşitlerle çalışıldığı zaman, bunları birleştirmek büyük bir sakınca teşkil etmez. Ancak, iyi saçak ve kök yapmayan ve daha çok kazık kök teşkiline eğilimi olan tür ve çeşitlerde birkaç kez şaşırtmayı tekrarlayarak fidanın daha saçaklı bir kök sistemi yapacağı unutulmamalıdır.

Fidanlıklarda damızlık parsellerinin de ayrı olmaları gerekir. Damızlık parselleri, kalem damızlığı, tohum damızlığı ve anaç damızlıkları olmak üzere ayrı ayrı kurulur ve bunlar özel bir bakım ve ihtimama tâbi tutulur.

9.2.5. Fidanlık Toprağının İşlenmesi ve Hazırlanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlık olarak kullanılacak yerler, çoğunlukla önceleri diğer ziraat işlerinde kullanılmış topraklardır. Buralarda toprak fidancılık bakımından istenilen ölçüde derin işlenmediğinden fidan dikimine başlanmazdan önce toprağın 50-60 santim derinlikte krizma yapılması gerekmektedir. Bu iş ya bel ile veya krizma yapan derip krizma pulluklarıyla yapılır (Şekil 91). Genel olarak pullukla yapılan krizma bel ile yapılana göre ucuza mal olmaktadır. Bununla beraber, krizma pulluğunu işletebilmek için bu pullukları çekecek kuvvette traktörlere ihtiyaç vardır.

Parsellerde krizma fidan dikiminden hiç değilse 5- 6 ay önce yapılmalıdır. Bunun için de yaz ortası (yaz krizmasi) ile sonbaharın başlangıcı (Güz krizmasi) uygundur. Bu şekilde krizma yapıldıktan sonra toprak kışın oturur, donların etkisiyle iyice parçalanır ve yağan yağmur ve kar sularını emerek nemce zenginleşir. Krizmada dikkat edilecek önemli noktalardan birisi de toprak tabanı iyi olmayan yerlerde bu kısmın karıştırılmaması ve toprağın üst kısmına çıkarılmamasıdır. Böyle durumlarda bu tabaka olduğu yerde kazılır ve bırakılır (Düz krizma) toprak birörnek çıkıyorsa birinci ve ikinci bel ile kaldırılan toprak katlan yerlerini değiştirir (Çapraz krizma).

Bel ile kirizmanın yapılışı: Bel ile kirizma ya iki bel bir kürek (50 santim) veya üç bel iki kürek (75 santim) derinlikte olmak üzere yapılır.

İki bel bir kürek kirizmanın yapılışı: Bunun için kirizma yapılacak olan tarlanın alt başından meyilli ise aşağı tarafından başlanarak yukarıya doğru iplerle bir metre genişlikte şeritlere ayrılır. Ayrılan şeritlerden birisinin ağız kısmı bir bel derinliğinde açılarak (Şekil 92 a) toprak dışarıya atılır. Eğer düz krizma yapılacaksa bunun altında kalan toprak tabakası (Şekil 92 b) yerinde bellenerek bırakılır. Bundan sonra, ikinci sıranın üst kısmı (Şekil 92 c) yine bir bel derinlikte bellenerek (a) sırasının boş kalan kısmına doldurulur ve (d) tabakası da olduğu yerde bellenerek bırakılır. Bu şekilde devam edilir, tarlanın üst başına gelince açık kalan hendeğe daha önce (a) dan çıkarılmış olan toprak taşınarak doldurulur. Kirizma çapraz olarak yapılacaksa, yâni alt tabaka ile üst tabaka yer değiştireceklerse, bu zaman başlangıçta (a) ve (b) nin toprakları birden çıkarılır ve bundan sonra kazılan (c) nin toprağı (b) nin yerine ve (d) nin toprağı da (a) nm yerine doldurulur ve böylece çapraz olarak kirizma yapılmış olur.

Üç bel iki kürek düz kirizmanın yapılışı: İlk olarak, tarla uzunluğuna birer metre genişliğinde üç şeride ayrılır (Şekil 93). Bundan sonra birinci şeridin l ve 2, ikinci şeridin de 4 numaralı toprak katlan tarlanın kenarına çıkarılır. Birinci şeridin 3 numaralı toprak katı yerinde bellenerek kabartılır. İkinci şeridin 5 numaralı toprak katı birinci şeritteki 2 nin yerine atılır. Üçüncü şeridin 7 numaralı toprak katı birinci şendin l numaralı toprak katı yerine atılarak bu kısmın kirizması tamamlanmış olur. Bu biçimde geriye doğru gidilerek toprak alt üst edilmeden üç bel iki kürek kirizma yapılmış olur. Yalnız tarlanın başına çıkıldığı zaman burada genişçe bir hendek kalacaktır. Bu hendek tarlanın alt basma yığılmış olan 1,2 ve 4 numaralı katların topraklan taşınarak kapatılır.

Üç bel iki kürek çapraz kirizmanın yapılışı: Bunun yapılışı yukarda anlatılanlardan biraz daha karışıktır. Burada krizmaya başlamadan önce tarla 75 er santimlik şeritlere ayrılır (Şekil 94). Bundan sonra, birinci şeridin l, 2, 3 ve ikinci şeridin 4 ve 5 numaralı toprak katları çı-. karılarak tarlanın kenarına yığılır. Üçüncü şeridin 7 numaralı katı bellenerek kürekle birinci şeridin 3 numaralı katının boşluğuna, 8 nci katın toprağı 2 nin yerine ve 6 numaranın toprağı da l in yerine atılır. Bu biçimde en üst katın toprağı en alta, en alt katın toprağı da en üste gelememekte orta katlarda biri birinin ardı sıra yer değiştirmektedir. Bundan sonra, 10 nün toprağı 6 nin, 11 in toprağı 5 in ve 9 un toprağı da 4 ün yerine atılır. Böylece devam edilerek tarla başa kadar aktarılmış olur. En başta kalan geniş boşluk da l, 2, 3, 4 ve 5 den çıkarılmış olan topraklarla doldurulur.

Fidanlıklarda kirizma yapılmış araziye ilkbaharda tohum ekilebilmesi veya fidan şaşırtılabilmesi için toprak yüzünün 10 santim kadar derinlikte bir kısmı tekrar bir kez işlenir, kesekleri kırılır ve düzeltilir. Bu iş için en elverişli aletler, yaylı kültivatörlerdir (Şekil 95). Bu kültivatörler çaprazlama olarak iki kez çekildiği zaman toprak en iyi bir şekilde işlenmiş olur.

Fidan dikilen veya tohum ekilmiş olan alanlarda yapılacak diğer bir toprak işleme işi de çapadır. Çapa toprakta nemin saklanmasını, toprak yüzünün iyi bir şekilde ısınmasını, toprağın havalanmasını ve toprağın gevşemesiyle kök faaliyetlerinin artmasını ve nihayet toprakta kültür bitkilerinin zararına olarak su ve besin maddelerini alarak büyüyen ve zaman zaman kültür bitkilerini basarak onları boğan yabani tların sökülüp atılmasını sağlayan bir iştir. Çapa ya el ile (Şekil 96) veya küçük traktör veya hayvanla çekilen çapa makinalarıyla yapılır.

Büyük fidanlıklarda hayvan çapaları daha kârlıdır. Ancak bu çapalar fidanların diplerine tamamen yanaşmadıklarından sonradan bu kısımların el çapalarıyla çapalanması gerekmektedir.

Çapa, hayvan veya traktör çapasıyla yapılacaksa fidanlıklarda sıralar arasında mesafenin 90-100 santimden aşağı düşmemesine ve sıraların hep bir hizada yapılmasına dikkat edilmelidir.

9.2.6. Fidanlık Yerinin Gübrelenmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlıklarda gübreleme, sebzecilikte olduğu kadar sistemli ve düzenli yapılmamaktadır. Genel olarak, fidanlar dikilmezden önce toprak bir kez gübrelenecek olursa soruna çözülmüş gözüyle bakılmakta ve daha çok ahır gübresi kullanılmaktadır. Halbuki, pek tabii olarak, üç yıllık bir gelişme periyodu için bir kez yapılan bu gübreleme hiç bir zaman ihtiyacı tamamen karşılayamaz. Bu sebeple, dikimden sonraki yıllarda da fidanları içinde azot, fosfor ve potas olan karışık gübrelerle gübrelemek yararlı ve gereklidir. Eğer bu gübre ilkbaharda birinci çapadan önce toprağa serpilecek olursa anaçların gelişmesi üzerine çok iyi bir etki yapar. Bu şekilde yapılacak gübreleme ile fidanların dokularının gevşek, az sert ve iyice pişkinleşmemiş olacaklarından kor-kullanılmalıdır. Çünkü, bir taraflı olarak yalnız azotla yapılacak gübreleme ile ağaçların iyi bir şekilde beslenmesi için yapılan bu gübreleme arasında büyük farklar vardır.

Yalnız azotlu gübrelerin kullanılmasında esaslı denemelere dayanmak gereklidir. Çünkü, bunların uygun olmayan zamanlarda kullanılmalarıyla ve meselâ geç verilmeleriyle fidanların gelişme süreleri uzatılmış olacağından ağaçlar sonbaharda bile büyümelerine devam ederekten kışa iyice olgunlaşmadan girer ve dolayısıyla kış donlarından şiddetli zarar görür.

Fidanlıklarda suni gübreler ahır gübresinin etkisini tamamlamak için kullanılırsa da, bunlar hiç bir zaman ahır gübresinin yerini tutamazlar. Suni gübreler, kuru havalarda toprağa serpilir ve hemen çapalanarak toprağa gömülür. Yapraklar yaş iken suni gübreler atılmamalıdır. Ahır gübresi ise iyice çürüdükten sonra ve tercihen sonbaharda toprağa verilmelidir. Toprağın yüzüne yayılan gübre hemen ve çok derin olmamak şartı ile toprağa gömülür. Böylece toprağa verilen gübre fidan dikimine kadar çürümesini ilerletmiş ve fidanların yararlanabilecekleri bir duruma gelmiş olur. Yeşil gübreye gelince; yeşil gübre topraktaki humus, azot ve su miktarı üzerine olumlu bir etki yaptığından sağlık verilmeğe değer. Orta özellikteki topraklar için yeşil gübre olarak fiğ ve tarla bezelyesi kullanılmalıdır. Yeşil gübrelerin çiçeklenme-den önce toprağa gömülmeleri gerekir. Çünkü, çoğu bitkiler bu zamanda azotu en fazla ihtiva eder ve dokuları da fazla sertleşmemiş olduğundan toprakta parçalanmaları kolay olur.

9.2.7. Fidanlıklarda Bitki Nöbetlemesi (Münavebe)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bütün ziraat dallarında olduğu gibi fidancılıkta da bir bitki nöbetlemesi yapılması gereklidir. Meyve ve süs ağacı yetiştiren fidanlıklarda ilk olarak meyve ve bundan sonra da süs bitkileri yetiştirilerek bitki nöbetlemesi yapılabilirse de, bunu daha çok genişleterek, ilk olarak yumuşak çekirdekli meyveler, ikinci olarak sert çekirdekli meyveler, bundan sonra üzümsü meyveler ve dördüncü sırada da süs ağaç ve çalıları dikilebilir.

Fidancılığa ayrılan arazinin sürekli olarak bu iş için kullanılması doğru olmaz. Belli bir süreden sonra buralara bazı tarla bitkileri ekerekten toprağı dinlendirmek (toprak yorgunluğu bölümüne bakınız) ve bundan sonra tekrar fidan yetiştirmede kullanmak doğru olur. Genel olarak, üzerinden üç kez fidan sökülen arazinin tarla ziraatına ayrılması gerekir. Bununla beraber, bu şekilde tarla bitkilerinin ekilmesine gerek kalmadan sürekli olarak mükemmel bir bitki nöbetlemesiyle aynı arazi parçası üzerinde fidancılık yapıldığı ve sonucun hiç de fena olmadığı görülmüştür. Toprağın dinlenme ihtiyacında olup olmadığı üzerinde fidanların gelişme durumları bir ip ucu verebilir. Toprakta yorgunluğun başlamasıyla birlikte fidanların gelişmeleri de zayıf ve kötü olur. Bitki nöbetlemesiyle bir yere birbiri ardı sıra aynı bitkinin dikilmemesi durumunda o bitkiye tebelleş olan zararlıların çok miktarda çoğalmaları önlenmektedir. Bu yüzden bitki nöbetlemesini ihmal etmemek her fidancının kendi çıkarı bakımından önemlidir.

9.3. Anaç Yetiştirilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.3.1. Değişik Meyve Türleri İçin Kullanılan Anaçlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Doğrudan doğruya daldırma veya çelikleme ile çoğaltılamayan veya kültür çeşitlerini aşı ile çoğaltmak istediğimizde, her şeyden önce bu çeşitleri üzerine aşılamak için anaç yetiştirmek gerekir.

Her bir meyve türü, pek tabii olarak, kendi türünden olan anaçlar üzerinde en iyi bir şekilde yetişir. Meselâ elmayı elma üzerine, armudu armut üzerine, kaysıyı zerdali üzerine aşıladığımız gibi. Fakat birçok durumlarda toprağa uymak, veyahut aşılanan çeşidin büyümesi veya meyve vermesi üzerinde etkide bulunmak için bir meyve türü. başka türlerden anaçlar üzerine de aşılanabilir. Bu hususta daha çok birbirine yakın türler, meselâ, elma için paradis ve düsen elmaları, armut için ahlat armudu türü veya ayva, kaysı, erik ve şeftali için erik ve bar dem gibi. Önemli meyve türlerimiz için kullandığımız anaçlar toplu olarak 22 numaralı cetvelde gösterilmiştir.

9.3.2. Anaçların Tohum ve Çelik Tavalarında Yetiştirilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.3.2.1. Tohum ve Çelik Tavalarının Hazırlanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tohum ve çelik parselleri için fidanlıklarda daima göz önü yerler seçilir. Bu yerler, iyi güneş görmeli fakat kurutucu ve yakıcı rüzgârlara karşı korunmuş olmalıdır. Bu amaçla, tohum ve çelik parsellerinin yeşil çitlerle çevrilmeleri de faydalı olur. Çitle çevrilen tohum ve çelik parselleri açık olanlara bakınca, gündüzün, hava akımının azlığından, daha iyi ısınır ve rüzgârların yakıcı etkisinden de daha az zarar görür. Tohum ve çelik parsellerini çevreleyecek olan çitler hakim rüzgâr yönlerine dikey olmalıdır. Karşılıklı iki çit arasındaki mesafe 20-50 metreyi geçmemelidir.

Bu mesafenin artmasıyla çitin faydalı etkisi de azalır. Bu çitleri enlemesine kesecek olan karşılıklı çitler de 20 şer metrede bir yapılır.

Tohum parsellerini çevirmek için kullanılacak en iyi çit bitkisi mazıdır. Bu bitki sık dallı olup, yaz kış yapraklı kalmakta, iyi büyümekte ve makasa dayanmaktadır. Bunlarla yapılacak çitlerin 2-2.5 metre yükseklikte olması ihtiyacı karşılar.

Eğer seçilen tohum parselleri sürekli olarak bu işte kullanmayacaklarsa veya bu parselleri ancak kısa bir zaman için çitlerle korumak gerekiyorsa, bu zaman tohum parselleri hasırla çevrilebilir. Yukarıda anlatılan çitlerin ancak sürekli kuruluşlar için yapılması kârlıdır.

Fidanlıklarda toprağın en iyi olduğu yerler tohum ve çelik parsellerine ayrılır. Tohum ekilecek ve çelik dikilecek olan yerlerin derin topraklı, humusca zengin ve yeter derecede kumlu olmaları gerekir. Böyle topraklar çabuk ısındıklarından ve iyi havalandıklarından buralarda tohum çabuk çimlenir, çelikler de küflenmeden ve çürümeden iyi köklenir. Bu özellikteki topraklar kaymak bağlamaz, çabuk tava gelir, işlenmeleri de kolay olur. Bunlardan başka, tohum ve çelik parseli olarak seçilecek yerlerde toprak altının yaz başlangıcına kadar nemli kalması istenir. Sonradan, yani yaz ortalarında ve sonbahara doğru toprakta nemin azalması fidanların pişkinleşmeleri üzerine iyi etki yapar. Tohum ve çelik parsellerine ayrılacak yerlerin sulama suyuna da yakın olması şarttır.

Tohum ve çelik parseli olarak ayrılan yerler sonbaharda 50 santim derinlikte kirizma edilir. Toprak kışın yağan yağmur ve karlarla iyice parçalanır. İlkbaharda burası bir kez de kültivatör veya tırmıkla düzeltildikten sonra tohum veya çelik tavaları kesilir. Bu tavalar 80 santim genişlik ve 5 metre uzunlukta hazırlanır. Hazırlanan tavalara iyi çürümüş ahır gübresinden metre kareye 4 kilo hesabiyle gübre verilir ve derhal bellenerek karıştırılır. Bundan sonra, tırmıklanarak düzeltilir. Böylece tohum ekilecek veya çelik dikilecek tavalar son şeklini almış olur.

9.3.2.2. Tohumların Tohum Tavalarına Ekilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Hazırlanmış olan tohum tavalarına, toprak tavında iken, tohum ekimine başlanır. Tohumlar iriliklerine göre, ya siravari veya serpme olarak ekilir. Ufak tohumları siravari ekmek biraz güç olursa da her zaman siravari ekim serpme ekime tercih olunmalıdır. Bunun için, iri çekirdekli şeftali, zerdali ve erik gibi fazla yan dal yapan meyve türlerinde sıralar arasında 30-35 santim ve sıralar üzerinde 15-20 santim aralık bırakılır. Elma, armut ve benzeri meyve türlerinin tohumları ekilirken de sıralar arasında 20-25 ve sıralar üzerinde 10-15 santim mesafe bırakmak yeterlidir. Siravari ekim için tavaların genişliklerine ve sıralar arasındaki mesafelere göre ayarlanmış tahta dişli tırmıklar kullanılır. Bunlar, tavalar üzerinde çekilince, tohumların eküe çiçekleri sıralar düzgün bir şekilde açılmış olur. Tohumlar bu çizgiler içerisine atılır, sonradan kapatılır ve tahta ile hafifçe bastırılır. Bu şekilde tohumların toprakla iyi bir şekilde temasa geçmeleri sağlanmış olur.

Tohumların ekilecekleri derinliğin de tayini önemlidir. Genel olarak bu, tohum kalınlığının iki katı olarak hesap edilir. Yani bir tohumun kalınlığı bir santim ise derinlik iki santim olmalıdır. Pratikte özellikle kuşların zararlarından korunmak ve hassas olan tohumların güneşten yanmalarını önlemek için, tohumlar bunlardan biraz daha derine atılır. Çok ufak tohumlar doğrudan doğruya toprağın yüzüne serpilir ve üzerlerine bir miktar çürüntü veya elenmiş gübre atılır. Çimlenmeye kadar bu gübrenin tavını kaçırmaması için sık sık sulanmaları gerekir.

Tohumların atılacakları derinliğin tayininde özellikle şunlar gözönünde bulundurulmalıdır.

  1. Toprağın yapısı (sıkı veya gevşek oluşu),
  2. Tohumların iri veya ufak oluşları,
  3. Sıcaklık,
  4. Nemlilik,
  5. Işık.

İşte bu beş faktör dikkate alınaraktan tohumların dikilecekleri derinlik belirlenir. Sıkı topraklarda tohumlan, gevşek topraklara göre daha az derine dikmek gerekir. Çünkü, çok kez bu gibi topraklarda derine düşen tohumun çimi toprağın yüzüne çıkamayarak boğulur, ölür. Küçük tohumların depo maddeleri iri tohumlara göre azdır. Bunlar, derine düşerlerse, depo maddeleri, çimin toprağın yüzüne çıkmasına yetmez ve böylece diğer çimlenme şartları uygun da olsa, çim toprağın yüzüne çıkmadan ölür.

Toprağın yüzü ilkbaharda daha çabuk ısınır. Tohumların çimlenmeleri için belli bir sıcaklık optimumu vardır. İşte tohum fazla derine düşerse, sıcaklığın yetmemesi yüzünden, çimlenmenin olmaması veya hiç değilse gecikmesi ihtimali artar.

Tohumun çimlenmesi için her halde yetecek kadar neme ihtiyaç vardır. Kuru bir toprağa atılan tohum çimlenmez. Bu sebepledir ki, ekim daima tavlı bir toprağa yapılmalıdır. Küçük tohumlar fazla derin ekilemeyeceklerinden ve ilkbaharın öğle sıcaklarında toprağın yüzünün kuruyarak çimlenmeye engel olmsi mümkün olduğundan bu durumu karşılamak için küçük tohumların ekildikleri tavalar sabah akşam süzgeçli kovalarla nemlendirilmelidir.

Işık da çimlenmede önemli bir rol oynamaktadır. Bazı tohumlar ışıkta, bazı tohumlar ise karanlıkta çimlenmektedir. Şu durumda ışıkta çimlenen tohumların, çimlenmeleri için gereken ışığı görmeleri, karanlıkta çimlenen tohumların da her halde karanlıkta çimlendirilmeleri gerekmektedir. Tohum tavalarında çimlenme için gereken bu şartlar sağlanacak olursa, tohumlar kendilerine özgü olan belli çimlenme süresi içerisinde çimlenmeye ve çimler görünmeğe başlar.

9.3.2.3. Çeliklerin Çelik Tavalarına Dikilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Çelikler de tohum tavaları şeklinde hazırlanmış olan tavalara, artık türüne göre, sıralar arasında 30-35 santim, sıralar üzerinde 10-20 santim aralık bırakılarak dikilir. Çelikleri dikerken toprak dışında yalnız bir ve en çok iki göz bırakılır, diğer kısımları tamamıyla toprağa gömülür. Bunun için de tavalarda yine çizgi tırmığı ile sıralar açılır ve çelikler bu sıralar üzerine dikilir.

Çelik dikiminden sonra tavaların üzerlerinin iyi çürümüş ahır gübresiyle iki parmak kalınlıkta örtülmesi yararlıdır. Bu şekilde toprak yüzünde kalan gözlerin güneşten yanmaları önlenir. Çelikler köklenerek tepe gözü sürdükten sonra yapılacak çapalarla bu gübre toprağın yüzüne hafifçe gömülür ki, bu da toprağın çatlamasını, çeliklerin taze köklerinin hava alarak kurumalarını önler. Bu sebeple, çelik tavalarının üzerleri her halde çürümüş ahır gübresi veya çürüntü ile örtülmelidir.

9.3.2.4. Tohum ve Çelik Tavalarında Bakım İşleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tohumların çimlendikleri ve çeliklerin sürmeğe başladıkları sırada toprağa gerek rüzgârlar ve gerek toprağa verilen gübrelerle taşınmış olan yabani ot tohumlan da çimlenmeğe, toprak yüzüne çıkmağa başlar. Bu durum karşısında tavalar sürekli olarak gözden geçirilerek ot alınır. Ot alma işi, bir kez yapılsın diye geciktirilmemelidir. Aksi halde, bunlar çabucak büyür ve çekilerek çıkarıldıkları zaman, çok kez boylarına göre çok iri olan kökleriyle yanlarındaki taze anaç f idelerinin de birlikte çıkmasına sebep olur. Yabancı otlar çoğunlukla çok arsızdır. Kültür bitkilerini basarak daha genç yaşta iken bunların gelişmelerine ve büyümelerine engel olur. Onun için, masraftan kaçınmayarak bu yabancı otları kökleriyle birlikte, çekip çıkartmalıdır. Birinci ot alımından sonra asıl tohumlar da iyice çimlenerek ve çelikler de sürerek bir iki parmak boy alınca, havaların gidişine göre, tavaların sulanmasına da başlanır. Ve bundan sonra, ihtiyaca göre, sulamaya düzenli olarak devam edilir. Sulama ne bitkiler susuzluktan soluncaya kadar geç yapılmalı ve ne de fazla sudan sararacak derecede sık yapılmalıdır. Her sudan sonra tohum tavaları çapalanarak toprağın yüzündeki kaymak tabakası kırılmalı, gevşetilmeli ve bu arada yeniden biten yabancı otlar varsa bunlar da alınmalıdır. İkinci veya üçüncü çapa yapılırken tohum tavalarındaki genç bitkiler de gözden geçirilerek amaca ve ihtiyaca uygun olacak şekilde bir seyreltme yapılmalıdır. Bu seyreltme sırasında çıkarılan fideler boş kalan yerlere şaşırtılarak doldurulmalıdır. Tohum tavalarında bütün yaz boyunca yapılacak kültür işleri bunlardan ibarettir.

Tohum ve çelik tavalarındaki bitkilere tıpkı fidanlara ve yaşlı ağaçlara olduğu gibi, türlü zararlılar tebelleş olabilir. Bu zararlılarla, düzenli olarak savaşılmalıdır. Taze bitkiler zararlılardan daha çok etkilenir, büyümeden kalır ve ölürler. Böylece fidanlığın bütün bir yıllık çalışması boşa gidebilir. Onun için, tohum ve çelik tavalarında zararlılarla savaş işleri dikkatle sürdürülmelidir.

Tohum tavalarında, yukarıda anlatılan şekilde bakılmış olan çöğürler o yıl sonbaharda sökülür. Bundan sonra bunlar boğaz yerlerinden bir kompasla ölçülerek çapları 8-12 mm olanlar birinci boy, 5-8 mm olanlar ikinci boy ve çapları 5 mm den daha az olanlar da zayıf olmak üzere üç boya ayrılır. Ayrılan çöğürlerin kökleri keskin bir bıçakla budanır. Kökler budanırken bütün kopmuş kısımların uçları kesilir. Birbirine binmiş olan köklerden zayıf olanları alınır. Kök boğazından itibaren çöğürlerin boylan da 40 santim üzerinden budanarak 100 çöğür bir araya getirilerek demet yapılır. Bu çöğür demetleri dışarıda yapılmış olan hendeklere dizilerek üzerleri ve yanları kum ile doldurulur ve üzerine de toprak atılarak kapatılır. Dikim zamanı (şubat-nisan) hendekler açılarak çöğürler çıkartılır ve yerlerine şaşırtılır.

Çelik tavalarından çıkartılan köklü çelikler de tıpkı çöğürler gibi budanır, hendeklenir ve baharda şaşırtılırlar.

9.3.3. Anaçların Aşı Parsellerine Göçürülmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.3.3.1. Tohum ve Çelik Tavalarından Aşı Parsellerine Şaşırtma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Hendekler içerisinde saklanan çöğürler, ilkbaharda (yerine göre şubat-nisan aylarında) aşı parsellerine şaşırtılır. Çöğürlerin aşı parsellerine şaşırtılmasından önce dikkat edilecek en önemli nokta, aynı çeşitten ve aynı kalitedeki (birinci boy, ikinci boy, zayıf) çöğürlerin bir araya getirilmesidir. Bu yapılmaz ve bir parsele değişik boydaki çöğürler dikilecek olursa, bunların hepsi birden aynı zamanda aşıya gelmedikleri gibi sökülmeğe ve satışa da aynı zamanda ve hepsi birden gelmediklerinden, işlerin düzeni bozulmuş olur ve aşı parsellerinde bazı alanlar gereksiz yere boş kalır. Çok kez böyle parsellerin işlenmesine imkân hasıl olmaz. Bunun için, aşı parselleri fidanlığın üretim programı dikkate alınarak her boy ve çeşit için ihtiyacı karşılayacak ölçüde hazırlanmalıdır. Çöğürler, aşı parsellerine düzgün sıralar şeklinde dikilmedir. Böylece fidanlıkta bütün işler kolaylaştırılmış olur. Esasen hayvan çapası veya traktör çapası kullanıldığı zaman, buna zorunluluk da vardır. Fidanlıklarda çöğürler dikilirken bütün meyve türleri için sıralar arasında 70, sıralar üzerinde 35 santim mesafe bırakılması uygun olur. Yalnız hayvan ve traktör çapalarıyla çalışılırken sıralar arasındaki mesafeler 90-100 santim olarak alınmalıdır.

Çöğür dikimi tam vaktinde yapılmalı ve bunda gecikilmemelidir. Bu zaman, memleketimizin çeşitli yerlerinde şüphesiz değişiktir. Bu zamanın tayininde toprağın tavı ve havaların da genç fidanlara artık zarar vermeyecek bir duruma girmiş olması, esas olarak alınmalıdır.

Şaşırtılacak çöğürler, hendeklerden çıkarıldıktan sonra dikilinceye kadar, kurutucu rüzgârlardan ve güneşten korunarak, köklerin kurumalarına meydan verilmemelidir.

Dikim sıralarının düzgün olmasını sağlamak için, çöğürler zincir, tel veya kendir iplerle teşkil edilcek sıralar üzerine dikilirler. Bu sıraları yapmak için dikimden önce şaşırtma parsellerinin iki kenarına gelen kısımlarında sıralar arasında bırakılacak mesafelere uygun olarak karşılıklı işaret kazıkları çakılır. Bundan sonra, dikimde kullanılacak zincir, ip veya tel ele alınarak bunlar sıra üzerinde fidanlar arasında bırakılacak mesafelere uygun olarak boya ile veya renkli ipler bağlanarak işaretlenir. İşte karşılıklı iki kenar üzerindeki işaret kazıklarına bu tel veya ip gerilince renkli işaret noktalarının toprak üzerine düştüğü yerler fidanların sıralar üzerindeki yerlerini gösterir. Dikici, elinde bulunan bir çapa ile fidanları buralara diker. Eğer hava fazla rüzgârlı değilse, bir kişi çöğürleri bu işaretlenen yerlere dağıtır, dikiciler de bunları hemen yerlerine dikerek ayaklarıyla diplerine bastırıp geçerler. Bu şekilde hızlı çalışmak mümkün olur. Çöğür dikiminden sonra, hemen can suyu verilmelidir.

9.3.3.2. Kök Sürgünleri ve Daldırmalarla Elde Edilen Anaçların Aşı Parsellerine Şaşırtılması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Gerek tepe daldırması ve gerek Çin daldırması ile elde olunan köklü fışkınlar kesilir kesilmez bunlar tıpkı çeliklerin hendeklenmesinde olduğu gibi bir hendek içerisinde nemli kuma gömülür. Kışın uygun zamanlarda hendekler açılarak fışkınlar çıkarılır ve bunlar içerde çaplarına göre birinci boy, ikinci boy ve zayıf olmak üzere bir yaşlı çöğürler gibi ayırt edilir. Bu ayırmadan sonra fışkınların boyları yaklaşık 40 santim üzerinden kesilir, bütün yan dallar kısaltılır veya bunlar da dal yastıklarından düzgünce kesilir. Dikimden hemen sonra bol miktarda saçak kök yapmaları için kökler 5 santim uzunluğuna kadar kısaltılır. Bundan sonra fışkınlar 50-100 lük demetler halinde bağlanarak tekrar dikim zamanına kadar saklanmak üzere hendeklenir.

Bu şekilde kışı geçiren köklü fışkınlar ilkbaharda tıpkı tohum-tavalarından alınan bir yaşlı çöğürler gibi aşı parsellerine şaşırtılır ve aşıya hazırlanırlar.

9.4. Fidanların Aşı Parsellerinde Bakımı, Aşılanması ve Terbiyesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.4.1. Aşı Parsellerinde Fidanların Bakımı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

İster çöğür, ister fışkın veya bir yaşlı çelik olsun, aşı parsellerine dikilen bir yaşlı anaçlara yapılacak işler birbirinin aynıdır. Aşı zamanı gelinceye kadar yetiştiricinin bütün çabası anaçları kuvvetli ve sağlam olarak büyütmek olmalıdır. Bunun için de dikimin arkasından verilen can suyundan sonra, ihtiyaca göre, sulamalara devam edilir. Her sudan sonra bitkilerin araları çapalanır ve otları alınır. Zararlılarla savaşılarak anaçların iyi bir şekilde gelişmeleri sağlanır.

9.4.2. Fidanların Aşılanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Genç anaçlar, genel olarak o yıl durgun göz aşısı ile aşılanacaklardır. Durgun aşıya bir hazırlık olmak üzere anaçların aşı zamanından bir bir buçuk ay önce boğaz kısımlarından çıkmış olan alt dalları kesilir. Böylece bunların yara yerleri aşı zamanına kadar tamamen kapanmış olur. Durgun göz aşısına, daha önce göz aşıları bölümünde anlatıldığı şekilde, zamanı gelince başlanır ve bütün fidanlar aşılanır. Aşıdan 15 gün sonra rafyalar kesilirken tutmayan aşılar varsa bunlar aşı yerinin alt tarafından tekrar aşılanır. Bundan sonra, kışa kadar, sulama ve çapalamalara devam edilir. Kış sonlarında veya erken baharda aşı gözünün üst tarafında 10-12 santim kadar bir gövde kısmı bırakılarak anaçların tepeleri vurulur. Bu sırada gözler tekrar muayene edilir ve gözleri kurumuş yani aşısı tutmamış olan anaçlar varsa bunların tepeleri kesilmez. Böylece ilkbaharda onarma aşısı yapılırken aşısı tutmamış olan anaçların yerleri kolaylıkla tespit edilebilir. Mart ve nisan aylarında bu anaçların da tepeleri vurularak bunlara kakma aşı veya İngiliz aşısı yapılır.

İlkbaharda tepesi vurulmuş olan anaçların gövdeleri üzerindeki gözlerden yeni filizler meydana gelmeğe başlar. Bunlar içerisinden yalnız anacın tepesine yakın olan bir tanesi bırakılır, diğerleri koparılır. Bu arada aşı gözü de uyanmağa ve sürmeğe başlar. Bu sürgünün doğru büyümesini ve kırıtmamasını sağlamak için sürgün 3-4 yapraklı olur olmaz rafya ile gözün üst kısmında bırakılmış olan 10-12 santimlik gövde kısmına (parmak) bağlanır (Şekil 97). Sürgün 7-8 yapraklı olunca anacın tepesinde bırakılmış olan filiz de koparılır, böylece aşı sürgününün üstündeki bütün gözler körletilmiş olur ve aşı sürgünü de ikinci kez bağlanarak doğru büyümesine devamı sağlanır.

Onarma aşısı yapılmış olan anaçlarda, aşılar sürmeğe başlayınca, göz aşılarında olduğu gibi, bağlanacak bir tırnak bulunmadığından sürgünün düzgün büyümesi için bunların yanlarına birer herek dikilir ve sürgünleri bu hereklere bağlanır.

Aşı parselleri bütün yaz düzenli olarak sulanır, çapalanır, otları alınır ve zararlılarla savaşılarak, özellikle yaprak bitlerinin çoğalmalarına meydan verilmez. Ağustos başında aşı sürgünleri yeter derecede kalınlaşmış ve odunlaşmış olacaklarından, bunların parmağa bağlı kalmalarına artık gerek kalmaz. Bu sebeple, parmaklar serpetlerle düzgün bir şekilde dal yastığının üzerinden kesilir.

9.4.3. Fidanların Terbiyesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidan boylan: Aşı parsellerinde bu şekilde yetiştirilen bir yaşlı aşılı fidanlar iklime, toprak şartlarına ve meyve tür ve çeşidine göre bir. yıl içerisinde 1-2 metre boy alır. Kış sonlarında bu fidanlar, verilecek taç yüksekliğine göre budanır.

Genel olarak, meyve ağaçlan bodur boylu (gövdesi 40-50 santim yükseklikte, Şekil 98 A), orta boylu (gövdesi 80-120 santim yükseklikte, Şekil 98 B) ve yüksek boylu (gövdesi 1,60-2.0 metre yükseklikte, Şekil 98 C) olmak üzere üç boy üzerinden taçlandırılır. Ağaçların bu taçlandırılma şekilleri o bölgedeki iklim şartları, bahçelerin işletme durumları ve ağaçların altlarının boş, çayırlık ve başka şekillerde olmasına göre değişir. Aslında yukarıda verilen rakamlar da bu yükseklikler üzerinde bir fikir edinmek üzere verilmişlerdir. Yoksa, değişik boylara giren fidanlar bunlardan birkaç santim uzun veya kısa olabilir.

Genel olarak, güneşin yakıcı etkisinin fazla duyulduğu yerlerde ağaçları yüksek boylu yapmak elverişli değildir. Bu durumda, fidanlıklarda yanlarındaki fidanların gölgesi altında gövde dokusu az çok gevşek kalmış olan fidanları, dikildikleri yerlerde, tacın yeter ölçüde gövdeyi gölgelendirememesi yüzünden, gövdenin güney ve batı güney yönlerinde şiddetli güneş yanıkları olur veya kabuk kuruyarak gövdenin genişlemesine imkân bırakmaz. Bu şekilde ağaçlar çabucak kocayarak elden çıkarlar. Böyle yerlerde ağaçları bodur veya orta boylu yapmakla daha doğru hareket edilmiş olur. Eğer, meyve bahçelerinin altları çayırlık ise ve buralar mera olarak kullanılıyorsa böyle yerlerde iklimin de nemli ve güneşin yakıcı etkisinin az olacağı hesaba katılarak yüksek boylu ağaçların yetiştirilmesi doğru olur. Alçak ve orta boylu ağaçlarda meyvelerin toplanması, budama ve zararlılarla savaş işleri, yüksek boylu ağaçlara göre çok daha kolay olur.

Fidanlarda taç teşkili: Hangi boyda yetiştirilirse yetiştirilsinler, fidanlar şu şekilde taçlandırılır: İlkönce yetiştirilecek taç boyuna göre düzgün bir çubuktan bir ölçü yapılır. Bu ölçü ele alınarak kış sonlarında parmağı kesilmiş olan fidanların yanına gidilir, ölçü toprağın yüzüne konur ve ölçü çubuğunun ağacın gövdesi üzerinde gösterdiği yere bakılır. Bu kısımda veya bunun biraz üst veya altında 4-5 dane ve fidan gövdesinin her yanma dağılmış düzgün gözler varsa ağacın tepesi seçilen bu 4-5 gözün en üstündekinin 5-6 santim yukarısından kesilir ve bu 5-6 cm'lik kısımdaki gözler körletilir. Üst gözün yukarısında bırakılan bu parmak sonradan tepe gözden meydana gelecek sürgüne dayaklık edecektir (Şekil 99 a). Doruk dalını teşkil edecek olan en üst göz seçilirken bunun aşı yerindeki kesilen tırnağın aynı tarafında olmasına dikkat edilmelidir. Böylece fidanın gövdesinin bir tarafa doğru eğrilmesi önlenir. İlkbaharda sürme başlayınca fidanın tepesinde, taç teşkil etmek üzere bırakılan 4-5 göz uyanır. Bunlardan sürgünler meydana gelmeğe başlar. Doruk dalını teşkil edecek olan en üstteki gözden meydana gelen sürgün 4-5 yapraklı olunca düzgün büyümesi için, üst tarafta bırakılmış olan parmağa bağlanır ve bu parmak, ağustosta kesilir. Bu şekilde fidanda bir doruk dalı ve duruma göre 3-5 dane yan dal teşkil edilmiş olur (Şekil 99 a, b). Dalların büyümelerinin olabildiği kadar birbirine denk olmasına çalışılmalı ve bunların ne pek dik ve ne de yatık kalmalarına meydan verilmemeli, dallarda uç alarak, zayıf büyüyenlerde ise uzunlamasına çizme veya kertikleme yaparak bunların diğerlerine kavuşmaları sağlanmalıdır.

Eğer fidana çanak şekli verilecekse, yani doruk dalı bırakılmayacak ise o zaman tepe gözün bırakılmasına gerek yoktur. Bu zaman fidanın gövdesinin etrafından çıkan ve birbirine denk büyüyen sürgünlerle ortası huni gibi boş olan tir taç elde edilebilir (Şekil 100).

Yalnız, fidanlar yüksek boylu olarak yetiştirilirken, bir yaşlı aşı sürgünleri çoğunlukla bir yıl içerisinde 1.60-2.00 metre boylanmadıklarından, bunları o yıl yukarda anlatılan şekilde bir taçlandırma budamasına tâbi tutmak mümkün olmaz. Bu yüzden, fidanlar yüksek boylu olarak taçlandirilirken aşı sürgünleri o yilki budama mevsiminde aşı yerinden itibaren 30-40 santim yukardan ve aşı yerinin karşı tarafındaki bir göz üzerinden budanır (Şekil 101). Böylece budanan yerdeki gözün sürmesiyle o yıl kuvvetli bir sürgün meydana gelir. Bu sürgün ertesi yıl budama mevsiminde tıpkı alçak ve orta boylu fidanların taçlandırılmasında olduğu gibi taç budamasına tâbi tutulur. Şu halde, yüksek boylu fidan yetiştirmek için taç budaması, alçak ve orta boylu fidanlara göre bir yıl sonra yapılır.

Birinci taç budaması yapılan fidanların gövdelerinde geçen yıl meydana gelmiş yan sürgünler varsa bunlar gövde ile birleştikleri kısımdan itibaren 3-4 göz üzerinden budanarak o yıl uzunluğuna büyümeleri önlenmeli ve böylece aynı zamanda bunların teşkil edecekleri yapraklarla gövdenin her yandan beslenerek kalınlaşması sağlanmalıdır. Gövde sürgünleri birinci yılda sıyrılacak olursa fidanların gövdeleri zayıf kalır ve bir türlü kalınlaşamazlar.

Aşı parsellerinde ikinci yıl başında birinci taç budaması yapılan ağaçlar o yıl sökülerek satılacaklarsa bunların gövdelerindeki filizler ağustosta diplerinden kesilerek yara yerlerinin kapanmasına çaba gösterilir. Eğer fidanlar bir yıl daha fidanlıkta bırakılarak satılacaklarsa, o zaman yan sürgünlerde, yukarda anlatıldığı şekilde, yalnız uç alma ile yetinilir ve ancak kışın ikinci taç budaması yapılırken bu gövde filizleri de diplerinden kesilerek satışa arz edilecek fidanın yarasız olması sağlanır (Şekil 101).

İkinci taç budaması: Birinci taç budamasını kovalayan kışın sonlarında yapılır. Bu budamada da doruk dalı geçen yılkı budamada bırakılmış olan gözün karşı tarafına gelen bir göz üzerinden ve sürgünün 2 /3 ü oranında olmak üzere kesilir (Şekil 99 c; 101 c). Bundan sonra yan dallarda 2/3 kısımlarından budanır (Şekil 99 c, 100 c, 101 c). Ancak, yan dallar budanırken bunların boylarını ve kuvvetlerini de dikkate almalıdır. Yan dalların budanmaları ile bunlar çatallaşır ve alt taraftaki uyuyan gözlerin sürmesiyle buralarda kısa dalcıklar teşekkül eder. Böylece yan dallar çıplaklaşmaktan kurtulur ve kuvvetlenir. İ-kinci taç budaması yapılırken aynı zamanda fidanların gövdelerinde önceki yıldan kalmış olan yan sürgünler de kesilerek o yaz içerisinde fidandaki gövde yaraları tamamen kapatılmış olur. Böylece, fidanlar o yılın sonbaharında tamamen bahçeye dikilecek bir şekil alır.

9.5. Fidanların Sökülmesi, Hendeklemesi ve Ambalajı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.5.1. Fidanların Sökülmesi ve Hendeklenmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Fidanlıklarda fidanlar, ya sonbaharda veya erken baharda sökülür. Fidanlıklarda iş bölümü bakımından fidanların sonbaharda yaprak dökümünden sonra sökülerek hendeklenmeleri daha uygundur. Çünkü, bu zamanda fidanlıklarda çoğunlukla iş fazla olmaz. Bundan başka, sökülerek hendeklenmiş olan fidanların köklerinde budama yapılarak bunların mührelendirilmeleri ve ilkbaharda yerlerine dikilir dikilmez taze kökler teşkil edecek bir duruma getirilmeleri sağlanır. Aslında fidanların satılacağı bölgede dikim sonbaharda yapılıyorsa buna zorunluluk vardır. Sonbaharda, fidan sökümüne, havalar şiddetli don yapıncaya kadar devam edilir. Şiddetli soğuklarda ve rüzgârlı havalarda sokum yapılmaz. Fidan sökümünde dikkat edilecek en önemli nokta, fidanın köklerini zedelemeden çıkarmaktır. Bunun için de fidanın etrafı 25-30 santim açılır ve fidan zaman zaman oynatılarak çıkıp çıkmadığına bakılır. Fidanı fazla zorlayarak çıkarmaktan kaçınılmalıdır. Eğer kolay çıkamıyorsa çukurun genişletilmesine ve kazılmasına devam edilmelidir. Bazı yerlerde fidan sokumunu kolaylaştırmak için fidanların bir tarafına boylu boyunca derince bir hendek kazılır ve karşı taraftan bel ile dayanılarak fidanın kökleri koparılarak çıkarılır. Böyle köklerinden çok fazla kayıp etmiş olan fidanlar dikildikleri yerlerde çoğunlukla tutmaz. Onun için fidan sokumu çok özenle yapılmalıdır. Fidan alacaklar da mümkünse alacakları fidanlar sökülürken başlarında bulunmalıdır. Turunçgiller ve yeni dünya fidanları topraklı olarak dikildikleri taktirde tutma şansları daha yüksektir. Şu halde bunlar kökün şekli bozulmadan, toprağı ile çıkartılmalıdır. Bunun içinde fidanın dip kısmında tarafında 25-30 cm aralıklarla iki hendek açılır. Fidanın hendek arasında kalan tümsek kısmı da bir dörtgen teşkil edecek şekilde bel ile kesilir. Kazık kök yine bel ile alttan kesildikten sonra topraklı kısım bir telis içerisine alınarak olduğu yerde bağlanır ve bundan sonra hendek içerisindeki çıkarılır. Bu şekilde sökülen fidanlar ne hendeklenir ve ne de bekletilirler, derhal bahçeye götürülerek yerlerine dikilir. Fidan diplerindeki toprağın dağılmaması için söküm zamanında toprağın tavlı olmamasına dikkat edilir. Fidan dipleri çamur iken de söküm yapılmaz.

Sökülen fidanlar dikim zamanına kadar bahçede hazırlanmış olan hendeklere gömülür. Hendekler doğu batı yönünde açılır. Fidanların başları kuzeye ve kök tarafları güneye gelmek üzere meyilli olarak veya dik bir şekilde aşı yerleri de toprağa girecek şekilde bu hendekler içerisine gömülür. Havaların çok şiddetli soğuk yaptığı yerlerde fidanların toprak dışında kalan kısımlarının da hasırlarla örtülmesi yararlı olur. Dikim zamanı hendekler bir baştan açılarak fidanlar çıkarılır.

9.5.2. Fidanların Ambalajı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Yakın mesafelere gönderilecek fidanların uzun boylu ambalajlanmalarına gerek yoktur. Fidanlar mümkün olduğu kadar donsuz havalarda taşınmalı, köklerin üzerleri kesinlikle örtülmelidir. Bizde, çok kez kamyonlarla yapılan taşımalarda, arabaya atılan fidanların köklerinin açıkta bırakıldıkları görülür. Kamyonlarda, hava iyi de olsa, kamyonun 50-80 kilometre hızı ile meydana gelen rüzgârların bu fidanların köklerini kurutmaları işten bile değildir. Bunlarda da köklerin üzerine hiç değilse sıkıca bir branda çekilmelidir. Taşımada dikkat edilecek en önemli nokta bir yandan köklerin bozulmasını önlemek, öte yandan da taçlandırılmış fidanlarda bu taç dallarının kırılmalarına ve üzerlerindeki gözlerin kopmalarına meydan vermemektir. Uzak mesafelere gönderilecek fidanlar iriliklerine göre 10-20 tanesi bir arada olarak demet yapılır. Bunların köklerinin arasına kuru ot, buğday, arpa veya yulaf sapı doldurularak aralarında boşluk bırakılmaz. Bundan sonra, bu kısmın üzeri kaneviçe veya telizlerle sarılarak sıkıca dikilir. Eğer boy ambalajı yapılacaksa, yani dallar da ambalaj içerisine alınacaklarsa o zaman gövde ve taç dallarının geldikleri kısımlar da saplarla sarılır ve bağlanır (Şekil 104, 105).

Topraklı çıkarılan fidanlar, 8-10 tanesi bir arada olmak üzere yayvan bir sepet içerisinde ambalajlanır. Araları sap, saman veya kuru otla doldurulur. Üzerleri tellerle veya sicimlerle bağlanır. Gövde ve taç kısımlarını korumak için de tıpkı üzüm küfelerinin üzerine yapılan külahlar şeklinde sap veya telislerle bir örtü geçirilir.

9.6. Meyve Bahçesi Kurulması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.6.1. Bahçe Kurma Şekilleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bir yerin iklim ve toprak şartlarına, ziraatta uygulanan işletme şekillerine ve üretimdeki amaca göre meyve bahçeleri türlü şekillerde kurulur. Bu şekilleri, bahçe kurma tekniğini esas alarak dört kısımda inceleyebiliriz.

  1. Kapama bahçeler şeklinde meyvecilik,
  2. Ara ziraatı ile birlikte meyvecilik,
  3. Yol ve sınır ağacı şeklinde meyvecilik,
  4. Ev ve süs bahçesi şeklinde meyvecilik.
9.6.1.1. Kapama Bahçeler Şeklinde Meyvecilik

Bu şekilde arazi, yalnız meyveciliğe ayrılmış olup, çok kez bu işe büyük bir sermaye de yatırılır. İşte bu sermayenin kurtarılması ve yatırılan sermayenin iyi bir şekilde değerlendirilmesi için kapama bahçeler kurulurken bahçe kurulacak yerin toprak şartları, yeri ve yöneyi çok iyi incelenmelidir. Büyük kapama bahçe kuracakların meyvecilikte iyi bilgi sahibi olmaları şarttır. Yetiştirilecek tür ve çeşitlerin seçimi, ağaçlara verilecek şekiller, yani ağaçların yüksek, orta veya bodur şekillerde yetiştirilmeleri, anaç seçimi gibi sorunlar büyük bir dikkatle incelenmeli ve ancak bundan sonra işe girişilmelidir.

İklim ve toprak şartlan elverişli bulunduğu takdirde, acaba bir yerde kurulacak kapama bahçelerde tek bir türün mü, yoksa bir kaç türün mü ele alınması daha doğrudur? Ayrıca bu türler bahçe içersinde karışık olarak mı dikilmeli yoksa ayrı ayrı mı yetiştirilmelidir? İşte bu iki sorunun cevaplandırılması özellikle memleketimiz için büyük önem taşımaktadır.

İklim ve toprak şartları elverişli ve pazar durumu da uygun ise kapama bahçeleri kurarken bir kaç türün ele alınması çok yerinde olur. Çünkü, böylece özellikle memleketimizin birçok yerinde görülen ilkbaharın geç donlarının etkisiyle bazı türlerin zararlandıkları yıllarda diğerleri zararlanmaz ve bahçenin o yıl daha az bir kayıpla işini kapaması sağlanmış olur. Halbuki, bir tür ele alınacak olursa böyle bir yılda bütün ürün zarar göreceğinden bahçe sahibi de fazlasıyla sarsılır.

Bir kaç türün yetiştirilmesiyle bahçelerde meyve türlerine tebelleş olan türlü zararlıların yayılmaları sınırlandırılmış olur. Zararlıların çoğaldıkları zamanlarda da bunların görüldüğü ağaçlar zarar görseler de diğerleri kurtulur. Şu durumda hastalık ve zararlılarla savaş bakımından da bir kaç türün yetiştirilmesi sağlık verilmeğe değer. Yetiştirme şartları ve pazar durumu uygun olmadığı takdirde o zaman en elverişli tür üzerinde durulması tabiidir. Türlerin bahçeler içerisinde karışık olarak mı yoksa ayrı ayrı parsellere mi dikilmesinin daha fazla yararlı olacağı sorununa gelince; meyve türlerinin, sulama, gübreleme ve toprak işleme gibi teknik işler bakımından birbirlerinden ayrı isteklerde bulundukları düşünülürse, kapama bahçelerde türleri karışık olarak dikmenin doğru olmayacağı sonucuna varılır. Hatta, yalnız sulamanın ağaçların verimliliği ve çiçek tomurcuğu teşekkülü bakımından rolü dikkate alınaraktan türlerin karışık dikiminden yaz geçmek gerekir. Karışık türden yapılmış bahçelerde zararlılarla savaş işleri de güçleşir. Bir kısım ağaçlara ilâç atılırken diğerlerine atmamak gerektiği zaman işin içinden çıkılamaz. Meselâ, bizim böcekçilik yapan Amasya, Bursa gibi illerimizde elmalardaki ağ kurdu ve elma içi kurduna karşı yapılan savaşta ağaçların altında ve arasında bulunan dutların yapraklarının da ilaçlanması ipek böceklerinin zehirlenmelerine sebep olmaktadır. Bu sebeple bu bölgelerde halk savaş işlerine karşı büyük zorluklar göstermiştir. Bu ve bunlara katılacak daha bir çok nedenler yüzünden meyve bahçelerinde türlerin karışık olarak dikilmeyip, birkaç tür yetiştirileceği zaman bahçenin toprak, yöney ve diğer bahçecilik bakımından önemli olan şartları dikkate alınaraktan her tür için ayrı ayrı parseller ayırmak gerekir.

Çeşitlerin karışık olarak dikimine geline: Meyve türlerimizin döllenme bakımından özelliklerini dikkate alaraktan iyi bir çeşit karışımının yapılması gereklidir. Bundan başka, aynı türden değişik çeşitlerin seçilmelerinde, özellikle meyveleri uzun zaman bekletilmeyen kaysı, şeftali, erik ve kiraz gibi türlerde, pazarda uzun bir süre meyve bulundurmayı sağlayacak şekilde birbirinin ardından olgunlaşan çeşitler ele alınmalıdır. İşte şeftalilerde olduğu gibi kaysı, erik, kiraz ve portakallar için de uzun zaman pazarı dolduracak şekilde çeşit seçimi yapılmalıdır. Çeşitler bahçeler içerisinde karışık olarak dikilir.

9.6.1.2. Ara Ziraatı İle Birlikte Meyvecilik.
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçesi kurulacak araziden, ara ziraatı şeklinde başka bit-kilerlerden yararlanılmak istendiği zaman, bahçeler, ara ziraatına imkân verecek şekilde kurulur. Bu bakımdan bahçeye verilecek şekil, ara ziraatı için seçilen bitkiye göre değişir. Ara bitkisi olarak,küçük boylu ağaçlar veya meyve çalıları yetiştirilebildiği gibi, sebze, yem veya diğer tarla bitkileri ziraatı da yapılabilir. Nemli bölgelerimizde ara bitkisel olarak çilek, Frenk üzümü, ahududu, kurak bölgelerimizde asma yetiştirilebilir. Meselâ Güney-doğuda badem, zeytin, Antepfıstığı veya incir sıraları arasında, Orta Anadolu'da kaysı, armut arasında asmaya sık sık rastlanır. Daimi olarak yapılan ara ziraatı şeker ünden başka kapama bahçelerde ve ilk kuruldukları yıllarda henüz küçük olan ağaçların aralarındaki boşluklardan yararlanmak için geçici bir şekilde ara ziraatı yapılır; Bu zaman da tarla bitkilerinden, sebzelerden, meyve çalılarından faydalanıldığı gibi, şeftali gibi kısa ömürlü meyve ağaçlarından da yararlanılır. Böyle kapama bahçelerde ara ziraatına ayrılan şeritler, ağaçlar büyüdükçe daraltılarak, sonunda, ara ziraatından büsbütün vazgeçilerek ve bu amaçla dikilmiş çalı veya ağaççıklar sökülerek arazi yalnız kapama bahçe şeklinde yetiştirilecek meyve türlerine bırakılır. Gerek daimi bir şekilde ve gerek kapama bahçelerde ara ziraatı yapılmasının doğru olup olmayacağı üzerinde meyvecilerin fikirleri bir değildir. Bir çokları bunun özellikle kapama bahçelerde ağaçlar için zararlı olacağını söyler, diğer bir kısım meyveciler ise bilgili ve planlı yapıldığı taktirde ara ziraatından, boş kalan araziden yararlanmanın mümkün olacağından, bunun kârlı olacağını iddia etmektedirler. Her iki tarafın da bu işte az çok hakları vardır. Ara ziraatı yapılmakla meyve ağaçlarının diplerini işlemek güçleşir, ağaçlar altında yetiştirilen bitkilerin kökleriyle ağaçların kökleri arasında besin alımı bakımından bir savaş baş gösterir. Özellikle kökleri yüzlek olan ayva anacı üzerinde yetiştirilen armutlar, ayvalar ve zayıf anaçlar üzerinde yetiştirilen elmalar arasında ara ziraatı yapıldığı zaman ağaçların su ve gübre ihtiyaçlarının en iyi bir şekilde karşılanması gerekir. Aksi taktirde, ağaçlar tezden kuvvetten düşer, meyveleri çoğunlukla az ve düşük kaliteli olur. Halbuki, bu gibi durumlarda ağaçların diplerine gelen kısımlar boş bırakılarak, su ve gübre ihtiyaçları da yalnız ara bitkilerin ihtiyaçlarına göre değil, esas ağaçların da ihtiyaçları dikkate alınarak yapılacak olursa, meydana gelmesi düşünülen zararlanmalar önlenmiş olur. Daimi şekilde ara ziraatı yapılırken ağaç sıraları ara bitkilerinin isteklerine veya bu işe verilen öneme göre mesafe bırakılacağı,tabiidir. Kapama bahçelerde, esas olarak ileride ara ziraatından vazgeçileceğinden, ağaçlar normal mesafelerle dikilir. Ağaçların taçları büyüyüp meyveye yatınca ara ziraatı da bırakılır.

9.6.1.2.1. Meyve Ağaçları Arasında Ara Bitki Olarak Meyve Ağaççıkları ve Meyve Çalıları Yetiştirmek
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Ağaçlar arasındaki mesafeler uygun seçilmek şartiyle7 bahçeyi teşkil edecek esas ağaçlar arasında geçici bir süre için diğer meyve ağaççıkları ve meyve çalıları yetiştirilebilir. Ancak, bu türlü kapama bahçelerde araya dikilen ağaçlardan tam bir şekilde yararlanabilmek için araya dikilecek türlerin tam verim çağma gelecekleri zamanla ana ağaçların taçlarının iyice gelişerek bahçeyi tamamen kapatacakları zaman iyi hesap edilmelidir. Bu hesap edilmezse ara ağaçlardan henüz tam ürün alınmadan bunları sökmek gerekir ki, bu durum, işletme için zararlı olur. Şu halde, meyve ağaçlan arasında meyve ağaççıkları yetiştirerekten araziden iyi bir şekilde yararlanabilmek için, yetiştirilecek esas meyve çeşitlerinin gelişme güçleriyle araya dikilecek türlerin gelişme süreleri ve ürün verme periyotları dikkate alınarak ve ağaçlara buna göre mesafeler vererekten iyi bir bahçe kurulabilir. Meyve türlerimiz içerisinde ara bitki olarak yetiştirilmeğe en elverişli olan meyve ağaççıkları şeftalilerdir. Bu meyvenin yetiştirilebildiği yerlerde yüksek boylu elma, armut, kiraz, portakal ağaçlan arasında yetiştirilmesi sağlık verilebilir. Şeftali, ömrü kısa olan bir meyve ağacıdır. Meyveye erken yatar, en yüksek verim çağı erken gelir, böylece 10-12 yıl içerisinde ağaçlardan alınabilecek en yüksek verim sağlanabilir. Uygun iklim şartlarında, şeftali ağaçları büyük bir taç teşkil ederlerse de, yapılan ürün budamalarıyla ağacın tacı küçük tutulabilir.

Şeftaliden başka, iklim şartlarına göre, kızılcık, vişne, fındık ve ayrıca zayıf anaçlar üzerinde bodur şekillerde yetiştirilen elma, armut gibi ağaçlar da ara bitkisi olarak dikilebilirler.

Meyve ağaçlan arasında ara bitkisi olarak yetiştirilecek meyve çalılarından söylenmeğe değer olanları ahududu, bektaşi üzümü, frenk üzümü gibi üzümgiller çalılarıdır. Bunlar, çoğunlukla bodur boylu (0,80-1,0 metre) çalılar olduklarından ana ağaçların taçlarına siklik vermez. Tabii durumda ormanlarda ağaçların altında ve yine dere kenarlarında birtakım ağaçların gölgelerinde yetiştiklerinden, meyve bahçelerinde de gölgeden çoğunlukla zarar görmez, iyi bir şekilde gelişmeye meyve verir. Şu durumda ağaçların altlarından uzun zaman yararlanmayı sağlar. Ancak, iizümgil çalıları çok bol köklenir, kökleri de çoğunlukla yüzlektir. Bu nedenle yüzlek köklü ağaçlar arasında yetiştirilirken bunların esas ağaçların gövdelerinden hiç değilse bir buçuk metre uzaktan dikilmeleri gerekir.

9.6.1.2.2. Asma İle Birlikte Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Memleketimizin birçok yerlerinde meyve ağaçları arasında asma yetiştirilir. Bazı yerlerde ise meyve ağaçları bağlar arasına dikilmiştir. Ağaçların veya asmanın esas oluşuna göre, bağla birlikte meyvecilik veya meyve ağacı ile birlikte bağcılıktan söz edilir.

Memleketimizin birçok yerlerinde bağlar, genel olarak, sulanmazlar. Bu sebeple ağaçlar arasında asma yetiştirmek veya bağlar arasına ağaç dikebilmek için her şeyden önce ve özellikle iklim şartlarına göre türlerin seçilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan yurdumuzun değişik yerlerinde türlü şekillerle karşılaşılır. Meselâ Güney-doğu Anadolu'da omcalar zeytin ve fıstık ağaçları arasına beşer veya altışar sıra olarak dikilir. Zeytinler veya fıstıklar büyüdükçe-ağaçlara en yakın olan sıralar yavaş yavaş sökülür ve nihayet bağ tamamen ortada kalkarak araziyi zeytinler veya fıstıklar kaplar. Ege bölgesinde, özellikle Ödemiş'te, kapama incir bahçeleri arasında asma yetiştirilmektedir. Bu bahçelerde incirler arasındaki mesafenin tam ortasına gelen yerlere bir sıra halinde asma dikilir ve bunlar incir sıralarına paralel olarak tele alınarak incir bahçelerinin sıravarı olarak çiftle işlenmesine zarar vermez. Ancak, bu bahçelerde, omcaların dalları engel olduğundan sürme çaprazlama yapılamaz. Orta Anadolu'da bağlar içerisinde armut, badem ve kaysı ağaçlan yetiştirilmektedir. Marmara denizi ve özellikle İzmit körfezinde bağlar arasında kiraz, vişne ve armuda önemli bir yer verilmiştir. Adları sayılan bütün bu yerlerde bağlar sulanmamakta, bunlar arasında yetiştirilen türler de buraların şartlarına uymuş bulunmaktadır.

Amasya ve Erzincan'da da meyve ağaçları arasında asma yetiştirilmektedir. Ancak buralarda yetiştirilen ağaçlar (elma, erik, şeftali vb.) sulanmaya ihtiyaç gösteren türler olup, bu bölgelerde bağların da birlikte sulandıkları görülür. Şu durumda meyve ağaçları arasında asma yetiştirilirken sulama şartları en başta olarak dikkate alınmalıdır. Genel olarak, ağaçlar iyice gelişip fazla gölge yaptıkları zaman omcalar sökülmelidir. Veya ağaçlar arasında çok geniş mesafeler bırakılarak omcaların gölgede kalmamaları sağlanır.

9.6.1.2.3. Meyve Bahçelerinde Ara Ziraatı Şeklinde Sebzecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçelerinde en çok yapılan ara ziraati şekli budur (Şekil 107). Ancak bunun, yani meyve ağaçlarının altında sebzeciliğin bilgili ve çok ustalıkla yapılması şarttır. Meyve bahçelerinde sebze yetiştirilirken daha çok sebzelerin su ve gübre istekleri düşünülür, bu bakımdan ağaçlara hiç önem verilmez.Sonuç olarak ya ağaçlar verimden ve kuvvetten düşer veya su ve gübrenin çok verilmesi yüzünden azarak gereğinden çok sürgün yapar ve bir türlü meyveye yatmazlar. Böyle durumlarda ağaçların altında sebzecilik yapmaktan .derhal vazgeçilmelidir.

A. Kare şeklinde I2'şer metre aralıkla dikilmiş yüksek boylu ağaçlar, B. Elma sıraları üzerinde dörder metre ara ile dikilmiş bodur meyve ağaçlan, C. Sebze tavaları.

Meyve ağaçlarının altlarında sebze yetiştirilirken ağaçların dipleri her iki taraftan hiç değilse ikişer metre genişlikte boş bırakılır. Ağaçlar büyüdükçe boş bırakılan şerit de genişletilir. Böylece, bir yandan ağaçların yaşamaları düzenlenir, öte yandan da sebzeler için gereken ölçüde bir ışıklanma sağlanmış olur. Sebze türlerimizin ışığa kar-" sı istekleri başka başka olmakla beraber bir.iki türden, vazgeçilirse diğerlerinin hepsinin iyi bir ürün vermeleri için bol ışık görmeleri gerekmektedir. Yeter derecede güneş görmeyen kabak, patlıcan, biber ve domatesler boya kaçarlar, bir türlü meyveye yatmazlar, lahanaların da baş bağlamadıkları görülmüştür. Fasulyeler gölgeye, adları sayılan türlere bakınca, daha çok dayanır.

9.6.1.2.4. Tarla Ziraatı İle Birlikte Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Büyük ziraat işletmelerinde, meyve ağaçlarının altlarında çeşitli tarla bitkileri de yetiştirilmektedir. Memleketimizde birçok yerlerinde, yerine göre, ağaçların diplerinde tahıllar, türlü çapa bitkileri ve yem bitkilerinden de yonca, korunga ve fiğin yetiştirildiği görülür.

Tahıllar ve özellikle kışlık tahıllar topraktan çok fazla miktarda su aldıklarından sulama yapılmayan yerlerde bunların meyve ağaçlarının diplerine ekilmeleri ağaçların susuzluktan zayıf kalmalarına veya meyvelerini dökmelerine sebep olur. Bu yüzdendir ki, meselâ Aydın dolaylarındaki incir bahçelerinde tahıl ekimini halk doğru bulmaz ve ancak taban suyu seviyesi yüksek olan, incirini akıtan yerlerde ağaçların ertesi yıllarda daha iyi bir ürün vermelerini sağlamak için arpa veya buğday ekilir.

Çapa bitkileri, tahıllara göre, daha iyi ara bitkileridir. Bunların ekimi ile meyve ağaçlarının dipleri bir kaç kez çapalandığından toprak iyi işlenmiş olur. Çapa bitkilerinden patates ve pancarlar meyve ağaçlarımızın köklerine en az zarar verir ve geniş yapraklarıyla toprağın yüzünü gölgelediklerinden onlara faydalı da olur. Yem bitkilerinden yonca gibi yerine göre tarlada 3-30 yıl kalan bitkilerin ağaçlar altına ekilmeleri tavsiye edilemez. Yonca ve tırfılların derine giden kökleri ağaçların kökleriyle amansız bir rekabete girişerek bunların su ve besin maddelerini sömürür. Böylece, özellikle derin olmayan topraklarda ağaçlar gelişmeden kalır, meyveleri ufalır ve azalır, ağaçlarda tezden bir kocama durumu baş gösterir. Meyve ağaçlarının diplerinde uzun yıllar kalan bitkilerin ekilmesiyle toprak işlemesi işi de imkânsızlaşmaktadır. Bu sebeple, yoncadansa korunga ve fiğin tercih edilmesi doğru olur.

9.6.1.2.5. Meyvecilikle Birlikte Çayırcılık
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarının altında çayırcılık ancak nemli bölgelerde veya taban suyu seviyesinin yüksek ve sulama imkânlarının çok elverişli olduğu yerlerde yapılabilir. Genel olarak, bitki ile örtülü bir yerin su sarfiyatı işlenmiş ve çıplak olan bîr toprağın su sarfiyatına göre yüksektir. Bu sebepledir ki, kurak bölgelerde veya suyun az olduğu yerlerde ağaçların dipleri boş bırakılır ve işlenir. Bu gibi yerlerde ağaçların altında çayır yetiştirmek onları ölüme sürüklemek demektir. Bizde, Karadeniz kıyı bölgesinde, Kastamonu ve Gümüşhane'nin bazı vadi içlerinde kurulmuş meyveliklerden alanlarının çayırlık olanlara rastlanır. Batı Anadolu'da, Orta Anadolu'da, Güney ve Güney-doğu Anadolu'da yer yer görülebilecek iklim adacıkları dışında rasyonel olarak çayırcılıkla meyvecilik birleştirilemez.

9.6.1.3. Yol Kenarlarında ve Sınır Ağacı Şeklinde Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.6.1.3.1. Yol Kenarlarında Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Memleketimizde yol kenarlarında meyveciliğe, İskenderun ile Antakya arasındaki asfaltın bir kısım yerlerinde rastlanır. Burada Topçu boğazı kesiminde yol kenarına kenar "ağacı olarak zeytin ağaçları dikilmiş ve bununla ileride yolun masraflarının karşılanması düşünülmüştür.

Yol kenarlarında meyve ağacı yetiştirilmesi, her şeyden önce bir zirai asayiş işidir. Bu asayiş bulunmazsa, ağaçların meyvelerinden uzun boylu yararlanılamaz. Bununla beraber, gelen geçene örnek olması bakımından yol kenarlarında iyi bakımlı ağaç yetiştirmekle memleketimizde ağaçların nasıl bakılacağı üzerinde köylümüze en iyi örnekler verilebilir. Yol kenarlarında meyve ağacı yetiştirilirken bu işin bilgili insanlar tarafından düzenlenmesi şarttır. Bir ilden kalkıp öteki ile kadar uzanan yolların geçtikleri arazi parçaları gerek toprak ve gerek su şartları bakımından çok farklıdır. Böyle durumlarda bütün yol boyunca iklim ve toprak şartları incelenerek her kısım için en elverişli türler ve çeşitler seçilmeli ve dikilmelidir. Bundan başka, yol-kenarlarında yetiştirilecek ağaçlan meyvelerinin yolunması sırasında dallarının kırılmasıyla çabucak hastalanan, zamk veren ve ölen türlerden, yani kiraz, şeftali, kaysı vb. türlerden olmamaları doğru olur.

Yol kenarlarına dikilecek tür ve çeşitlerin meyveleri hep birden olgunlaşman ve hatta bunların hasat olgunluğunda yenilmesi iyi olmayıp ambarda olgunlaştırılarak yenilecek çeşitler olmalıdır. Böylece hırsızlık oranı azalır. Yol kenarlarına elma ve armut gibi elmamsı türler dikilecek olursa döllenmeyi sağlamak bakımından iyi bir çeşit karışımının yapılmasına önem verilmelidir. Aksi halde, uzun bir veya iki sıra halinde dikilen ağaçlarda döllenmenin olmaması yüzünden meyve tutumu azalır veya hiç olmaz. Yol kenarlarına ağaçlar bir veya iki sıralı olarak dikilir. Genişliği 8 metreden daha az olan yollarda bir sıra, bundan yukarı olan yollarda da ağaçlar iki sıralı olarak dikilmelidir. İki sıralı dikimde üçgen dikim şekli tercih edilmelidir. Böylece ağaçların dalları birbirine kavuşmaz ve büyük yük arabalarının ve yüklü kamyonların daha kolaylıkla hareketleri sağlanmış olur. Fidanlar yolun kenarlarına yol hendeğinin dış kenarına gelecek şekilde tür ve çeşidine göre 8-15 metre aralıklarla dikilir. Dikimde kullanılacak fidanların düzgün ve kalın gövdeli, yüksek taçlı olmaları şarttır.

9.6.1.3.2. Sınır Ağacı Halinde Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçları bu şekilde memleketimizde çok sayıda yetiştirilmektedir. Mesela Kastamonu'da erikler, elmalar; Malatya'da kaysılar, orta yerlerinde tahıl veya kenevir ziraatı yapılan geniş alanlarda daha çok sınır ağacı olarak yetiştirilmektedir. Sınır ağacı şeklinde meyvecilik, meyveciliğin en ekstansif bir şeklidir.

9.6.1.4. Ev ve Süs Bahçeleri Şeklinde Meyvecilik
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Birçok meyve bölgelerimizdeki şehirlerde.(Erzincan, Gümüşhane, Kastamonu, Malatya, Maraş, Amasya, Tokat, Van vb.) evler yüksek duvarlarla çevrili bahçeler içerisinde kurulmuşlardır.Bu bahçeler ev sahibinin yazlık ihtiyacını tamamen karşıladığı gibi bunlarla kış için

Meyve kuruları hazırlanmakta, hatta pekmez, reçel, turşu gibi kışlıklar da yapılmaktadır. Son.yıllarda, büyük şehirlerimizde kurulan bahçeli evler de küçük ölçüde bile olsa, meyvecilik yapılmakta ve bu küçük bahçelerin ürünleri, şehrin meyve tüketimi üzerinde bir ferahlık yaratmaktadır. Ancak, bu küçük ev bahçelerinden iyi bir şekilde yararlanabilmek için, her şeyden önce yetiştirilecek tür ve çeşitlerin seçiminde bilgililerden öğüt alınmalıdır. Meselâ, Ankara şehri içerisinde, genel olarak ve çoğunlukla şeftalilerden iyi bir sonuç alınamamaktadır. Bunların üzerinde bahçe sahiplerinin ısrar etmeleri tamamen kendi zararlarına olmakta ve birkaç yılda bir fidanlarını tazelemek zorunda kalmaktadırlar. Öte yandan, tür ve çeşitlen seçerken bahçede her mevsimin meyvesini bulundurmağa çaba gösterilmelidir. Böylece, bahçelerde ne kayb olacak derecede çok fazla meyve olur, ne de bunlar meyvelerini savdıktan sonra ağaçlar tamamen boş ve çocuklar meyvesiz kalır. Şu durumda iyi düzenlenmiş bir ev bahçesinde duttan kışlık elma ve armutlara kadar her tür ve çeşitten yerine göre birkaç ağaç bulundurulması iyi olur.

Ev bahçelerinde yüksek boylu ağaçlardansa orta kuvvetli veya zayıf anaçlar üzerine aşılanmış bodur boylu ağaçların yetiştirilmesine önem verilmelidir. Böylece küçük bir alan içerisine çok sayıda ağaç dikilebilir.

Ev bahçelerinden iyi bir ürün alabilmek için ağaçları sık dikmekten kaçınmalıdır. Bizim ev bahçelerimizde en çok görülen kusur da budur. Ev sahipleri bahçeye çok sayıda ağaç dikebilmek için çok sık dikmektedir. Bunlar hemen tamamen kuvvetli anaçlar üzerinde olduklarından büyüdükleri zaman bahçeler birer orman halini almakta, meyve miktarı ve kalitesi de düşmektedir. Ev bahçelerinin ilk kuruldukları yıllarda,ağaçlar henüz küçük iken arada fazla boşluk kalacağından bu boşluktan ya ara ziraatı ile faydalanmak yolunu tutmak veya meyve ağaçlarını iki katı sıklıkta dikerek sonradan aradan birer tanesini çıkarmak doğru olur.

Ev bahçelerinde frenk üzümü, ahududu, bektaşi üzümü gibi üzümlü meyveler de iyi bir şekilde yetiştirilebilir. Daha önce işaret edildiği gibi bunlar çoğunlukla gölgeye de dayandıklarından ağaçların gölge yaptıkları yerlerden yararlanılabilir. Aynı zamanda bu meyveler gerek taze ve gerek işlenmiş olarak evin ihtiyacını en iyi bir şekilde karşılamaktadır . Ev bahçelerinde daimi olarak sebze de yetiştirilecekse bunu kesinlikle ağaçlardan ayrı bir yerde ayrılan küçük bir kısımda yapmalı, sebzeler ağaçların diplerine sokulmamalıdır. Çünkü çoğunlukla sebze ile uğraşılırken, bilgisizlik yüzünden, ağaçlar elden çıkmaktadır.

Ev bahçelerinde fidanlar, toprak tamamen tesviye edilerek bahçeye esas şekil verildikten sonra dikilmelidir. Bizde en çok görülen hatalardan birisi, acele bir hevesle fidanların dikilmesi ve sonradan yapılan tesviye sırasında bunların ya köklerinin dışarıda kalması veya çok kez boğazlarından iki üç karış derine gömülmeleridir. Bu şekilde dikilmiş ve daha genç yaşta iken zamk vererek ölmüş kaysı, kiraz, şeftali, vişne ve erik ağaçlarına çoklukla Taşlanmaktadır. Derine düşen elma ve armut ağaçları da artık büyümemekte, sarılığa tutulmakta ve kısa bir zamanda ölmektedir.

9.6.2. Bahçe Yerinin Seçimi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.6.2.1. Bahçe Yeri Seçerken Dikkat Edilecek Noktalar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlan dikildikleri yerlerde uzun yıllar (10-1000 yıl) kalır. Bu sebeple meyve bahçesi kurarken bir hata yapılacak olursa bundan dönmek pek güç olur ve yapılan hatanın zararı da gün geçtikçe artar. Bu yüzdendir ki, bir yerde meyve bahçesi kurarken iyi düşünmek ve bu arada özellikle aşağıdaki noktalan önemle dikkate almak gerekir.

  1. Meyve bahçesi kurulacak yerin toprağı.
  2. Meyve bahçesi kurulacak yerin iklimi ve yöneyi.
  3. Sulama şartlan ve toprak altı suyunun vaziyeti.
  4. Pazar durumu.

Bu dört önemli noktadan ilk üç tanesi üzerinde bu kitabın toprak ve iklim bölümlerinde etraflı bilgi verilmiş olduğundan bir yerde meyve bahçesi kurarken bu kısımlarda işaret olunan noktaların önemle dikkate alınması gerekir.

Pazar durumuna gelince: bunu her şey den önce bahçe yerinin pazara uzaklığı, yakınlığı, ulaştırma imkânları ve pazarın istekleri tayin eder.

Ulaştırma imkânlarının elverişli bulunmadığı yerlerde meyve bahçeleri kurulurken üretimi kurutularak veya türlü şekillerde işlenerek taşınması mümkün olan ürünlerle yola daha dayanıklı olan kışlık çeşitlere ve bir de kuru meyvelere inhisar ettirmek gerekir. Pazara yakın ve taşıt imkânları elverişli olan yerlerde ise pazarın isteklerine göre her tür meyve de yetiştirilebilir. Bahçe kurarken pazarın meyve bakımından isteklerini ve alıcının zevkini de göz önünde bulundurmak gerekir. Yazlık meyve çeşitleri yetiştirilirken bir çeşitten fazla yetiştirerek fazla miktarda malın birdenbire piyasaya arz edilmesi sonunda fiyatlarda meydana gelecek olan düşmeleri önlemek için birbiri ardından olgunlaşan ve böylece pazara düzenli ve ideali bir şekilde mal gönderilmesini sağlayacak olan bir plâna göre çeşit ve ağaç miktarını tayin etmek doğru olur. Kışlık çeşitlerin seçiminde ise ürünün birden olgunlaşarak hep birden ambara alınması daha elverişlidir. Bu şekilde bekçi masraflarından tasarruf etmek mümkün olduğu gibi yetişmiş işçileri elden kaçırmadan bütün ürünün derimi, seçimi ve ambalajı yapılır.

Meyve bahçesi kurarken tüketicinin zevki de önemle dikkate alınmalı ve ona göre çeşit seçimi yapılmalıdır. Pazarın tat, renk ve irilik bakımından istekleri göz önünde tutularak yapılacak bir çeşit seçimi, malın ilerideki satışını daha başlangıçta garanti etmek olur.

9.6.3. Bahçe Yerinin Dikime Hazırlanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.6.3.1. Bahçe Arazisi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçelerinin kurulacakları yerler, fundalıkların sökülmesiyle kazanılan yerler, orman açmaları, kuvvetten düşmüş eski meyve ağaçlarının sökülmesiyle açılan yerler veya tarla arazisi olabilir. Buna göre bahçe yerinin dikime hazırlanması da türlü şekillerde yapılır.

Fundalık arazide meyve bahçesi kurmak: Bunun için fundalığın tamamen köklenmesi gerekir. Fundalıklardan tamamen temizlenen arazi, bir yıl sürülerek buraya herhangi bir tarla bitkisi ekilir ve o yıl meyvecilikte kullanılmaz. Ancak ertesi yılda toprak, fidan dikimi için hazırlanır.

Orman açmalarında meyve bahçesi kurmak: Orman açmalarında da açmanın yapıldığı yıl hatta bundan sonra gelen ikinci yılda tarlaya meyve ağacı dikilmeyip bir iki yıl tarla bitkileri ekilerek arazi işlenir. Ancak üçüncü yıl buraya fidan dikilmesi doğru olur.

Eski meyve bahçesi yerinde meyvelik kurmak: Yaşlı meyve ağaçlarının köklenmesiyle açılan arazide yeniden meyve bahçesi kurmak için buranın hiç değilse 3-4 yıl tarla arazisi olarak kullanılması gerekir. Yaşlı meyve ağaçlan sokulurken köklenmeyi özellikle özenle yapmak ve çıkan kökleri gövdelerle birlikte bahçeden çekerek toprakta kalması mümkün olan zararlı ve hastalık tohumlarının yayılmalarına imkân vermemek zorunludur. Aradan dört yıl geçtikten sonra buraya meyve ağaçları dikilebilir. Bu şekilde sökülmüş olan eski bahçe yerlerinde yenileri kurulurken türlerin değiştirilmesi hastalıkların ve zararlıların faaliyetini azaltır. Meselâ, dip çürüklüğü yüzünden ölmüş ve kocamış bir incir bahçesinin yerine zeytin dikmek daha yerinde olur.

Tarla yerinde meyve bahçesi kurmak: Öteden beri tarla olarak kullanılan arazide meyve bahçesi kurmak için beklemeğe gerek yoktur. Buralarda derhal gerekli toprak işlemesi yapılarak ağaç dikimine geçilebilir.

Meyve bahçesi kurulacak yerlerin kirizme edilmesi çok yararlı ise de kirizmeden söz ederken belirttiğimiz gibi, bu, pahalıya mal olan bir iş olduğundan çoğunlukla tam kirizme yapılamaz. Bununla beraber, bahçe yeri derin süren pulluklarla (35-40 santim) sürülerek toprağın iyi bir şekilde işlenmesine çalışılmalıdır. Tam krizmenin yapılamadığı yerlerde şeritvari bu da mümkün olmadığı takdirde hiç değilse çukur krizme yapılmalıdır.

Şeritvar ikirizimenin yapılışı: Bahçede dikilecek fidan sıraları tespit edilir. Bu sıraların her iki tarafından 1-1.5 metre genişlikte tarla işaretlenir. İşaret çizgilerinin arasına düşen kısım tıpkı tam kirizme yapılır gibi kirizme edilir.

Çukur kirizmenin yapılışı: Tarla üzerinde fidan yerleri işaretlenir. Fidanların geldiği yer merkez olarak alınarak 1x1x1 boyunda olmak üzere çukurlar açılarak çukur kirizmesi yapılmış olur . Fidan dikilecek yerlerin kirizmesi, dikim zamanından hiç değilse bir mevsim önce yapılmalıdır. Meselâ güzden kirizme yapılan yerlere ilkbaharda fidan dikilebilir.

9.6.3.2. Bahçe Yerinin Hazırlanması ve Bölünmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bahçe yerinin tesviyesi: Meyve bahçesi kurulacak yerlerin tesviye edilmesi, bahçelerde toprak işlemesi, sulama, meyve derimi ve her türlü taşıma işlerini kolaylaştırır. Hele sulama yapılan yerlerle fındık, ceviz, kestane, incir vb. meyveleri ağacın altından toplanan türlerde bu çok önemlidir. Bununla beraber, meyve bahçelerini çok kez meyilli olan arazide veya taban suyunun yakın olduğu düzlüklerde kurmak gerekir. Bu gibi durumlarda teraslamalar ve balıksırtı şeklinde toprağın işlenmesiyle bahçe yeri hazırlanır.

Düz yerlerdeki ufak tefek alçaklık ve yükseklikleri ve hafif meyilleri düzeltmek için yükseklikler kazılarak çukur olan yerlere doldurulur. Hafif meyilli yerlerde ise aşağı kısımdan başlayarak meyille doğru yapılacak belleme ile toprak bir miktar aşağıya kaydırılabilir. Alan bu şekilde düzeltilemezse meyille dikey olarak pulluk çekilmeli ve kazılan toprak bir çift öküz veya atla çekilen kalastan yapılmış tapanlarla aşağıya doğru sürüklenmelidir. Bu şekilde düzletme ucuza mal edilir.

Teraslama (sekileme): Yamaçlarda meyve bahçesi kurarken ağaçların toprakta iyi bir şekilde tutunmalarını sağlamak, toprağın yağan yağmurlarla akıp gitmesini ve böylece köklerin açıkta kalmasını yamaca düşen yağışların kaybolmamalarını önlemek, toprağa işlemelerini sağlamak için teraslama yapılır (Şekil 113). Fazla meyilli olmayan yerlerde fidan çukurlarının açılacağı kısımlarda çukurun yamacın dik kenarına gelen kısımdaki toprağı karşı kenara atarak bir teraslama yapılabilir. Dik yamaçlarda ise karşı kenara alınan toprağın akıp gitmesini önlemek için bu kısma, atılan toprağı tutmak üzere, taştan kuru duvar yapmalı (Şekil 114), taşın bulunmadığı yerlerde ise bu kısma yarım ay şeklinde çakılacak 6-8 kazık üzerine ağaç dalları sarılarak bir çit yapılmalı ve bundan sonra toprak doldurulmalıdır. Sedle-melerde yamaca düşen yağmur sularının akıp gitmelerini önlemek için ağaçların diplerine su yalakları açılır. Ağaç gelmeyen kısımlarda ise uçları bu çukurlara ulaşan arklar açılır, bu şekilde bütün yamaca düeri su" ağaçların diplerine toplanmış olur. Teras yapılan yerlerde sulama yapmak zorunluluğu varsa bu zaman su arkları, ağaçların diplerine yakın geçmemek üzere tesviye eğrilerine paralel olarak geçirilir.

Balık sırtı yapma: Taban suyu seviyesinin toprak yüzüne yakın olduğu yerlerde meyve ağaçlarının köklerinin fazla sudan zarar görmesini Önlemek için toprak balık sırtı şeklinde hazırlanır ve sırtın en yüksek kısmına da fidanlar dikilir (Şekil 115). Balık sırtı yapmak için iki ağaç sırasının tam ortasına bir çizgi çizilir ve bu çizgi bir kurutma hendeği şeklini alacak biçimde toprak iki taraflı olarak fidanların dikileceği sırtlara doğru çekilir. Böylece, iki taraflı olarak sıra aralarından çekilen toprakla balık sırtı şekli meydana getirilir. Aralarda kalan kurutma hendekleri de yükselen fazla suyun akmasını sağlar. Balık sırtının çok dar ve fazla yüksek olması iyi değildir. Bu zaman kökler geniş bir yayılma alanı bulamayacaklarından derinlere düşer ve dolayısıyla balık sırtı dikimden beklenilen yarar elde edilemez.

Toprak tesviyesi, sekileme veya balık sırtı yapılan bahçe yerleri yetiştirilecek türlere göre bölümlenir. Bölümlemede ekolojik şartlar, toprak özellikleri göz önünde bulundurulur. Her türden yetiştirilecek ağaç sayısına göre her bir tür için ayrı ayrı parseller yapılır.

9.6.4. Bahçelerin Çevrilmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Genç fidanlarla ağaçları hayvanların zararlarından, meyve ürününü de hırsızlardan korumak için meyve bahçelerinin etrafının çevrilmesi gereklidir. Burada dikkat edilecek eh önemli nokta, bahçenin o yerin şartlarına göre en çok işe yarayan ve aynı zamanda en ucuza mal olan materyalle çevrilmesidir. Meyve bahçeleri de tıpkı fidanlıklar gibi çevrilir (Fidanlığın çevrilmesi kısmına bakınız).

9.6.5. Meyve Ağaçlarının Dikimi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.6.5.1. Dikim Şekilleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçeleri, kurarken ağaçlar genel olarak dört şekilde dikilir:

Kare şeklinde dikim, Dikdörtgen şeklinde dikim, Satranç şeklinde dikim, Üçgen şeklinde dikim.

Kare şeklinde dikim: Bu şekil dikimde meyve ağaçları sıralar üzerinde ve sıralar arasında aynı aralık ve mesafelerle dikilir (Şekil 116). Böylece, bir karenin dört köşesine dört ağaç dikilmiş olur. Bu şekilde dikilen ağaçların aralarının çiftlerle düz ve çaprazlama işlenmesi kolay olur.

Kare şeklinde dikim yapmak için bahçe şu şekilde işaretlenir. İlk olarak ele bir ip alınır. Bu ipin üzeri ağaçlara verilecek mesafeye göre renkli bezlerle veya iplerle işaretlenir. Bundan sonra, ip alınarak bahçe yerinin üst kenarına düzgün bir şekilde gerilir. Bu işaretleme yapılırken birinci sıra ağacın dikileceği yerin bahçe sınırından yarım ağaç mesafesi kadar içeriye alınmalıdır. Bu durum dikkate alınarak ip çekildikten sonra işaret yerlerinin toprak üzerine düştükleri kısımlara birer kazık çakılır. Bundan sonra ip kaldırılır ve daha öne çekilen ipe tam dikey gelecek şekilde tarlanın yan tarafına çekilir. Bu kısım da aynı şekilde işaretlenir. Sonra karşı tarafa geçilir, orası da aynı şekilde işaretlenir. Bundan sonra ip karşılıklı iki kenar arasına ve kenarlardaki işaret noktalarından tutularak gerilir. İşaret noktalarına kazıklar çakılmak suretiyle bütün alan bu şekilde işaretlenmiş olur.

Dikdörtgen şeklinde dikim: Sıralar arasında ara ziraatı yapılmak istendiği zaman dikdörtgen şekli tercih edilir. Burada sıralar arasındaki ağaç mesafeleri sıra üzerindeki ağaçların biri birlerine olan mesafesinin birkaç katıdır (Şekil 117). Böylece sıralar arasında fazla mesafe kaldığından buralara ağaççıklar dikilmek veyahutta yıllık bitkiler ekilmek suretiyle kolaylıkla ara ziraatı yapılabilir. Fakat, bu yöntemde, hiç şüphesiz bahçeye, kare şeklinde dikime göre daha az sayıda ağaç girer. Dikdörtgen şeklinde dikim de aynen kare dikiminde olduğu gibi yapılır. Yalnız sıralar arasındaki mesafe sıralar üzerindekinin birkaç katı fazla olacağından sıralar üzerinde ip çekildiği zaman işaret kazıklarını buna göre koymak gerekir.

Satranç şeklinde dikim: Bu şekilde ağaçlar tıpkı kare dikiminde olduğu şekilde dikilir. Ancak, bundan farklı olarak bir de karenin çaprazına tam ortasına bir ağaç konur (Şekil 118). Bu şekilde dikimde yer den daha çok yararlanılabilirse de toprak işlemesi kare ve dikdörtgen dikime göre güçleşir. Büyük taç teşkil eden ağaçlarda ortaya dikilen ağaç sonradan sıklık yapabilir. Bu gibi durumlarda karelerin ortalarına dikilecek ağaçlar tercihen fazla boylanmayan ve iri taç teşkil etmeyen tür ve çeşitlerden seçilmelidir.

Üçgen şeklinde dikim: Bu yöntemde ağaçlar, kenarları birbirine eşit bir üçgenin üç köşesine dikilir. Bu şekilde ağaçların her yönde aralıkları birbirine eşit olur. Böylece, köklerin ve tacın boşluklardan en iyi bir şekilde faydalanmaları sağlanmış olur.

Üçgen metodunda sıra aralarındaki mesafeyi tayin etmek için birinci sıra üzerinde, ağaçların yerlerini ve yönlerini belli ettikten sonra, sıra üzerindeki ağaç mesafesine eşit olmak üzere tutulan bir iple birbiri ardından gelen iki ağaç yerine çakılan kazıkları merkez yaparak, birer yarım ay çizilir. Bu yarım ayların birbirlerini kestikleri yer işaretlenir, bu noktadan birinci sıraya paralel olacak şekilde ikinci sıraya yön verilir ve ikinci sıra üzerinde de aynı aralıkta ağaç yerleri işaret edilir. Veya sıra aralan sıra üzerindeki ağaç mesafesinin 0,866 sı olarak hesaplanır (Şekil 119).

Meyve bahçesi kurarken ağaçlara verilecek dikim aralıklarının ileride ağaçlar normal büyüklüklerini aldıkları zaman sıklaşmayacak ve normal kalacak şekilde tayin edilmesi gerekir. Fazla sık dikilen bahçelerde ağaçların taçlan iyice güneşlenmediğinden dallar pişkinleşmez, çiçek gözleri teşekkül etmez, meyveler tatsız ve renksiz olur. Dallar arasında güneşlenme bakımından bir rekabet baş gösterdiği için, bunlar dikine olarak uzayıp gider. Toprak içerisindeki kökler de birbiriyle tam bir beslenme rekabetine girer. Fazla seyrek dikilen bahçelerde ise arazi beyhude yere boş kalır, fazla güneşlenme dolayısıyla açık kalan toprak kısımlarında buharlaşma ve su kaybı artar. Böylece hem belli bir alandan alınması istenilen randıman alınamaz ve hem de ağaçların gelişmeleri iyi olmaz.

Ağaçlara verilecek dikim aralıkları, iklim şartlarına, toprağın kuvvetine, dikilecek fidanın tacının şekline ve kalemin büyüme kuvvetine göre değişir. İşte, buna göre ve özellikle türlerin büyüme kuvvetleri göz önünde tutularak meyve türlerimiz için ağaçlar arasında bırakılması gerekmektedir.

9.6.5.2. Fidan Çukurlarının Hazırlanışı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

İşlenmemiş topraklarda fidan dikiminden hiç değilse iki ay kadar önce, işlenmiş ve kirizme edilmiş topraklarda ise dikimden bir hafta önce veya hemen dikim sırasında fidan çukurlarını açmak gerekir. Çukurların hazırlanmasına ilk olarak fidan yerlerinin işaretlenmesiyle başlanır. Bunun için de dikim şekillerinde söylenilenlerden herhangi birisine uygun olarak ve verilen dikim aralıklarına göre fidanların gelecekleri yerlere bir kazık çakılır. İşaretleme bittikten sonra dikim sırasında ikinci bir işaretleme zorunluluğu olmaması için fidan çukurunun açılacağı yerde dikim tahtası ile ikinci bir işaretleme yapılır. Bu işaretlemenin amacı çukurun açılmasıyla yerinden oynayan kazığın dikim sırasında yerini kolayca bulmaktır.

Dikim tahtası 1,5 metre kadar uzunlukta birbirinden eşit aralıkta üç büyük kertiği olan bir tahta latadır. Çukur açılmazdan önce bu latanın ortadaki kertiği daha önce yapılan işaretlemede çakılmış olan kazığın üzerine geçirilir. İki uçta kalan iki kertiğe birer kazık çakılır (Şekil 120). Bundan sonra, ortadaki kazık çıkarılarak çukur açılır. Dikim sırasında dikim tahtası başlardaki kazıklara göre yerleştirilince ortadaki kertik fidanın dikileceği yeri gösterir (Şekil 120).

Fidan çukurları açılırken üstten çıkan işlenmiş toprak çukurun bir yanına alttan çıkan toprak ise karşı yanına konur. Çukurların genişliği toprağın işlenme durumuna ve dikilecek fidanın kök gelişmesine bağlıdır. Kirizme yapılmış topraklarda bunların ağacın köklerini rahatça alacak kadar genişlik ve derinlikte olmaları yeterlidir. Kirizme yapılmamış topraklarda ise bunların enleri, boylan ve derinlikleri 80 santimden az olmamalıdır.

Büyük tesisler de çukur açma masrafını azaltmak için traktöre monte edilen çukur açma burgulan kullanılır (Şekil 121).

9.6.5.3. Fidan Dikimi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Dikim zamanı: Ağaçlar yapraklarını döktükten sonra ilkbaharda dallarına su yürüyünceye kadar dikilebilir. Kışın yaprağını dökmeyen turunçgil türlerinde, zeytinlerde ise kış dinlenme periyodu bu iş için en uygun zamandır. Bununla beraber, genel olarak, ağaçlan kışları yumuşak olan yerlerde sonbaharda, kışları çok sert olan yerlerde ise ilkbaharda dikmek daha doğrudur. Fidanlar, ilkbaharda gövdelerine su yürümeden önce yerlerine dikilmiş olmalıdır. Kışları çok sert olmamak şartıyla kurak bölgelerde de sonbahar dikimi daha iyi sonuç verir. Çünkü, güzden dikilen fidanların köklerindeki yaralar kışın sarılır ve emici kökleri meydana getirmek üzere hazırlanmış olur. Bunlar, ilkbaharda, baharın dikilen fidanlara göre topraktan çabuk ve bol miktarda su almak yeteneğine ulaşacaklarından kurumaları tehlikesi azalmış olur.

Dikim budaması: Meyve ağaçları dikilmezden önce budanır. İşte buna dikim budaması diyoruz. Dikim budamasının amacı, fidanların sokum sırasında zedelenen, ezilen, kopan kök kısımlarını kökün sağlam yerinden kesmek, birbiri üzerine binmiş kökleri ayıklamaktır. Bu budamaya uygun olarak ağacın tacı ile kökü arasındaki dengeyi bozmamak için taçta bir kısım dallar azaltılır. Bu şekilde dalların uçlarında bulunan ve daha erken uyanan gözler kesilmiş olur ki,bu ağacın uyanmasını geciktirir ve fidanın tutmasını kolaylaştırır.

Dikim budaması yapılırken ilk olarak kök budanır. Bu budama sırasında keskin bıçakla yara yerleri tazelendiğinden bu yaraların kapanması kolaylaşır. Bundan sonra düzeltilen kök sisteminin durumu göz önünde tutularak dallar budanır. Eğer dikilecek fidan iyi taçlandırılmış bir fidan ise bunun dallarının aşağı yukarı 2 /3 nü veya 3/4 nü keseriz (Şekil 122). Yok fidan kartlaşmış veya iri bir ağaç ise bunun bütün dalları kesilir geride yalnız dört beş tane çatal bırakılır.

Dikim budaması yapılmayan fidanlar ilkbaharda gövde ve gözlerde toplanan besin maddelerinin yardımıyla çabucak sürer. Fakat, sonradan kök henüz bu sürgün ve yaprakların su ihtiyacını karşılayamadığından kurumağa başlar. İşte bu yüzdendir ki bizde dikim budamasını yapmayan köylüler "Gün Dönmeden Fidanın Tutup Tutmadığı Belli Olmaz" demektedirler. Dikim budaması yapılmadan dikilen fidanlar tutsalar bile sürgünleri kuvvetli olmaz, dalların dip gözleri uyanmadığından buraları çıplak kalır ve dolayısıyla biçimsiz ve verimsiz olur. Bu tür fidanlar birkaç yıl kendilerine gelemezler.

9.6.5.4. Fidan Dikimi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Dikim budaması yapılmış olan fidanlar artık dikilebilir. Dikim için ilk olarak fidanın ilk dikileceği yerin hemen yanı başına gelmek üzere ve çukurun işlenmemiş olan toprak kısmına sonradan fidana desteklik yapacak olan bir herek çakılır (Şekil 123 c). Böylece dikimden önce sağlam toprağa çakılmış olan herek gerçekten sağlam bir dayanak olabilir. Herek çakıldıktan sonra çukurun ortasına üstünden çıkan toprakla bir kümbet yapılarak fidanın kökleri bu kümbet üzerine dağıtılır. Fidan kümbet üzerine konulduğu zaman bunun boğaz yerinin de toprağın üzerine uzatılmış olan dikim tahtasından iki parmak kadar yüksek durması gerekir (Şekil 123 a, b). Eğer fidan çukura düşüyorsa kümbet yükseltilir. Boğaz yeri, yani kökle gövdenin birleştiği kısım latanın üstünde kalacak duruma gelince, üst topraktan köklerin etrafına ve üstüne yavaş yavaş toprak doldurulur. Bu toprağa bir iki kürek iyice çürümüş ahır gübresi de katmak iyi olur. Toprak doldurulurken bunun, köklerin arasına iyice girmesini sağlamak gerekir. Bu amaçla, dikim sırasında fidanı bir eli ile tutan işçi öteki eli ile de toprağı köklerin arasına yerleştirmeğe ve dağıtmağa çalışır. Atılan toprakla kökler tamamen örtüldükten sonra ve çukurun yüzüne 4-5 parmak kadar mesafe kalınca,fidanı tutan kimse, fidanın gövdesi iki bacağının arasına gelmek üzere çukurun içerisine girerek fidanın dibini iki ayağı ile ve karşılıklı olarak bastırır. Bu şekilde fidanın kökleri toprakla iyice kaynaşır, fidan oturur ve yerini alır. Bir tarafa meyil etmiş ise karşı taraftan bastırarak fidan doğrultulmalıdır. Bundan sonra, tekrar toprağın doldurulmasına devam edilir ve alttan çıkan toprak ta üst kısma atılır. Yeniden bir daha bastırılır. Fidanın etrafına genişçe bir su yalağı yapılarak hemen bolca can suyu verilir, bu arada fidan, başlangıçta fidan çukuruna çakılmış olan hereğe bağlanır.

Fidan dikiminde dikkat edilecek en önemli nokta, derin dikmekten kaçınmaktır. Boğaz yerleri toprak içerisine gömülmüş, yani derin dikilmiş olan fidanlar, bir türlü kendilerine gelemez, gelişemezler, sert çekirdekli meyve türleri zamka, yumuşak çekirdekli meyve türleri sarılığa, incirler, turunçgiller ise dip çürüklüğüne tutulur. Derin dikilen fidanlarda boğaz kurtlarının da (Kapnodis) zararı fazla olur.

9.7. Meyve Bahçelerinde Yıllık Bakım İşleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.7.1. Toprak İşlemesinin Amacı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçelerinde toprak işlemesi şu amaçlarla yapılır:

  1. Toprağı havalandırmak,
  2. Toprağın yüzünde yağmurlardan ve sulamalardan sonra meydana gelen kaymak tabakasını kırarak buharlaşmayı azaltmak,
  3. Toprağın ısınmasını sağlamak,
  4. Ağaçların topraktan alacakları su ve besin maddelerine ortak olan yabani otları yok etmek,
  5. Toprakta bulunan besin maddelerinin parçalanarak bitkilerin işine yarar bir duruma gelmelerini sağlamak.
9.7.1.1. Toprağı Havalandırmak

Meyve ağaçlarının kökleri iyi havalandırılmış topraklarda daha iyi gelişir ve besin alma işini de daha iyi görür. Toprak işlenerek havalandırılmayacak olursa, özellikle ağır topraklarda köklerin çevresinde toplanan karbondioksiti bunların zehirlenmelerine, çürümelerine sebep olur ki, böylece ağaç da gelişemez ve ağır durumlarda kurur. Böyle topraklarda ağaçların çok kez sarılığa tutuldukları görülür. Özellikle genç ağaçların kökleri hava yetersizliğine karşı büyük bir hassaslık gösterir.

İyi havalandırılmamış topraklarda ağaçların kökleri derinlere işleyemez, yüzlek kalır. Bu köklerin, kışın şiddetli donlarından ve yazın yakıcı sıcaklarından zararlanmaları tehlikesi de vardır. Uzun zaman bu şekilde bırakılmış bahçelerde işleme derinliğini azar azar artırarak işlenen kısım derinleştirilmelidir. Eğer böyle ihmal edilmiş bahçelerde toprak birdenbire derin işlenirse toprağın yüzüne yakın olan köklerin büyük bir kısmı kesileceğinden ağaçların kurumaları tehlikesi vardır.

9.7.1.2. Toprağın Yüzünde Yağmurlardan ve Sulamalardan Sonra Meydana Gelen Kaymak Tabakasını Kırarak Buharlaşmayı Azaltmak
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Memleketimizin bir çok kısımlarında yağışlar çoğunlukla meyve ağaçlarımızın optimal su isteklerini karşılayamamaktadır. Bu sebeple, özellikle sulama imkânları dar olan yerlerde toprağa giren her damla suyun en iyi bir şekilde sarfını sağlamak ve bunların imkân ölçüsünde kaybı olmalarını önlemek gerekir. Genel olarak, ağır topraklarla tınlı killi ve tınlı topraklar yağışlardan ve sulamalardan sonra üzerlerinde bir kaymak tabakası teşkil eder. Bu kaymak tabakası kırılmazsa hem sonradan gelen yağmur ve sulama suları toprağa işlemeden akıp gider ve hem de toprakta buharlaşma fazla olacağından toprak, suyunu çabuk kayıp eder. Bu sebepledir ki, yaz ve kış yağışlarından en iyi bir şekilde yararlanmak toprak suyunun çabucak kaçıp gitmesini önlemek için toprak istenmelidir.

9.7.1.3. Toprağın Isınmasını Sağlamak
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Toprak sıcaklığı toprağın havalanması ve su durumu ile yakından ilgilidir, îyi havalanmayan ve fazla su tutan ağır topraklar, genel olarak soğuk; kumlu ve iyi işlenmiş tınlı topraklar ise sıcaktır. İşte iyi bir şekilde işleme ile topraktaki hava ve su durumunun düzenlenmesiyle toprağın sıcaklığını da düzenlemek, böylece toprağın gündüzün çok fazla ısınmasını geceleyin de çok fazla soğumasını önlemek mümkün olur.

Toprak sıcaklığı, toprak yüzünün sıcaklığını da etkilediğinden, ağaçlarda çiçekler açıldığı sırada hava sıcaklığının düşmesine meydan vermemek için bu zamanda toprak işlemesi yapılmamalıdır.

9.7.1.4. Ağaçların Topraktan Alacakları Su ve Besin Maddelerine Ortak Olan Yabani Otları Yok Etmek
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarının diplerinde yetişen yabani otlar topraktan ö-nemli ölçüde su ve besin maddeleri kaldırır. Bunu önlemek için meyve bahçelerinde iyi bir toprak işlemesi yapmak gerekir. Özellikle kır bahçelerinde yabani otlar sık sık yapılacak toprak işlemesiyle yok edilmelidir. Çünkü, yapılan denemelere göre, üzerinde bitki bulunmayan işlenmiş bir toprakta buharlaşma ile meydana gelen su sarfiyatı bitki bulunan aynı bir toprağın su sarfiyatına göre daha azdır.

9.7.1.5. Toprakta Bulunan Besin Maddelerinin Parçalanarak Bitkilerin İşine Yarar Bir Duruma Gelmelerini Sağlamak
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Toprakta bulunan besin maddelerinin bitkilerin işine yarar bir duruma gelmesinde bir çok küçük toprak canlıları önemli bir rol oynar. Bunların da önemli bir kısmının havaya ihtiyaçları vardır. Toprağın havalandırılmasıyla bu canlıların çalışma güçleri artırılır, böylece de besin maddelerinin hazırlanması işi kolaylaştırılmış ve çabuklaştırılmış olur.

9.7.2. Toprak İşlemesinde Kullanılan Araçlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçelerinde toprak işlemesi yüzlek ve derin olmak üzere iki türlü yapılır. Yüzlek işlemelerde toprağın yüzü çapa ile gevşetilir. Derin işlemelerde ise toprak derince aktarılır, işte bu işleri yapabilmek için ev bahçelerinde daha çok el aletlerinden bel ve çapa kullanılır. El ile toprak işlemesi pahalıya mal olduğundan büyük bahçelerde hayvanla veya özel bahçe traktörleriyle çekilen aletlerin kullanılması daha ekonomik olur. Meyve bahçelerinde sonbaharda yapılacak derin işlemeler için hayvanla veya traktörle çekilen pulluklar kullanılır. Son zamanlarda birçok firmalar tarafından.bahçelerde toprak işlenmesinde çok iyi iş gören alçak boylu traktörler yapılmıştır (Şekil 123). Bunlardan başka bir insan tarafından idare edilen bahçe el traktörleri de vardır (Şekil 124). Bu traktörlerin özel takımları olarak çapaları, külvatörleri, tırmıkları da vardır. Bunlarla da yazın yapılacak yüzlek toprak işlemeleri başarı ile görülebilir. İşletmenin durumuna göre büyük işletmelerde hayvanlarla çekilen pulluk, beygir çapası, tırmık ve kültivatörler veya yukarıda işaret olunan değişik tip traktörlerden birisi tercih edilmelidir.

9.7.3. Toprak İşleme Planları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

9.7.3.1. Sonbahar-Kış İşlemesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Sonbahar işlemesi en geç olarak aralık ayının sonuna kadar bitirilmiş olmalıdır. Bu işlemede toprak kesekli olarak bırakılır; kesekler kırılmaz. Sonbahar islemesi ev bahçelerinde bel ile, büyük bahçelerde bu traktör pulluk, yaylı kültivatör, rotomatör, hark açan pulluk takılabilir. Arkasına bir tonluk römork bağlanabilir. ise pullukla yapılır. Ağaçların diplerine pullukla yanaşılamazsa kalan kısımlar da bellenir. Eğer ahır gübresi verilecekse bu işleme sırasında verilerek gömülür. Ağaçların altına herhangi bir yeşil gübre bitkisi ekilecekse sonbahar sürmesiyle birlikte bunlar da ekilerek toprağın yüzü tırmıkla düzeltilir. Kışın ancak toprağın tavlı bulunduğu zamanlarda meyve bahçelerinde toprak işlemesi yapılabilir, çamur iken bahçelere girilmez.

9.7.3.2. İlkbahar-Yaz İşlemesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Şubat sonlan ve mart başlarında toprağın tava gelmesiyle ilkbahar işlemesine başlanır. Bu işleme derin yapılmayıp 8-10 santim derinlikte olur. Bunun için de diskaro veya yaylı dişli kültivatörler kullanılır. İlkbahar işlemesinde toprağın yüzünün kaymaklanmasına engel olunur, kış aylarında ve ilkbahar başlarında çıkmış olan yabani otlar sürülerek gömülür. Yeşil gübre bitkisi olarak herhangi bir bitki ekilmiş ise bu da ilkbahar işlemesiyle toprağa gömülür. İlkbaharda başlanan bu yüzlek işlemelere yağışlara, sulama durumuna ve toprağın otlanmasına göre bütün ilkbahar ve yaz aylarında devam edilir. Böylece toprağın yüzünün temiz ve gevşek tutulmasına çalışılır.

Yeni dikilmiş meyve bahçelerinde toprak işlemesi fidanların diplerindeki 70-100 santim genişliğinde bir alanda yapılır. Bu kısım, her yıl ağaç köklerinin gelişmesine uygun olarak iki tarafından ikişer pulluk ağazı genişletilir. Bu gibi bahçelerde fidanlar arasında ara ziraatı yapılarak boş kalan yerlerden faydalanmak doğru olacağından (Şekil 127) aradaki boş yerler, yapılacak ara ziraatı şekline uygun olarak işlenir. Eğer ara ziraatı yapılmıyorsa diğer kısımların da işlenmeleri faydalı olur. Ağaçları gelişmiş kapama meyve bahçelerinde ise toprak işlemesinin bütün bahçenin yüzünde yapılması gerekir.

Meyve ağaçlarının dağınık şekilde yetiştirildikleri yerlerde ise işlemeyi şu esasa göre yapmalıdır:

Genel olarak, meyve ağaçlarında köklerin, ağacın tacının genişliğindeki bir alan içerisinde yayıldığı kabul edilmekte ve toprak işlemesi de daha çok bu kısımda yapılmaktadır. Halbuki, bu ancak çok bakımlı, gübreleme ve sulama şartları çok elverişli olan ağaçlar için böyle olabilir. Sulama imkânları olmayan kır yerlerde yetişen ağaçlarda köklerin, ağacın tacının teşkil ettiği sınırdan çok uzaklara gittikleri görülür. Bu sebeple, kıraç yerlerde yetişen zeytin, fıstık, zerdali, badem vb. ağaçların diplerinin işlenmesinde, işleme alanını, tacın çevresinin hiç değilse bir veya iki katı geniş tutmak gerekir.

9.7.4. Sulama
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarımızın normal bir şekilde gelişmeleri, düzenli bir ürün verebilmeleri için topraktan yeteri ölçüde su almaları gerekmektedir. Meyve türlerimizin isteklerine göre almaları gerekli olan bu suyun yağışlarla karşılanamadığı yerlerde suni bir şekilde yapılacak sulamalarla toprağa verilmesi şarttır. Ancak, bahçelere verilecek suyun meyve bahçesinin bulunduğu yerin iklimine, toprak şartlarına, yetiştirilen meyve türünün isteklerine göre azalıp çoğalacağı tabiidir. Meşe-338 la meyve türlerimiz içerisinde suya fazla ihtiyaç gösterenlerden biri olan elma, Karadeniz kıyı bölgesinde sulanmadan yetişebildiği halde Kastamonu, Gümüşhane, Tokat, Amasya, Kocaeli'de ayda bir kez, Orta Anadolu'da ise 10-15 günde bir sulanmak ister. Keza tınlı topraklar da hafif kumlu topraklara göre sulamayı bir az daha seyrek yapmak buna karşılık kumlu topraklarda sulamayı daha sık tekrarlamak gerekmektedir. Erikler de tıpkı elmalar gibi fazla su ister. Buna karşılık zerdali, badem, vişne, incir ve zeytinler elma ve eriklere göre daha az yağışlı yerlerde sulanmadan da yetiştirilebilir. Kirazlar, turunçgiller ise bu iki grup arasında yer alır.

9.7.4.1. Sulama Zamanları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçeleri, şartlara ve isteklere göre, yılın dört mevsiminde de sulanır.

Kış sulaması: İklimi kurak ve yaz mevsiminde suyu az olan yerlerde başvurulan bir yöntemdir. Bu sulamanın amacı, özellikle yağışı az olan yerlerde toprak altı suyunu tamamlamak ve kışın genç sürgünlerin kurumalarını önlemektir. Bu sulama ile kışın akan sular yaz için depo edilir. Kıraçlarda yağan yağmur ve eriyen kar sularının toprak yüzünden akıp gitmesini önlemek için akıntı sularının teşkil ettikleri küçük harklar bahçelere çevrilir, böylece, yazın sulama imkânları bulunmayan step ve stepe geçit bölgelerin kıraç yerlerinde, toprağın alt katlarında su işlemeyen ve bu yüzden ağaç köklerinin beslenmesini imkânsız kılan kuru bir tabakanın kalmaması sağlanmış olur.

İlkbahar sulaması: Kış sulamasında olduğu gibi, suyun nispeten bol olduğu ilkbahar mevsiminde de yapılacak sulamalarda topraktaki su noksanı tamamlanabilir. Bu mevsimde eriyen kar sularıyla çaylar, dereler ve nehirlerde su bollanır. Bunlara yakın olan yerlerde bahçelere salma su verilir.

Yaz sulaması: Meyve bahçelerinde en önemli olan sulama bu zamanda yapılanlardır. Havaların gidişine göre, yaz sulamasına mayısta başlanır ve bütün yaz devam edilir. Baharı kurak geçen yerlerde yaz sulamasına erken başlanırsa meyve tutumu artar ve kalite yüksek olur. Yaz sulamalarının zamanında yapılmadığı durumlarda ağaçlarda haziran dökümü dediğimiz meyve dökümü artar. Sonbahar donları erken başlayan ve kışı şiddetli geçen yerlerde yaz sulamalarını güz içlerine kadar uzatmak doğru olmaz. Bu gibi durumlarda sürgünler iyi pişkinleşmez ve donlardan daha çok zarar görür.

Yaz sulamaları, iklim şartlarına, toprak türüne, yetiştirilen meyve türünün isteklerine göre bir hafta ile iki ayda bir olmak üzere değişik aralıklarla yapılır.

Sonbahar sulaması: Yaz sonları ve sonbaharın ilk ayları kurak geçen yerlerde ve yıllarda meyve ağaçları çok kez yeter ölçüde besin maddeleri depo etmeden ve çiçek tomurcukları normal gelişme aşamasına ulaşmadan kışa girmek zorunda kalır. Bu gibi durumlarda ağaçlar kış donlarından fazla zararlanacakları gibi çiçek gözlerinin de ilkbahar gelişme zamanında normal teşekkül edemedikleri ve bu sebeple de meyve bağlıyamadıkları görülür. İşte ağaçlarda gelişmeyi bir süre daha devam ettirerek ve bu noksanları tamamlamak için, sonbahar sulamaları bir veya iki kez olmak üzere yapılabilir. Sonbahar sulamalarının ancak tam ihtiyaç duyulduğu durumlarda çok ölçülü bir şekilde yapılması doğru olur. Aksi halde, sürgünlerin olgunluğu üzerine geciktirici bir etki yapması ihtimali dolayısıyla ağaçların kış donlarından zararlanmaları tehlikesini artırır.

9.7.4.2. Sulama Şekilleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçeleri başlıca üç şekilde sulanır:

  1. Taşırma,
  2. Sızdırma,
  3. Serpme (Yağmurlama).
9.7.4.2.1. Taşırma yöntemiyle sulama: Meyve bahçelerinin taşırma yöntemiyle sulanmaları için ilk şart, bol su bulunmasıdır. Taşırma yöntemiyle sulama yapmak için bahçe tavalara bölünür (Şekil 128). Tavaların kenarları 25-50 santim yükseklikte yapılarak bunların içerisine su havuz gibi doldurulur. Tavalarda su 10-15 santim yüksekliğe varıncaya kadar sulamaya devam edilir (Şekil 129).

Bu şekilde sulamada, su toprağın havasını azaltır ve sonradan da toprak yüzünde bir kaymak tabakası teşekkül eder. Bu sebeple, sulanma durumu iyi olmayan ağır topraklarda bu biçim sulama istenmez. Özellikle çoraklaşma tehlikesi olan yerlerde bu şekilde sulama yapılmamalıdır. Taşırma şeklinde sulamadan sonra toprak çapalanmalıdır, Orta ve hafif topraklarda, taşırma yöntemiyle sulama yapılabilir.

Taşırma şeklinde sulamalarda tavaların alt başında bir de boşaltma hendeği yapılır. Böylece, tavalarda su fazla birikecek olursa bu fa/la su boşaltma hendekleri yardımıyla akıtılır. Taşırma yöntemiyle sulamanın önemli bir yararı suyun birikmesiyle toprakta bulunan bir takım zararlıların da öldürülmesidir.

9.7.4.2.2. Sızdırma Yöntemiyle Sulama
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bu şekil sulamada su, bahçenin üst başında açılmış ana kanaldan bahçe içerisine ve toprağın türüne göre birbirinden 1-1.5 metre aralıklarla açılmış harklar içerisinde akıtılarak yapılır (Şekil 130). Bu harklar yaklaşık 20-30 santim derinlik ve 30 santim ağız genişliğinde olur. Arkların uzunluğu ise meyile bağlı olarak 100-200 metre olabilir. Özellikle hafif topraklarda harklar çok uzun yapılmamalıdır. Aksi durumda, harkların üst başında suyun çabucak sızmasından ötürü su aşağılara varamaz. Sızdırma yöntemiyle sulamadan sonra da bahçe tırmıklanır. Bu sebeple, sızdırma harklarının her sulamada tekrar açılması gerekir. Büyük işletmelerde bu işin el ile yapılması pek pahalıya mal olacağından bu iş için hayvanla veya bahçe traktörleriyle çekilen hark açan pulluklar kullanılır (Şekil 131). Yapılan hesaplara göre, bir çift atla çekilen bir hark açan pullukla bir günde 4 hektar büyüklüğündeki bir bahçe için gerekli sızdırma harkları açılabilmektedir.

9.7.4.2.3. Serpme (Yağmurlama) Yöntemiyle Sulama
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bu şekil sulamada, su değişik şekillerde yapılmış püskürgeçlerden püskürülmekte ve yağmur şeklinde düşen su ile toprak sulanmaktadır (Şekil 132). Suyun püskürtüldüğü yerden toprağa düşünceye kadar bir miktar ısınması ve havalanması, bitkilerin gelişmesi üzerine uygun bir etki yapar. Bundan başka suni yağmurlama ile su en iyi bir şekilde kullanılmış olmaktadır.

Yağmurlama şeklinde sulamada bahçede toprak tesviyesine ihtiyaç yoktur. Meyilli alanlarda da bu tür sulama büyük kolaylık sağlar. Böylece, başlangıçta yapılacak tesis masrafları çoğunlukla öteki işlerden yapılacak tasarruflarla sağlanabilir. Ayrıca, yağmurlama sisteminde su en iyi bir şekilde kullanılır. Yağmurlama tesislerinden ilkbaharın geç donlarına karşı korunmada ve zararlılarla savaşta da yararlanılabilir. Böyle bir düzen kurulursa masraf azalır, kârlılık artar. Yağmurlama sistemi kurulurken kullanılacak suyun analizi yaptırılmalı ve suyun içinde yapraklara zarar veren maddelerin bulunup bulunmadığı tespit edilmeli ve ona göre hem ağaçlara (yüksek taç) ve hem de tesise (alçaktan püskürtme) yön verilmelidir.

9.7.4.3. Sulama Zamanının Tayini ve Bahçelere Verilecek Su Miktarı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve bahçelerinde sulama, meyve ağaçlarının suya ihtiyaç duydukları bir zamanda yapılmalıdır. Ancak, bu ihtiyaç zamanının tayini meyvecilikte diğer kültür bitkilerinde olduğu kadar kolay değildir. Çünkü, ağaçlarda susuzluğun belirtisi olarak yapraklarda solmanın beklendiği durumlarda meyvelerin önemli bir kısmının dökülmesi yüzünden çok geç kalınmış olur. Bu sebeple, meyve bahçelerinin su ihtiyaçlarının tayininde, birinci esas olarak ağaçların altında yetişen yabani otları veya varsa yeşil gübre bitkilerini ele alabiliriz. Genel olarak, bu otsu bitkiler toprakta suyun azalmasıyla daha çabuk, solmağa başlar. İşte bu durum toprakta suyun azaldığını gösterir ve sulamaya başlanır. Bu bakımdan bahçıvanların dikkatini çekecek olan bir bitki de ayçiçeğidir. Bunlar, susuzluğu daha çabuk belli eder.

Toprağın su durumu, bizzat toprağı muayene ederekten de anlaşılabilir. Sulama zamanının tayininde şüpheye düşüldüğü taktirde, meyve ağaçlarının dipleri kazılarak alt toprağın nemlilik durumu incelenir. Eğer bu kısımlar da toprak yüzü gibi kurumaya yüz tutmuşsa hemen sulamaya başlanır. Meyve ağaçlarının su ihtiyacı, bir de meyvelerin gelişmeleri kovalanarak tespit edilmektedir. Turunçgil meyvelerinde meyve çapları kompaslarla ölçülerek meyvelerin günlük normal gelişmeleri durakladığı görülürse sulamağa geçilir. Çünkü bu durum topraktan yeter ölçüde suyun alınmadığına bir işarettir. Topraktaki su durumunun teshilinde bilimsel yöntem tansiyonmetrelerin kullanılmasıdır. Bunlarla toprağın su durumu tayin edilerek sulama zamanları ihtiyaca en yakın olarak bildirilebilir.

Meyve bahçelerine verilecek su miktarlarına gelince; bu da toprak şartlarına göre, iklim şartlarına, sulama sistemine, ağaç miktarına, ağaçların meyve tutum durumuna ve daha bir takım faktörlere bağlıdır. Bu sebepledir ki, bu bakımdan her yerde geçerli bir ölçü verilemez. Ancak, bunu yılda dekara 200-400 metre küp olarak dikkate almak ve yerin şartlarına göre bu temel üzerinden su miktarını hesaplamak gerekir.

9.7.5. Budamanın Genel Prensipleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarının düzgün ve kuvvetli bir taç teşkil etmelerini, verim çağlarında uzun zaman kalmalarını ve kuvvetten düşmeğe başlamış olan ağaçların yeniden kuvvetlendirilerek bir süre daha yüksek kaliteli meyve vermelerini sağlamak amacıyla budama yapılır. İşte, ulaşılmak istenen bu amaçlara göre budamayı,

  1. Şekil budaması,
  2. Ürün budaması,
  3. Gençleştirme budaması.

olmak üzere üç grup altında incelemek doğru olur.

9.7.5.1. Şekil Budaması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarından düzenli ve yüksek kaliteli bir ürün alabilmek için ağacın daha genç yaşta iken bu amacı sağlayacak şekilde taçlandırılması gerekir. Tacın düzgün şekilde ve kuvvetli ana dallarla kurulması ve tacın her tarafına yayılmış geniş bir meyve dalı sisteminin meydana getirilmesi, ürünün miktarı, kalitesi ve verimliliğin devamı bakımından çok önemlidir.

Meyve ağaçlarının taçlarına türlü şekiller verilir. Fakat, bizim burada dikkate alacağımız taç budaması, fidanlıklarda, doruk dallı veya çanak şeklinde budanarak serbest taç budaması yapılmış olan ağaçlarda uygulanacak budamadır. Daha çok nemli iklimlerde meraklılar tarafından yapılmakta olan ve büyük ticaret bahçelerinde uygulanması güç olan ispalya şeklindeki budamalar, bu kitabın konusu dışında bırakılmıştır.

Fidanlıklarda birinci ve ikinci taç budaması yapılmış olan fidanlar bahçeye dikilirken bunlarda yalnız doruk dalı ile tacın çatısını teşkil etmek üzere 4-5 yan dal bırakılır, başka dal ve dalcıklar varsa bunlardan doruk dalı ve ana dalların gelişmelerine engel olacak; yani bunlarla rekabete girecek dallar kesilir, Bir. kısım dalcıklar ise b..yıl' oldukları gibi bırakılır. Yani, tacın yapısı bakımından işe yaramayan dalların hepsi ilk yılda tamamen kesilmeyerek, bunların bir kısmı kısaltılarak diğer dalların hizmetine verilir.

Eğer fidanda düzgün bir taç için gerekli olan dallar teşkil edilmemişse ve meselâ taç tek taraflı kurulmuşsa bu zaman ilk dikim yılında doruk dalını, 5-7; yan dalları ise 1-2 göz üzerinden budayarak noksan kalmış olan yan dallar tamamlanmalıdır. .

Bu şekilde dikim zamanı yapılmış olan taç budamasının yazın yapılacak budamalarla tamamlanması iyi olur. Yaz budaması yapılmakla ağaçta ertesi yıl gereksiz yere fazla sayıda dal kesmekten kurtulunmuş olur. Böylece bu dallar için sarf edilecek olan besin maddeleri de diğer dallara verilerek onların daha kısa zamanda kuvvetlenmeleri; sağlanır. Taç da yaz budaması yapılırken tacın içerisine doğru büyüyen sürgünler kesilir, diğer dallara göre çok kuvvetli büyüyen ve böylece dallar arasındaki dengeyi bozan sürgünler görülürse bunlarda uç alma yapılır, fazla olan sürgünler ise kesilir.

Bu şekilde kışın veya erken baharda yapılan budamalar, yaz budamaları ile tamamlanarak tacın kuvvetli bir şekilde teşekkülü ve ileride tam verim zamanında bütün meyve yükünü taşıyacak bir şekil almaşı için budamaya 3^ yıl devam edilir (Şekil 133, 134, 135, 136, 137).

Ağaçlarda düzgün bir taç için gerekli çatı teşkil edildikten sonra budama bırakılmaz. Ağaçlar, her yıl kışın gözden geçirilerek kurumuş veya hastalanmış olan, aşağıya doğru çok sarkmış bulunan, birbirine çok sık duran, tacın içerisine doğru büyüyen ve birbirine sürtünen dallar kesilir. Budamaya ne kadar düzenle devam edilirse bu budamalarda da o kadar az dal kesilir. Ve böylece ağaçların genel gelişmeleri de daha az zarar görür. Uzun süre budanmayan, ihmal edilen ağaçlarda dallar birbirlerine girer ve böylece taç sıklaşır.. Bu yüzden tacın iç kısmı iyice güneş görmez ve havalanamaz. Böyle ağaçlarda kurumuş dallar çoğalır, meyvelerin de kalitesi düşer, yani renkleri bozuk ve tatları az olur. Bu gibi ihmal edilmiş ağaçlarda "ayıklama" yaparak tacı seyrekleştirmek ve temizlemek gerekir. Eğer, ağaç uzun yıllar bu şekilde bakımsız bırakılmışsa, iç kısımdaki dal ve dalcıklar gölgeye alışmış olacaklarından, özellikle kurak bölgelerde, ayıklama budamasını birbiri arkasına iki veya üç yılda yavaş yavaş yapmak daha doğru olur. Burada dikkat edilecek önemli bir nokta, iklimi kurak olan iç Anadolu, Güney-Doğu Anadolu gibi bölgelerimizde ayıklama budamasiyla ağaçların taçlarını pek fazla seyreltmemektir. îhmal edilmiş ağaçlarda yapılacak budamalarda çok fazla dal kesildiğinden, bu ağaç için büyük bir kayıp olur. Bunu önlemek için ayıklamayı her iki veya üç yılda bir yapmak gerekir (Şekil 138, 139).

Taç teşkilinde başarı sağlayabilmek için ağaçların tabii gelişme şekilleri ve gelişme güçleri de önemle dikkate alınmalıdır. Bazı meyve tür ve çeşitlerinin (erik ve elmaların çoğu) yayvan bir taç teşkiline eğilimli olmalarına karşılık diğer bazıları (armutların çoğu) dik bir taç teşkil etmek ister, işte bu tabii eğilimlerinin aksine olarak yayvanlaşmak isteyen bir ağacı dik bir taç teşkiline ve dik taç teşkiline meyi eden bir ağacı da yayvan taç teşkiline zorlamak doğru olmaz (Şekil 140, 141). Gerçi devamlı bir budama ile bu yapılabilir. Fakat, budama bırakılınca ağaç hemen tabii şeklini almağa çalışır ve bütün emeklerin boşa gitmesine sebep olur.

9.7.5.2. Ürün Budaması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarımızda başarılı bir ürün budaması ancak düzgün şekillerde veya ispalya.şeklinde yetiştirilen ağaçlarda yapılabilir. Burada her dal ve dalcık ayrı ayrı dikkate alınarak makas kullanılır. Bizim yüksek boylu ağaçlarımızda sürekli bir meyve dalı budaması yapılmaz. Ancak, ağaçlardan sürekli ürün alınabilmesi için bunların üzerinde her yıl teşekkül eden meyvelerle birlikte yeter ölçüde meyve dalcıklarının da meydana gelmesinin gerekli olduğu bilinmeli ve ona göre hareket edilmelidir.

Meyve türlerimizde meyvelerin teşekkül ettikleri dallar türlü şekillerdedir. İşte bu meyve dalcıklarının ve dallarının meydana geliş şekilleri ve ömürleri dikkate alınarak sürgünden kalmış olan ağaçlarda yapılacak budamalarla bunların yenilerinin meydana gelmeleri sağlanmalıdır. Düzgün bir taç budaması yapılan ağaçlar iyi bir şekilde sulandıktan, gübrelendikleri taktirde normal meyve tutumları yanında yeter ölçüde de meyve dal ve dalcıkları teşkil eder ve bu durumlarını uzun zaman korur. Genel olarak, bu durum biri ağaçların gençlik periyodunda diğeri de pek yaşlandıkları zaman bozulur. Gençlik periyodunda ağaç fazla sürgün yaparak meyve gözü teşkil etmeyebilir (Gençlik kısırlığı). Böyle durumlarda, dallar uzun budanarak ve yazın da bunlarda uç alma yapılarak sürgünün sürekli olarak uzayıp gitmesine engel olunur ve arta kalan kuvvet diğer dalcıklara sarf edilerek meyve dallarının iyice teşekkül etmeleri sağlanır. Yaşlı ağaçlarda ise ağaç aşırı derecede çok meyve dalı teşkil etmiş olmakla fazla ürün yükü altında sürekli olarak zayıflar, işte, böyle durumlarda kısa budamalarla bir kısım meyve dallarını keserek atmak ve iyi bir toprak işlemesi, sulama ve gübreleme ile bunlarda yeniden vegetatif gelişmeyi, yani sürgün yapmayı kamçılamak gerekir.

Ürün budaması yapılırken ağaçlarda yaşlı kısımlardan çıkan ve ağacın kuvvetini çeken obur dallara da dikkat etmeli ve bunların gereksiz olanları diplerinden kesilmelidir.

9.7.5.3. Gençleştirme Budaması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Gençleştirme budaması ağaçlarda yeniden kuvvetli sürgünler meydana getirerek yeni bir taç teşkil etmek için yapılır. Böylece ağaçta verim yeniden arttırılacağı gibi meyvelerin de kalitesi yükseltilmiş olur. Gençleştirme budaması yapılırken şu noktaların göz önünde tutulması gerekir.

  1. Ağacın durumu. İhtiyarlamış ve Ölmeğe yüz tutmuş ağaçlarda gençleştirme budaması yapılmaz. Çünkü bunlar şiddetli budamanın etkisiyle iyice güçten düşer ve çabucak ölür.
  2. Gençleştirmede meyve türlerinin budamaya karşı dayanma dereceleri de göz önünde bulundurulur. Bu bakımdan zeytinler başta gelir. Bunu dayanma derecesine göre armutlar, adi erikler, elmalar, şeftali, kaysı ve kirazlar kovalar.
  3. Gençleştirme budaması yapılacak yerin iklimi ve toprak şartları da önemle dikkate alınmalıdır. Sıcak ve kurak iklimlerde ağaçların şiddetli budamalara karşı dayanmaları nemli iklimlerdekilere göre daha azdır. Kuvvetli topraklarda yetişen ağaçlar da zayıf ve fakir topraklarda yetişen ağaçlara göre şiddetli budamalara daha çok dayanır.

Gençleştirme budaması yapılırken ilk olarak kurumuş, sıklaşmış ve birbirine binmiş olan dallar kesilir. Geri kalan dallarda da kısa budamalar yapılarak ağacın tacı küçültülmüş ve yeniden kuvvetli sürgünlerin teşekkülü sağlanmış olur (Şekil 142). Bazı ağaçlarda budama yapılmaması sonucu olarak çift katlı bir taç teşekkül eder. Bu gibi ağaçların ikinci taç katlan çok yüksek olduğundan bunlarda meyve toplama, budama ve ilaçlama işleri pek zorlaşır. Ayrıca üst taç alttaki dalları gölgelediğinden buradaki dalların kurumasıyla tacın meyve veren kısmı büyük ölçüde daralır. Böyle ağaçlarda üst taç atıldıktan sonra zayıflamış olan alt taç dallarında da kısa budama yapılarak a-ğaçta kuvvetli ve dengeli bir taç meydana getirilir.

Gençleştirme yapılacak yaşlanmış ağaçların ana dalları ve gövdeleri üzerinde birçok obur dallar, kuvvetli sürgünler meydana gelir. Bunlardan yalnız yeni tacın teşekkülü için gerekli görülenler bırakılır diğerleri kesilir. Şiddetli bir şekilde budanmış olan ağaçların ana dallarından fışkıran sürgünlerin bir kısmı, bu ana dallan güneş yakmasından korumak için, kısa budanarak gölgelerinden faydalanılır.

Gençleştirme budamasıyla ağaçlar zayıf düşeceklerinden, bahçe toprakları iyi işlenmeli, gübrelenmeli ve sulanmalıdır..

9.7.6. Budama Yaparken Dikkat Edilecek Noktalar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Meyve ağaçlarında budama yapılırken ağaç üzerinde meydana gelecek yara yüzeylerinin küçük kalmasını sağlamak ve budanan yerlerde budak (Şekil 143 D, E) ve tırnak (Şekil 143 B. C) bırakmamağa özellikle dikkat etmek gerekir. Budama ile ağacın zayıf düşmemesi va

meydana gelecek olan derin yaralarla ağaçların Ömürlerinin kısalma-ması için iyi bir yara bakimi şarttır.

Ağaçlarda fazla yara yüzeyinin teşekkülünü önlemek için bir dal üzerinde çok sayıda kesim yapılmamalı ve mümkün olursa bir dal kesimi ile bunun sağlanmasına çalışılmalıdır. Öte yandan, dallar kesilirken, kesimlerin doğru yapılmasıyla yara yüzeyleri küçültülebilir. Budak bırakmayacağım diye yapılan sıyırma budamalarda yara yüzeyi çok büyüdüğü gibi (Şekil 143 B, C) fazla meyilli yapılan kesimlerde de (Şekil 144 E) normal yapılan kesimlere göre yaralar daha büyük olur.

Meyve ağaçlarında genç dallar makasla ve en iyi olarak da sepetle budanır. Bu şekilde genç dallar kesilirken kesim bir odun gözünün tam üstünden yapılır (Şekil 144 A). Gözün üstünde tırnak bırakılmayacağı gibi (Şekil 144 B) tırnak bırakmamak amacıyla gözün karşı tarafını derince ve fazla meyilli olarak kesmek de (Şekil 144 E) doğru değildir. İkinci şekilde gözün karşı tarafı kuruyacağından ileride gözün kuruması tehlikesi vardır. Budamada tırnak da bırakılamamalıdır. Tırnak bırakılırsa bu, zamanla kurur. Meydana gelen yara dokusu bu kısmı örtemez. İleride kuruluk alt tarafa da işleyerek bütün dalı kurutur.

Yaşlı dallar testere ile kesilmelidir. Bunun için, ilk olarak, kesilecek dalın alt tarafından ve dal yastığının üstünden olmak üzere testere ile odunun bir kısmı kesilir, sonra dalın üst tarafından yine testere ile tamamen dipten olmak üzere kesmeğe başlanarak alt tarafta başlanmış olan kısma doğru kesmeğe devam edilir. Kesim yerleri birbirine ulaşınca dal düşer. Bu şekilde dalın alt tarafı yarılmaz (Şekil 145 A, B). Testere ile kesim bittikten sonra yara yeri keskin bir sepetle perdahlanır. Perdahlanan yaralar çabuk kapanır.

Ağaçların budanan kısımlarında kambiyumdan meydana gelen yara dokusu iyi bakılan yaralarda yavaş yavaş yaranın üstüne doğru ilerleyerek bunu büsbütün kapatır. İşte bu taze dokunun özellikle yaz sıcaklarında yararlanmasını önlemek ve yara yerinin kuruyup çatlamasına ve buralarda hastalık tohumlarının yerleşmesine engel olmak için yara yerlerinin üzeri macunla sıvanmalıdır (Aşı macunlarına bakınız).

Budama zamanı (Kış budaması): Kış budaması meyve ağaçlarının dinlenme periyodunda yapılan budamadır. Bu vakit yapılan budamalarda ağaçta toplanmış olan depo maddelerinden az bir kısmı kayıp olur. Kışın fazla soğuk yapmayan yerlerde kış budamasına bütün kış devam edilebilirse de kışları sert olan yerlerde şiddetli soğukların geçmesi beklenmelidir. Böyle yerlerde budamalar şubat sonlarında ve mart başlarında yapılabilir.

Yaz budaması veya yeşil budama: Kışın yapılan budamalardan sonra ağaçların yaşlı kısımlarında budanan yerlerin kenarlarından gereksiz bir takım sürgünler çıkabilir, yine bunlardan bir kısmı biçim-siz bir şekilde büyüyebilir. İşte yaz başlarında bunların kuvvetlenip odunlaşmalarına meydan vermeden, henüz taze iken, bu dalları kesmek ve gerekiyorsa kısaltmak yararlı olur. Yaz budaması yapılan a-ğaçlarda kış budamaları daha hafif olur, ağaçlarda kuvvet israfı önlenir. Şu durumda, yaz budaması, kış budamasını tamamlayan ve düzelten bir budama olarak dikkate alınmalıdır.

9.7.7. Türlü Meyve Ağaçlarının Budanması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Elma ağacının budanması (Şekil budaması): Meyve bahçelerinde serbest şekilde yetiştirilen elma ağaçlarında taçlandırma, ya doruk dallı, ya değişik doruk dallı veya çanak şeklinde yapılır. Kurak bölgelerde (havası kuru, az yağışlı,fazla güneşli yerler) elmalar taçlandırılırken doruk dalı bırakılmalı ve taç seyrek düşürülmemelidir. Nemli bölgelerde (havası nemli, fazla yağışlı olan yerler) ise doruk dalı kesilir ve ağacın tacı iyi bir güneşlenme için seyrekçe budanır (fidanların taçlandırılması bölümüne bakınız). Değişik doruk dallı taçlandırma ise bu iki şeklin isteklerini karşılar.

Ürün budaması: Yüksek ve orta boylu serbest şekilli yetiştirilmiş ağaçlarda her bir dal üzerinde uğraşılarak ürün budaması yapılmaz. Elma ağaçlarında düzenli bir meyve teşekkülü ile normal bir gelişmeyi sağlamak bakımından bunlarda meyve dalcıkları ile odun dallarını tanımak gerekir (Şekil 146, 147, 148).

Yaşlanmış ağaçlarda her yanı kaplarlar. Kış budaması yapılırken budama yerinin altındaki uç gözden sonra gelen gözlerin sürerek meyve dalcıklarını teşkil etmesi esas olarak dikkate alınır. Bunun için de odun dalının 10-12 göz üzerinden budanması gerekir.

Kış budaması yapılırken, genel olarak, meyve dalcıklarına el vurulmaz. Ancak, ağaçta gerektiğinden çok meyve dalcığı teşekkül etmiş ve sürgün teşekkülü çok gerilemişse, bu zaman ana yan dallar üzerinde birbirine çok yakın bulunan meyve dalcıklarından bir kısmı seyreltilir. Böylece, hem ağaç yeniden gelişmeğe başlar ve hem de meyvenin çok olması yüzünden yapılması zorunlu olan seyreltmeye gerek kalmaz.

Gençleştirme budaması: Elma ağacı budamaya dayanır. Bu sebeple tacının şekli bozulmuş ve sürgünden kalmış olan yaşlı ağaçlarda kuvvetli bir ayıklama ve kısa budama ile ağaçlar gençleştirilebilir.

Armut ağacının budanması (Şekil budaması): Armutlar, piramit şeklinde taç yapmaya eğilim gösterdiklerinden serbest şekilde yetiştirilirken doruk dalını kesmeyerek ağacın gelişmesine uygun bir şekilde taçlandırma yapılması daha doğru olur.

Ürün budaması: Armutlarda da meyveler özel dalcıklar üzerinde teşekkül eder. Bu dalcıklar Şekil 149 ve 150 de gösterilmişlerdir. İşte meyve teşekkülü bakımından elmaya büyük bir benzerlik gösteren serbest şekilli armutlar da tıpkı elmalar gibi budanır.

Gençleştirme budaması: Elmada olduğu gibi yapılır. Bu, budamaya en çok dayanan bir meyve türü olup, gençleştirmelerden sonra yeniden uzun zaman meyve verir.

Ayva ağacının budanması (Şekil budaması): Bizde, ayvalar çoğunlukla ocak şeklinde yetiştirilir. Bununla beraber, bunları tek gövdeli olarak da yetiştirmek mümkündür. Ocak şeklinde yetiştirildiği zaman, ocaklarda 4-5 sürgünden fazla bırakılmamalı diğerleri alınmalıdır. Tek gövdeli olarak yetiştirmede ise doruk dalı alınarak 3-5 ana dal ile yayvan bir taç teşkil edilir.

Ürün budaması: Ayvalarda meyveler, genel olarak, bir yıllık sürgünlerin ucunda ve yanlarında bulunan gözlerin ilkbaharda uyanmalarıyla oluşan taze filizlerin uçlarında meydana gelir. Bu sebeple, iyi bir sürgün teşekkülünü sağlaması şarttır. Kocamaya yüz tutmuş, sürgün yapmayan ayvalar budanarak bunların taze sürgün teşkil etmeleri sağlanırsa verim de emniyet altına alınmış olur.

Gençleştirme budaması: Ayvalar gençleştirilmeğe pek gelmez. Ancak ocak şeklinde yetiştirmede ocak da kocamış olan gövdeler kesilerek bunların yerine taze fışkınların alınmasıyla ocak gençleştirilebilir.

Şeftali ağacının budanması (Şekil budaması): Meyve bahçelerinde şeftaliler için en çok değer kazanmış olan şekil çanak (Goble) şeklidir. Bu şekilde yetiştirilen şeftalilerde doruk dalı alınmakta ve taç 3-4 ana dal üzerine kurulmaktadır. Şeftali de sürekli bir budama zorunlu olduğundan goblenin 50 santim gövde yüksekliğinde yapılması budama, seyreltme ve zararlılarla savaş işlerini kolaylaştırır.

Ürün budaması: Şeftalilerin dal şekilleri Şekil 151 de gösterilmiştir. Meyveler çoğunlukla yıllık dallar üzerinde teşekkül ettiklerinden şeftalilerde düzenli bir budama yaparak her yıl iyi meyve dallarının yeter ölçüde teşekkülüne çaba gösterilmelidir. Bunun için de kış budaması yapılırken en iyi dallar meyve dalı olarak bırakılır ve bunlar 6-8 göz üzerinden budanır. Bunların alt tarafında bulunan birer dal ise iki göz üzerinden budanarak ertesi yılın meyve dallan teşkil edilir. Genel olarak, bu şekilde budamaya devam edilirse ağacın üzerinde bu zaman yeter ölçüde meyve dalı teşekkülü sağlanmış olur. Şeftaliler budanırken buket dallarına el sürülmez. Obur dallar da 2-3 göz üzerinden budanarak bunların meyve dallarına dönüşmeleri sağlanır (Şekil 152).

Bazı şeftali çeşitlerinde meyveler dalların uç tarafındaki gözlerden meydana gelir. Bu çeşitlerde meyve dallarında uç alma yapılmaz.

Gençleştirme budaması: Şeftali ağaçlarının şiddetli bir şekilde budanarak gençleştirilmesi çoğunlukla yapılamaz. Çünkü, ana dallarda yapılacak fazla yara bu ağacın ölümünü çabuklaştinr. Ancak taç İçeri

Kaysı ağacının budanması (Şekil budaması): Kaysılar, genel olarak, yayvan bir taç teşkil eder. Bu sebeple, bunlarda doruk dalı alınarak 4-5 ana dal üzerine kurulu düzgün bir taç teşkil edilebilir. Güneşlenmenin az olduğu fazla nemli bölgelerde tacın sık olmaması gerektiğinden kışın yapılacak seyreltmelerle taca, bütün dalların yeterli güneş görebilecekleri bir şekil vermek gerekir. Fazla güneş gören yerlerde ise bu sorun o kadar önemli değildir.

Ürün budaması: Kaysılarda meyveler değişik uzunluk ve kalınlıktaki bir yıllık dallar üzerinde teşekkül eder. Kaysıların dal şekilleri Şekil 153 de gösterilmiştir. İşte meyvelerin bir yıllık dallar üzerinde teşekkül etmesi yüzündendir ki, bunda da diğer sert, çekirdekli meyvelerde olduğu gibi, ağacın her yıl düzenli bir gelişme göstermesi istenir. Dalların dip taraflarının çıplaklaşmaması için kuvvetli büyüyen ağaçlarda uç alma yapılması yararlıdır. Bu şekilde dallar üzerinde yeni yeni dalcıklar teşkil edilmiş olur. Eğer ağaç normal bir şekilde gelişiyorsa, bu zaman taçta kurumuş ve birbirine binen dallar kesilir, başka budama yapılmaz.

Gençleştirme budaması: Kaysı da birçok sert çekirdekli meyve türleri gibi şiddetli budamaya gelmez. Şiddetli budamalarda yara yerlerinden zamk vererek kurur. Bu sebeple, elma ve armutta olduğu gibi çok şiddetli budanarak gençleştirilemez. Ancak, şeftalide olduğu gibi, bir kısım dallar kesilerek ve bunların yerine oburlarla yeni dallar teşkil edilerek yavaş yavaş bir gençleştirme yapılabilir.

Erik ağacının budanması (Şekil budaması): Meyve bahçelerinde serbest şekilde yetiştirmede en iyi şekil orta boylu çanak şeklidir.

Ürün budaması: Değişik erik çeşitleri, büyüme bakımından birbirlerinden oldukça büyük farklar gösterir. Bunlar, başlıca iki grup altında toplanabilir. Bunlardan birinci gruba giren eriklerde dalların dip taraflarında meyve dalcıklarını teşkil edecek tomurcuklar teşekkül etmez ve dalların yalnız yukarı kısımlarından çok kuvvetli 3-4 tane kalın ve kuvvetli sürgün meydana gelir. Bu sürgünler meyve verdikten sonra uçlarından yine 1-2 tane kuvvetli dal sürer. İşte bu çeşit eriklerde, meyve elde edebilmek için, dalları kısa budamamak, aksine olarak uzun budamak (30-35 santim) zorunludur. Halbuki, ikinci gruba giren eriklerde meselâ mirabellerde ve Japon eriklerinde çok miktarda ince meyve dalcıkları meydana gelir. Bu dallar ertesi yıl meyve verir. Bu çeşitlerde meyve dallarının dip taraflarında her zaman çok sayıda uyuyan gözler bulunduğundan bunlardan çok fazla, büyümüş olanları bu gözler üzerinden kısa budanarak ana dallara yakın yeni meyve dallan elde edilir. Şekil 154 de eriğin dal şekilleri görülmektedir.

Gençleştirme budaması: Erikler, şeftali ve kayısıya göre budamaya daha çok dayanırlarsa da bunda da çok ileri gitmemek gerekir. Aksi durumda ağaçlar zamk vererek ölür. Bütün sert çekirdekli meyve türlerinde olduğu gibi bunda da hafif budamalarla tacı yavaş yavaş yenilemeğe çalışmalıdır.

Badem ağacının budanması (Şekil budaması): Serbest şekilde yetiştirilirken doruk dallı olarak terbiye edilir.

Ürün budaması: Bademde de meyveler bir yaşlı sürgünler üzerinde meydana gelir. Böylece, meyveler yıldan yıla tacın dış tarafında teşekkül eden dallarda toplanır ve dalların alt kısımları çıplak kalır. İşte bunu önlemek için birkaç yılda bir dallarda uç alma.yapılarak meyvelerin merkezden fazla uzaklaşmamaları ve dalların çıplaklaşmamaları sağlanmalıdır.

Bademlerde, genel olarak, sürekli bir budama yapılmaz. Tacın seyreltilmesi, kuruların temizlenmesi ve birbirine binen dalların ayıklanmasıyla yetinilir.

Gençleştirme budaması: Badem de, diğer sert çekirdekli meyveler gibi, fazla budanmaya gelmez. Ancak onlar gibi gençleştirilebilir.

Kiraz ve vişnenin budanması (Şekil budaması): Her ikisi de doruk dallı olarak veya çanak şeklinde taçlandırılır.

Ürün budaması: Kış budaması yapılırken bir yıllık dallar 6-8 göz üzerinden budanır. Böylece ertesi yılda dal üzerinde birçok yan dallar meydana gelir. Bu yan dalların ana dallara olabildiği kadar, yakın olmasına çalışılmalıdır. Budamada buket dalları oldukları gibi bırakılmalıdır. Budama her yıl yapılmayıp gerek görüldükçe uygulanmalıdır. Şekil 155 ve 156 kiraz ve vişnenin dal şekillerini göstermektedir.

Gençleştirme budaması: Diğer sert çekirdekli meyvelerde olduğu gibidir.

İncir ağacının budanması (Şekil budaması): İncir ağaçlarında, genel olarak, doruk dalı alınır ve ağaca çanak şekli verilir.

Ürün budaması: İncirlerde meyveler daha çok bir yıllık dallar üzerinde teşekkül eder. Bu bir yıllık dallar ne kadar çok olursa ağaç da o kadar fazla meyve verir. Bu sebeple, çatal teşkil etmeyen incir çeşitlerinde meselâ Sarıtoplarda bir kısım dallarda budama yaparak bunların çatallaşması sağlanırsa meyve veren dal sayısı da çoğaltılmış olur. Meyvenin iyi bir şekilde teşekkülü bakımından bu uç almalarla birlikte aralama ve ayıklamalara da önem verilmelidir.

Gençleştirme budaması: İncir ağacı gençleştirmeye dayanır. Yara bakimi iyi yapıldığı taktirde, yaralanmadan çok korkmaz. Bu sebeple, fazla yaşlı ve kocamış olmamak şartıyla ana dallara kadar varan gençleştirme budamaları yapılabilir.

Zeytin ağacının budanması (Şekil budaması): Zeytin ağacı serbest şekilde yetiştirilirken daha çok doruk dalı alınarak taca çanak şekli verilir. Böylece tacın güneşlenmesi ve havalanması en elverişli bir şekil almış olur. Tacın ertesi yıllardaki gelişmelerinde de fazla sıklaşmayı önlemek için seyreltme yapılmalıdır.

Ürün budaması: Zeytinde meyveler bir yıllık dallar üzerinde teşekkül eder. Bu sebeple, bu dalların yeter ölçüde teşekkülü sağlanmalıdır. İyi seyreltilen ve aralanan ağaçlarda her yıl yeter ölçüde küçük meyve dalları teşekkül ederse de çoğunlukla fazla verim yıllarını kovalayan yıllarda, verim yılında ağacın fazla yorulmasından ötürü, az meyve teşekkül eder. İşte zeytinlerin bir yıl meyve verip bir yıl dinlenmesine sebep olan bu durumu gidermek için dinlenme yılının kışında bir kısım meyve dalları budanır. Bu durumda ertesi yılda meyve az olacağından ağaç yeter ölçüde meyve dalı teşkil edebilir. Birbiri ardından bu şekilde yapılacak budamalarla zeytin ağacında bir yıl meyve verip bir yıl dinlenme şeklinde görülen periyodiste kaldırılabilir.

Gençleştirme budaması: Zeytin ağacı gençleştirmeye karşı çok dayanıklı olup, kuvvetli gençleşme kabiliyetindedir. Hatta çok yaşlı ağaçlarda bile kabaklama yaparaktan taç yeniden kurulabilir.

Portakal ağacının budanması (Şekil budaması): Portakallar, genel olarak, doruk dalı kesilerek çanak şeklinde taçlandırılır.

Ürün budaması: Meyveler özel meyve dalcıkları üzerinde teşekkül eder. Bunların düzenli teşekkülü ve iyi bir ürün yapmaları için tacın seyrek tutulması gerekir. Bunun için de tacı fazla sıklaştıran dallarla kuruyan dallar her yıl kış budamasıyla temizlenir ve ağacın tacı üzerinde meyve dalcıklarının düzgün bir şekilde dağılmaları sağlanır.

Gençleştirme budaması: Portakallar, gençleştirme budamasına iyi dayanmaktadır. Ağaçlar tıpkı elmalarda olduğu gibi ana dallara dayanacak şekilde kısa budanarak bunlarda yeniden sağlam ve taze bir taç teşkil edilmiş olur. Ancak bu budamalarla birlikte iyi bir toprak işlemesi, sulama ve gübreleme de ihmal edilmemelidir.