ARAMA MOTORU
© COPYRIGHT
Bu sitenin tasarım ve içerik hakları Sn. Mustafa AYDIN ve sitedeki TarımNet / Sayfayı Hazırlayanlar bölümünde ismi yazılı olan kişilere aittir. İzinsiz, para karşılığında kullanılamaz, kopyalanamaz ve dağıtılamaz.
DİĞER SİTELER
Volkan Derinbay
Fotokompozisyon
Briç Dersleri
Hititler
Web Dilleri
Buffy
AGV

Domain
 
TarımNet / Bitki Koruma /
     


3. Bitki zararlıları

3.1. Bitki zararlısı böcekler
3.1.1. Böceklerin Sistematikteki Yeri
3.1.2. Böcek Morfolojisi
3.1.3. Böceklerde Anatomi ve Fizyoloji Sindirim Sistemi
3.1.4. Böceklerde Üreme ve Gelişme
3.1.5. Böcek takımları
3.2. Bitki zararlısı akarlar
3.3. Bitki zararlisi nematotlar
3.3.1 Bitki Paraziti Nematotlarm Özellikleri
3.3.2. Bitki Paraziti Nematotların Hayat Devreleri
3.3.3. Bitki Paraziti Nematotlarm Ekoloji ve Yayılışı
3.3.4. Bitki Paraziti Nematotların Sınıflandırılması
3.3.5.Nematotların Bitkilerde Meydana Getirdiği Simptomlar
3.3.6. Nematotlarm Zarar Şekilleri
3.3.7. Nematotlarla Mücadele
3.3.8. Önemli Bitki Paraziti Nematotlar Kök-Ur Nematotlan (Meloidogyne)
3.4. Diğer hayvansal zararlılar
3.4.1. Salyangoz ve Sümüklü Böcekler (Gastropoda)
3.4.2. Kemirgenler (Rodentia)
3.4.3. Kuşlar (Aves)
3.4.4. Halkalı Solucanlar (Annelida)
3.5. Bitki zararlıları ile mücadele
3.5.1. Bitki Zararlıları İle Savaşın Genel İlkeleri
3.5.2. Zararlılara Karşı Savaş Yöntemleri

Bitkisel üretimin çeşitli aşamalarında değişik hayvansal canlılar ürün kaybına neden olurlar. Bunlar zoolojik sıralamaya göre şu şekildedir;

  1. Nematoda (Nematodlar)
  2. Gastrapoda (Karındanbacaklılar)
  3. Annelide (Halkalı Solucanlar)
  4. Insecta-Hexapoda (Böcekler)
  5. Acarina (Akarlar)
  6. Aves (Kuşlar)
  7. Rodentia (Kemirgenler)
  8. Diğer bazı hayvanlar (Geyik, Domuz, Tavşan, vs.)

Bu gruplar içerisinde en önemli olanı hiç şüphesiz böceklerdir. Böcekler bütün hayvan türlerinin yaklaşık % 75'ini oluşturmaktadır. Bunu zarar bakımından Akarlar ve Nematodlar takip etmektedir. Bu nedenle burada böcekler, akarlar ve nematodlar üzerinde ayrıntılı olarak durulurken diğer zararlılar "Diğer Hayvansal Zararlılar" başlığı altında topluca incelenecektir.

3.1. Bitki zararlısı böcekler
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Böcekler Dünya üzerindeki hayvan grupları arasında en fazla sayıda türe sahip olmaları ile dikkat çekmektedirler. Tür sayısı bugün 1 milyonun üzerinde olarak tespit edilmiş olup bazı araştırmacılar bu sayının 30 milyona çıkabileceği kanaatindedirler. Dünya üzerinde 350 milyon yıldan beri yaşadıkları saptanmıştır.

Böceklerin önemli bir kısmı herhangi bir şekilde insanlar için faydalıdırlar. Örneğin, bazı böceklerin bal, balmumu ve ipek gibi ürünlerinden yararlanılırken bazı böcekler ise bitkilerin döllenmesini sağlayarak, zararlı böceklerin ve bitkilerin parazit ve predatörü ve artıkları ayrıştırıcı olarak rol oynamaktadır.

Yine böcekler doğadaki pek çok hayvan türü için besin kaynağı olarak vazgeçilmez öneme sahiptir. Böcekler tıp ve diğer bilimsel disiplinler içinde çok önemli birer ilham kaynağı ve araştırma materyalidirler.

Toplam böcek sayısı ile karşılaştırıldığında az sayıda böcek bitkilerde zararlıdır denilebilir. Toplam böcek sayısının tahminen % 1' i, yani yaklaşık 10.000 tür zararlıdır. Ancak bu hiçbir zaman böcek zararının az ve önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine Dünya ortalaması olarak toplam bitkisel üretimin % 12 ve hatta daha yüksek bir oranı böcekler nedeniyle kaybedilmektedir.

Böcekler sadece bitkilerde beslenerek değil, hayvan ve insanlarda çeşitli hastalıkları naklederek ve beslenerek de zararlı olmaktadırlar.

3.1.1. Böceklerin Sistematikteki Yeri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Böcekler Arthropoda (Eklembacaklılar) Şubesinin Hexapoda (Insecta) sınıfındandırlar. Böcekler kendi içerisinde takımlara ayrılarak incelenmektedir. Ancak gerek takım sayısı ve gerekse sınıflandırma şekli bakımından araştırıcı ve kitaplar arasında büyük farklılıklar vardır. Son eserlerden birine göre (Borror ve ark., 1992) böcekler toplam 31 takım altında incelenmektedir. Takımlara ayrılmada kanat yapıları, ağız parçaları ve başkalaşım şekli esas alınmaktadır. Bu kaynağa göre sınıflandırma aşağıdaki gibidir.

  • Sınıf: Hexapoda
  • Tür sayısı 787.643 tür
  • Grup: Entognatha
  • 1. Protura ......................................200
  • 2. Collembola ...................................6.000
  • 3. Diplura.......................................659

Grup: Insecta

  • 4. Microcoryphia ................................250
  • 5. Thysanura.....................................320
  • 6. Ephemeroptera.................................2.000
  • 7. Odonata ......................................4.870
  • 8. Grylloblattaria ..............................20
  • 9. Phasmida......................................2.000
  • 10. Orthoptera ..................................12.500
  • 11. Mantodea ....................................1.500
  • 12. Blattaria....................................4.000
  • 13. Isoptera.....................................1.900
  • 14. Dermeptera...................................1.100
  • 15. Embiidina ...................................150
  • 16. Plecoptera...................................1.500
  • 17. Zoraptera....................................24
  • 18. Psocoptera...................................2.400
  • 19. Phthiraptera.................................5.500
  • 20. Hemiptera ...................................50.000
  • 21. Homoptera....................................32000
  • 22. Thysanoptera.................................4.000
  • 23. Neuroptera ..................................4.670
  • 24. Coleoptera ..................................300.000
  • 25. Stresiptera..................................300
  • 26. Mecoptera....................................480
  • 27. Siphanoptera.................................2.300
  • 28. Diptera .....................................20.000
  • 29. Trichoptera .................................7.000
  • 30. Lepidoptera .................................112.000
  • 31. Hymenoptera .................................108.000

(5 takım Apterygota (Kanatsız böcekler) ve sonraki 26 takım ise Pterygota (Kanatlı böcekler) olarak da bilinmektedir.

Sınıflandırmada kullanılan isimler çoğunluk Latin ve Yunan dillerinden gelen kelimelerden yapılır. Takımlar kendi içlerinde önce familyalara, familyalar cinslere ve cinslerde türlere ayrılmaktadır, (-oidea) ile sona eren isim üst familyayı, (-idae) familyayı ifade etmektedir. Tür isimleri iki kısımdan ibaret olup büyük harfle başlayan birinci kısım cinsi, küçük harfle başlayan ikinci kısım ise tür ismini ifade eder (Örn. Curculio nucum). Bazen bir üçüncü isim alt türü ifade etmek üzere yer alabilmektedir (Örn. Aglais urticae turcica). Bir cinse bağlı birden fazla tür spp. (Om. Agrotis spp.), bir tür ise sp. (Örn. Agrotis sp.) eki ile gösterilmektedir.

3.1.2. Böcek Morfolojisi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Arthropoda şubesinin genel özelliklerine ilave olarak ergin böcekler şu özelliklere sahiptirler; (1) vücut üç kısımdan (baş, thorax ve abdomen) ibarettir, (2) thorax 'ta 3 çift bacak vardır, (3) Thorax'ta genellikle 2 çift kanat mevcuttur, (4) Bir çift anten vardır, (5) bileşik ve basit gözler bulunur, (6) Trakeler vasıtasıyla solunum yaparlar ve (7) Üreme organları abdomenin caudal yakınına açılır. Abdomen genellikle herhangi bir hareket organı taşınmaz, ancak sonunda uzantılar bulunabilir (Şekil 1.1.).

Vücut Duvarı

Böceklerde ve diğer arthropodlarda vücudu dıştan saran deri exoskeleton olarak isimlendirilir. Böcek vücut duvarı sadece vücudu dıştan saran bir tabaka olarak kalmaz aynı zamanda vücudu destekleyen bir yapı olarak vazife görür ve kasların çoğunun bağlanma yeridir. Bir böceğin vücut duvarı başlıca üç tabakadan ibarettir: Kutikula, Hypodermis (Epidermis) ve Asal zar. Kutikula kitin, protein ve pigmentleri içeren bir tabakadır. Epidermis ise hücrelerden meydana gelmiş, canlı bir tabakadır, kütikülarının altında yer alır ve onu salgılar. Asal zar epidermisin altında yeralan ince, hücresel olmayan bir tabakadır. Kutikula başlıca 2 kısımdan ibarettir; epikütikula ve prokütikula. Epikütikula yaklaşık olarak 1 mikron kalınlıktadır, ve kitinsizdir. Prokütikula exokütikula ve endokütikula olarak kitin yapısında 2 kışıma ayrılır (Şekil 1.2.).

Böceklerde Vücut Kısımları

Baş ve Başın Uzantıları

Baş vücudun ön kısmında yer alan, kapsül şeklinde, göz, anten ve ağız parçalarının bulunduğu bir kısımdır. Başın yapısı böceklere göre değişir, fakat genelde oldukça sert bir yapıya sahiptir. Başın üzerinde dorslateral olarak bir çift bileşik göz ve buna ilave olarak böceklerin çoğunda ocelli denilen üç adet basit göz bileşik gözlerin arasında yer almaktadır. Gözler dışında baş üzerinde yer alan en önemli organlar antenler ve ağız parçalarıdır (Şekil 2.).

Şekil 1. Böceklerin genel yapısı: ab; abdomen, ant; anten, er; cersus, e; göz, epm; epimeron, eps; epistemum, ept; epiproct, hd; baş, Ibm; labium, md; mandibula, mp; ağız parçaları, mx; maxilla, n; notum, ovp; ovipositor, pis; pleural dikiş, ppt; paraproct, spr; stigma, stn; sternum, t,. 10; tergum, th; thorax.v

Şekil 2. Böcek başının genel yapısı: A. Ön görünüş, B. Yan görünüş, C. Arka görünüş, ant; anten, as; antene dikişi, atp; orta tentonal çukur, cip; clypeus, es; coronal dikiş, cvx; cervix, e;göz, es; epistomal dikiş, for; foramen magnum, fr; alın, fs; frontal dikiş, ge; yanak, Ibm; labium, Ibr; labrum, md; mandibula, mx; maxilla, oc; ocelli, ocp; oksiput, ocs; ocular dikiş, os; occipital dikiş, p; palpus, pg; postgena, po; postocciput, pos; postoccipital dikiş; ptp; posterior tentorial çukur, sas; subantennal sulcus, sgs; subgenal dikiş, sus; subocular dikiş, v; vertex

Antenler: Böceklerde bulunan bir cifi anten baş üzerinde gözlerin önünde ve arasında yer almaktadır. Şekil ve büyüklükleri oldukça değişir ve böceklerin teşhisinde önemli bir özellik olarak ortaya çıkarlar. Antenler bir his organıdır ve dokunma, koklama ve bazı durumlarda da işitme organı olarak vazife görürler. Antenin birinci segmenti scapus,ikinci segmenti pedicel ve geri kalan segmentler ise flagellum olarak isimlendirilir. Antenin şeklini tarifte çeşitli isimler kullanılır. Bunlar; kıl gibi anten, ip gibi anten, inci gibi anten, dişli anten, tarak gibi anten,çift taraklı anten, dirsekli anten, dirsekli ve ucu topuzlu anten, ucu kıllı anten, yelpaze gibi anten, fırça gibi anten, çatallı anten ve sopa gibi anten 'dir .

Ağız parçalan: Böcek ağız parçaları tipik olarak bir labrum, 1 çift mandibula, 1 çift l. maxilla, 1 çift II. maxilla, 1 hypopharynx ve 1 epipharynx'ten meydana gelir. Bu durum farklı böcek gruplarında değişme gösterir ve teşhis ve sınıflandırmada bu özellik sık sık kullanılır. Bir böceğin ağız parçaları onun nasıl besleneceği ve zarar yapacağımda belirler. Böceklerde ağız, çiğneyici, yalayici-emici, emici ve sokucu-emici olmak üzere başlıca 4 tip altında toplanabilir. Çiğneyici ağız yapısı esas tip olup diğer ağız tipleri bunun değişikliğe uğraması ile meydana gelmiştir.

Çiğneyici ağız: Bu tipe ısırıcı veya kemirici ağız adı da verilebilir.Bu ağız tipi Orthoptera, Coleoptera, Thysanura, Collembola, Dermaptera, Mallophaga, Isoptera, Neuroptera, Mecoptera, Trichoptera takımları ile bazı Hymenopterlerde görülür. Ağız parçalarının üstü labrum (üst dudak) tarafından örtülmüştür. Bunun altında bir çift kahverenkli ve sağlam yapılı mandibula yer alır. Mandibulanm görevi besin maddesini parçalamak olduğundan iç kısımları dişlidir. Daha altta sağlı sollu bir çift birinci maxilla vardır. Birinci maxilla cardo, stipes, palpifer, lobus externus (dış çiğneyici) ve lobus internus (iç çiğneyici) kısımlarından ibarettir. Bu parçalar besinin daha ufak bir duruma getirilme işini görürler. Ağizin orta yerinde iki kısmın kaynaşması ile simetrik tek bir parça halini almış olan 2. maxilla vardır. Bu birleşik parçaya Labium adı verilir. Bunun taban kısmını altta submentum, üstte mentum ve bunun ucunu prementum teşkil eder. Prementumda palpus labialis'ler, glossa ve paraglossa yer alır. Ağız boşluğu tabanında Hypopharynx ve onun üzerinde epipharynx bulunmaktadır.

Yalayici-Emici Ağız: Arıların (Hymenoptera) çoğu besin maddelerini | şekerli eriyikler halinde ve emerek aldıklarından, ağız parçaları bu işi sağlayacak şekle dönüşmüştür. Mandibula ufalmiş fakat faaliyetini tamamen kaybetmiş değildir. Birinci maxilla palpuslan körelmiş, lobus externus

Şekil 3. Anten tipleri: A. Kıl gibi, B. ip gibi, C. inci gibi, D. Dişli, E. Dişli, F. Ucu topuzlu, G. Dişli, H. Tarak gibi, I. Fırça gibi, J. Ucu kıllı, K. Hançer gibi, L.Yelpaze gibi, M. Lamelli, N. Dirsekli, ar; arista, as; antene ait sulcus, asc; antennal sklerite, aşk; antennai soket, fi; flagellum, ped; pediceli, scp; skapus, sty; style.

Şekil 4. Böceklerde ağız tipleri : 1) Isinci-çiğneyici ağız: A. Maxilla, B. Başın yan enine görünüşü (hypopharinx ve diğer parçalar), C. Labium, D. Mandibula, E. Labrum, 2) Sokucu-emici ağız, 3) Muşça domestica 'nin ağız yapısı: art; mandibulanin bağlantı noktası, cd; cordo, cip; clypeus, fr; alın, g; galea, gl; dil, hyp; hipofarinx, Ibm; labium, Ibr; labrum, Ic; lacinia, Ig; ligula ip; labial palpus, Is; labial dikiş, m; çene, md; mandibula, mn; mentum, mx; maxilla, mxp; maxillary palpuslar, pgl; yan dil, phx; farinx, plf; palpifer, plg; palpiger, pmf; postmentum, ş prmt; prementum, smt; submentum, stp; stipes, ver; vertex, ant; anten, bk; gaga, buc; bukkula, l; labrum, oc; ocelli, sc; tükrük kanalı, ty; tylus, fc; besin kanalı, bk; rostrum, hst; haustellum. kalınlaşmış ve uzamıştır. Prementum, glossa ve (labial) palpuslar uzamış, paraglossa körelmiş, glossa bir hortum şeklini almıştır (Şekil 5. 1).

Şekil 5. Böceklerde ağız tipleri: 1) Yalayici-emici ağız 2) Emici Ağız

Emici Ağız: Kelebeklerde (Lepidoptera) görülen bu ağız tipinde labrum ve mandibula kısalmış, birinci maxilla kaynaşarak tek parça haline dönüşmüştür. Lobus internus gelişmiş hortum halini almıştır. Bu hortum istirahat halinde başın alt kısmında kıvrık olarak durur, beslenme sırasında açılarak düz bir durum alır. ikinci maxillanın sadece palpusları kalmıştır (Şekil )

Sokucu-Emici Ağız: Bazı böcekler bitki ve hayvan dokularını delerek besini sıvı olarak alırlar ve ağız yapıları buna özelleşmiştir. Bu tip ağız yapısına sahip böceklerde ağız yapısında çeşitli farklılıklar vardır ve bu yüzden birkaç alt tipe ayırmak gerekmektedir. Labium uzayarak bir hortum (probocis) şeklini almıştır ve böcek gruplarına göre değişen sayıda iğne bu hortum içinde yer almaktadır. 6 iğneli ağız Diptera'nın Culicidae ve Tabanidae familyalarında görülür. İğnelerin birisi labrum, ikisi mandibula, ikisi birinci maxilla ve birisi de hypopharynx 'ten meydana gelmiştir. 4 iğneli ağız Hemiptera ve Homoptera takımında görülür. Labrum ve hypopharynx 'ten meydana gelen iğneler kaybolmuştur, iki iğneli sokucu emici ağız bazı dipter 'lerde görülür 2. maxillanın meydana getirdiği hortum içinde sadece hypopharinx ve labrum'dan meydana gelen iğneler vardır. Ev sineği ( Musca domestia ) da ağız yapısı esas itibariyle bu şekilde ise de, bu iki iğnede ufalmıştır. Thysanoptera takımında ise biri sol mandibuladan ikisi maxilladan yapılmış 3 iğne bulunur .

Thorax ve Uzantıları

Böceklerin hareketi hemen tamamen thorax tarafından sağlanır. Thorax'ta bacaklar ve kanatlar yer alır. Bazı ergin böceklerde kanatlar ve birçok böceğin ergin öncesi döneminde ve birkaç ergin böcekte ise bacaklar hiç bulunmaz. Thorax 3 segmentten meydana gelmiştir, prothorax, mesothorax ve metathorax. Her thorax segmenti üstte tergum (notum), yanlarda pleurum ve altta sternum olmak üzere dört kısımdan meydana gelmiştir.

Bacaklar: Böcekler, 3 çift bacağa sahip olup her thorax segmentinde birer çift bacak bulunur. Bacak coxa, trochanter, femur, tibia ve tarsus olmak üzere 5 kısımdan meydana gelmiştir. Tarsus kısmı 1-5 segmentten meydana gelmiştir ve buna göre isimlendirilir. Tarsustaki segment sayısı böceklerin teşhisinde önemli rol oynar.

Böcek bacakları çeşitli kullanım amaçlarına yönelik olarak bir dereceye kadar değişikliğe uğramışlardır. Bu değişim genellikle bir ve üçüncü çift kaçaklarda görülür. Birinci çift bacağın değişmesi sonucu yakalayıcı bacak, Danaburnu (Orthopter )' nda görülen kazıcı bacak, bazı Hemiptera familyalarında çengelli bacak, bazı Coleopter 'lerde tutucu bacak ve bazı kelebeklerde temizleyici bacak tipleri meydana gelmiştir. Üçüncü çift bacakların değişimi ile çekirgelerde sıçrayıcı bacak, bazı Coleopterlerde yüzücü bacak , bal arısı ve polen toplayan diğer bazı arılarda toplayıcı bacak ve bazı böceklerde koşucu bacak tipleri oluşmuştur (şekil 6.1).

Kanatlar: Böceklerin bacak sayısı sabit iken, kanat durumu değişiklik gösterir. Bazı böcekler 2 çift kanada sahipken bazılarında hiç kanat yoktur Kanatlar böceklerin Apterygota alt sınıfında primer olarak yoktur, yani embriyo döneminde dahi kanat izlerine rastlanmaz Pterygota da ise kanatlar genellikle iki çift olmasına rağmen, bazen bir çifttir ve bazen de tamamen yokolmuştur, yani kanatlar sekonder olarak yoktur, bu böceklerin embriyo döneminde kanat izleri görülmektedir (Şekil 6.2).

Kanatlar notum ve pleurum arasından vücut duvarının dışa doğru büyümesi ile meydana gelmişlerdir ve iki tabakalıdırlar. Bu tabakalar arasında kanat damarları vardır. Damarlar içerisinde trachae (solunum borucuklan) boşluğu, vücut sıvısı ve sinir kolu bulunur. Kanat damarları böceklerin teşhis ve sınıflanmasında önemli rol oynarlar ve boyuna ve enine damarlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kanatlar torakstaki enine ve boyuna kasların kasılma ve uzamaları sayesinde hareket ederler. Kanatların iki çifti birlikte hareket eder ve uçuş sırasında havada 8 şekli çizer. Uçuşun kuvvet ve hızı kanatların büyüklüğü ve kanat hareketinin süratine bağlıdır.

Abdomen : Abdomen genellikle birbine benzeyen 10-12 segmentten meydana gelmiştir. Herbir abdomen segmenti dorsalde tergum ve ventralde sternumdan meydana gelmiş olup, yanları deriden ibaretir. Abdomende böcek takımlarına göre değişmekle birlikte çeşitli uzantılar vardır. Bunlardan çerçi bir çift olarak son abdomen segmentinin dorsalinden çıkar, dokunma organı olarak vazife görür. Epiproct tek olarak anüsün üstünde, paraproct bir çift olarak anüsün altında yer alır. Dişi böceklerin dış eşey organları 8. ve 9. abdomen segmentinin ventralinden çıkarlar. Bazen dış eşey organları uzamış ve yumurta koyma borusu (ovipositor) şeklini almıştır. Sokucu an ve karıncalarda (Hym. Apocrita alt takımında) bu organ bir iğneye dönüşmüştür. Erkek dış eşey organları (yan kıskaç ve aedeagus) 9. abdomen segmentinde bulunur. Odonata takımında ise 2. abdomen segmentinin ventralinde yeralir. Ayrıca çeşitli böcek takımlarının abdomeninde furcula, styli ve corniculus gibi uzantılar vardır. Bazı böceklerin larvalarında ise abdomende karın bacakları bulunur.

Şekil 6. Böceklerde bacak yapıları: A. Melanoplus (Orth.) 'da orta bacak, B. Melanoplus 'da son tarsus segmenti ve pretarsus, C. Bazı sineklerde son tarsus segmenti ve pretarsus, D. Scudderia (Orth.) 'da arka bacak, aro; arolium, cx; coxa, emp; empodiyum, fm; femur, ptar; pretarsus, pul; pulvillus, tb; tibia, tel; tarsusa ait claw, tr; trochonter, ts; tarsus, tym; tympanum. 2. Böceklerde kanat damarları ve isimlendirilmesi

3.1.3. Böceklerde Anatomi ve Fizyoloji Sindirim Sistemi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Böceklerde sindirim sistemi vücut içinde ağızdan anüs'e kadar uzanan bir tüp şeklindedir. Ön, orta ve art barsak olmak üzere başlıca 3 kısımdan ibarettir. Bu kısımlar arasındaki valfler birinden diğerine besin geçişini kontrol eder. Ön barsak ağız boşluğu ile başlar ve bunu pharynx (yutak), oesophagus (yemek borusu), crop (kursak) ve proventriculus (ön mide) izler. Ayrıca sindirime yardımcı sıvıları salgılayan sindirim bezleri vardır. Kursak alınan besinin ön mideye geçirilmesini sağlar. İç kısmında bazı çıkıntılar bulunan ön mide besinin ufalanmasını sağlar. Buradan ventriculus (orta barsak yada mide)'a geçen besinler absorbe edilerek sindirilir. Mide'nin iç yüzeyindeki hücrelerin bir kısmı sindirim için gerekli enzimleri salgılarken, diğer bir kısmı sindirildikten sonra geriye kalan kısımlar art barsağa geçer. Art barsak ileum (ince barsak ), Colon (kalın barsak) ve Rectum (Göden) olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Art barsakta az miktarda sindirim olur ve besin artiklarmdaki su alınır. Dışkı maddeleri rectum'da toplanır ve buradan dışarı atılır.

Boşaltım Sistemi

Boşaltım sistemi değişik sayıda malpighi borucuklarmdan ibarettir ve böceklerde böbrek görevini yerine getirirler. Malpighi borucuklan ön ve art barsak arasına bağlanmışlardır. Kan borucuklar etrafında akarken, başta nitrojen olmak üzere artık maddeler alınır, ileum'a boşaltılır ve buradan dışkı halinde vücuttan uzaklaştırılır. Bazı neuropter'lerin larvalarında malpighi tüpleri ipliksi madde salgılarlar.

Solunum Sistemi

Böceklerde oksijen kan ile taşınmak yerine, traecheae adı verilen solunum borucuklan vasıtasıyla doku ve hücrelere doğrudan taşınır ve oluşan CÛ2 yine bu yolla uzaklaştırılır. Karbondioksitin bir kısmı ise kan ile taşınarak vücut duvarı yoluyla dışarı atılır. Tracheae'ler dışarı ile vücudun yanlarında bulunan stigmalar yoluyla bağlantilidilar. Genellikle thorax 'ta iki çift abdomende ise 8 çift stigma bulunur. Bunlar meso ve metathorax ile abdomenin ilk 8 segmentinde yer alırlar. Böcekler stigmalarm açılış ve kapanışını sinir sistemleri yardımıyla kontrol ederler. Tracheae 'ler vücudun iç kısımlarında enine ve boyuna birçok dallanma göstererek tracheole adı verilen çok ince borucuklarla son bulurlar. Tracheole'ler hücrelere 02 'i ulaştırır ve oluşan C02 'in çoğunu alarak tracheae'ler yoluyla uzaklaştırılmasını sağlarlar. Bazı böcekler stigmalarmi değişik sürelerle açıp kapamak suretiyle vücuttan su kaybını engellerler. Tracheae sistemindeki hava hareketi birçok küçük böcekte basit difüzyon yoluyla olurken, büyük böceklerin çoğunda özellikle abdominal kaslar yardımıyla, aktif havalandırma şeklindedir, iç organların, kanatların ve bacakların hareketi de solunuma yardımcı olabilir.

Solunum şekilleri böcek türlerine göre değişiklik gösterir. Suda yaşayan bazı böceklerin larvaları özellikle ilk gelişme dönemlerinde vücut duvarları veya solungaçlarla solunum yaparlar. Suda yaşayan böceklerde daha değişik solunum şekilleri de vardır. Konukçularinm vücudu içinde yaşayan parazitoit böcekler, oksijeni konukçunun vücut sıvısından difüzyon yoluyla veya posterior stigmalarmi konukçunun vücut yüzeyine ve trachea'lerine uzatarak alabilirler.

Böceklerin metabolizması belirli sınırlar arasındaki sıcaklığa bağlı olarak değişim gösterir. Dolayısıyla solunum hızı da çevre sıcaklığına bağlıdır.

Dolaşım Sistemi

Böceklerde açık dolaşım sistemi vardır. Dolaşım sistemi vücudun dorsalinde abdomenden başa kadar uzanan bir tüpten ibarettir. Tüpün abdomende kalan kısmı odaciklar teşkil edecek şekilde bölmelere sahiptir. Bu kısma kalp denir. Kalbin posterior ucu kapalıdır. Her odaciğin iki yanında ostia adı verilen yarıklar vardır. Kan bu yarıklardan kalbe girmektedir. Burada bulunan valfler kanın içeri girmesine izin verir. Ancak kan girişinden sonra kapanarak dışarı çıkmayı engeller. Ostia 'larm sayısı böcek türlerine göre değişiklik gösterir. Dolaşım sisteminin thorax 'ta bulunan ve çoğunlukla ucu açık olan kısmına aort denir. Aort baş içinde birkaç kısa dallanma gösterebilir ve kan buradan vücut boşluğuna akar.

Vücut boşluğunun anterior kısmında basınç artarken kan geriye doğru hareket eder ve dokuları yikar.Sindirim sistemi üzerinden akarken besinleri toplar ve ihtiyaç duyulan hücrelere taşır. Artık maddeler malpighi borucuklan tarafından hücrelerden alınır ve uzaklaştırılır. Kan vücut boşluğundan ostialar yoluyla tekrar kalbe girer ve kalp kasılmaları yoluyla tekrar aortdan dışarı atılır. Böcek vücudu içinde bulunan iki diyafram (dorsal ve ventral) kanın vücut içindeki hareketini yönlendirir.

Böcek kanı genellikle yeşilimsi ve sarımsı renkte, nadiren ise kırmızıdır. Vücut ağırlığının % 5- 40 'mı (genellikle % 25 veya daha az) teşkil eder. Kan sıvısı Haemolymph, kan hücreleri Haemocyte ve vücut boşluğu Haemocoele adını alır. Kanın başlıca görevleri; tuzlar, hormonlar, sindirim ürünleri ve metabolik ürünlerin vücudun bir yerinden diğerine taşınmasıdır. Ayrıca vücudun su ve tuz dengesinin korunmasında deri değiştirmede rol oynar. Kan bir depo dokusu vazifesini görür.

Üreme Sistemi

Böceklerde normal olarak her iki cins yani erkek ve dişi vardır ve çiftleşme üremek için esastır. Fakat karıncalar, termitler, arılar ve diğer bazı böcek guruplarında seksüel olarak gelişmemiş bireyler mevcuttur. Bu tip böceklerde, bal arılarında olduğu gibi genellikle dişi böcek üreme kapasitesine sahiptir. Nadiren görülmekle birlikte bazı böceklerde her iki cinsiyet karakterini taşıyan (Gynandromorph) bireyler vardır.

Böceklerde eşey organları abdomene yerleşmiş şekildedir. Erkek ve dişi böceklerin üreme sistemleri yapısal olarak birbirlerinden bazı farklara sahiptir.

Dişi Üreme Sistemi: Dişinin üreme sistemi bir çift ovary, yumurtaların dışarıya atılmasını sağlayan bir kanal sistemi ve bazı yardımcı organlardan ibarettir. Her ovary genellikle bir grup ovariole'den meydana gelmiştir. Her ovary 'de bulunan ovariole'nin sayısı 1-200 veya daha fazla olabilmekle birlikte bu sayı genellikle 4-8 arasında değişmektedir. Yumurtalar ovariole'lerin üst kısmında meydana gelir ve oviduct'a doğru ilerledikçe olgunlaşırlar, iki oviduct posterior 'de birleşerek tek bir kanal meydana getirir. Bu kanal ise posterior 'de genişleyerek vagina 'yi meydana getirir. Vagina ile birlikte spermlerin depo edildiği bir spermatheca ve yardımcı bezler bulunur.

Erkek Üreme Sistemi: Erkek üreme sistemi dişiye benzerdir. Bir çift testis, buradan dışarı doğru uzanan bir kanal ve yardımcı bezlerden ibarettir. Her testis bir grup sperm tüpünden (folliculus) meydana gelmiştir ve spermler bu tüplerde gelişir. Herbir teslisten çıkan bir kanal (Vasa deferentia) posterior olarak tek bir kanalda (Ductus ejaculatorius) birleşirler. Bu kanalın ucunda ise çiftleşme organı olan aedeagus (penis) yer alır.Yardımcı bezler spermin taşınmasını sağlayan bir kısım salgılarda bulunurlar.

Erkek ve dişi üreme sisteminin genel yapısı bu olmakla birlikte, bu iki sistemin özeliklerinde birçok değişiklik meydana gelebilir.

Sinir Sistemi

Bir böceğin merkezi sinir sistemi, başta oesaephagus 'un üzerinde yer alan bir beyin, oesaephagus'un her iki yanından uzanan iki yan kol vasıtasıyla beyin'e bağlanmış olan bir suboesaephageal gonglion ve buradan vücut boyunca uzanan bir ventral sinir kordonundan ibarettir .Beyin 3 çift lob'dan meydana gelmiştir. Bu lob'lar bileşik ve basit göz, anten ve labrumu kontrol eder. Suboesaephagal ganglion ise ağız parçalarını idare etmektedir. Ventral sinir kordonu her segmentte bir çift olarak yeralan ganglionlardan meydana gelmiştir. Bazı böceklerde ganglionlar birleşmiş veya azalmış olabilir.

Kas Sistemi

Böcek vücudu içerisinde yüzlerceden birkaç bine kadar değişen sayıda kas vardır. Böcek kasları genel olarak enine çizgili, yarı saydam, renksiz veya grimsi kaslardır. Böcek kasları iç çıkıntılara bağlanmış durumdadır. Kaslar aynı zamanda segmentlerin birbirine bağlanmasını sağlar. Kaslar bulundukları yerlerdeki organların hareketini sağlarlar, iç organların hareketini ise özel kaslar sağlamaktadır.

Duygu Organları

Böcek duygu organları başlıca vücut duvarında bulunmaktadır ve çoğu mikroskobik büyüklüktedir. Herbir duygu organı genellikle tek bir uyarım tarafından harekete geçirilirler. Böcekler; mekaniksel, kimyasal, işletme, görme ve diğer bazı tiplerde duygu organlarına sahiptirler.

Mekaniksel Duygu Organları: Bu organlar dokunma, basınç, titreme vb. gibi mekaniksel uyarımları algılarlar. Dokunma kıl ve iğneleri, çan şeklinde ve kordon şeklinde duygu organları olarak 3 'e ayrılırlar. Dokunma kıl ve iğneleri özellikle anten, tarsus segmentleri ve çerçi 'de bulunur. Çan şeklinde duygu organları böcek vücudunun çeşitli yerlerinde bulunabilir. Kordon şeklinde olanlar ise vücut duvarında ve ikinci anten segmentinde yer alırlar.

Kimyasal Duygu Organları: Kimyasal duygular tat ve koku almadır. Bu ikisi arasındaki başlıca fark tat alma temas gerektirirken, koku belirli bir mesafeden algılanabilir. Tat alma organları başlıca ağız parçaları üzerinde yer almıştır, fakat bazı böcekler (Örneğin karıncalar, bal arıları ve diğer bazı arılar) anten üzerinde, bazıları (kelebekler, sinekler) ise tarsi üzerinde tat alma organına sahiptirler. Koklama organları başlıca anten üzerinde (bazen palplerde ve tarsi de) bulunurlar. Böceklerin kimyasal hisleri insanlara oranla oldukça hassastır; birçok böcek uzun mesafelerden (bazen birkaç mil) kokuyu algilayabilirler.Koku alma; böceklerin besinleri, uygun yumurtlama yerini, karşı cinsiyeti bulma ve çiftleşmenin gerçekleşmesinde ve sosyal böceklerde koloni teşkilinde önemlidir.

İşitme Duygu Organları: Böcekler vücutlarının değişik yerlerindeki işitme organları vasıtasıyla sesleri algılarlar.Temelde birbirlerine benzemekle birlikte 4 tip işitme organı vardır.Bunlar; tympanal organ, işitme kılları, Johnston organı ve bazı böceklerin ağız kısmında bulunan özel bir işitme organıdır. Tympanal organ bir çift olarak vücudun değişik yerlerinde bulunur ve ince bir membranla temas halindeki birden birkaç yüze kadar değişen duyu hücrelerinden ibarettir. Bu tip organlar Orthoptera, Homoptera (Cicadidae) ve bazı Lepidoptera familyalarında (Noctuidae, Geometridae; Cymatophoridae, Uraniidae, Pyralidae vs.) mevcuttur. İşitme kılları ise birçok Lepidopter larvasında ve bazı Orthopter 'lerde vardır. Sivrisineklerin antenleri üzerinde yer alan kıllar ses dalgalarıyla titreşir ve antenin ikinci segmentindeki Johnston organının sesi algılamasını sağlarlar. Diğer bir tip işitme organı ise Choerocampinae alt fam.(Lep. Sphingidae) ait böceklerin ağzında yer alır ve ultrasonik frekanstaki seslere hassastır.

Görme Organları: Böceklerde ışığa tepkiler a) Deri ışık alıcıları, b) Dorsal ocelli, c) Lateral ocelli veya stemma ve d) Bileşik (petek) gözler vasıtasıyla gerçekleşir. Ergin böceklerde tipik olarak bileşik gözler ve dorsal ocelli vardır, fakat bazen ikincisi mevcut olmayabilir; lateral ocelli sadece Endopterygota larvalarında mevcuttur. Karanlık yerlerde yaşayan birçok böcekte ışık alıcıları azalmış veya kaybolmuştur. Bu durum birçok ektoparazit böcekte de (Mallophaga, Siphunculata, Siphanoptera ve bazı Dipterler) böyledir.Bazi böcekler (Lepidoptera larvaları, Periplaneta, Tenebrio larvaları) gözler ve ocelli kaldırılsa veya ışık geçirmez bir maddeyle kaplansa dahi ışığa karşı tepki göstermektedir. Bunlarda genel vücut yüzeyi ışığa karşı duyarlıdır ve alıcıların yeri belirlenememiştir. Dorsal ocelli eğer mevcut ise başın alın ve tepesi (vertex) üzerinde 3 adet 'dir ve bazen ortadaki olmayabilir. Genel bir kural olarak ocelli kanatsız böceklerde yok, kanatlılarda ise vardır. Lateral ocelli bazı istisnalar dışında sadece böcek larvalarında ve başın iki yanında bulunur. Lateral ocelli sayısı türlere göre değişir ve aynı türde bile her zaman sabit değildir. Bazı böcek gruplarında başın herbir yanında tek bir ocelli bulunurken, diğerlerinde 6-7 ve daha fazla olabilir. Böceklerdeki en gelişmiş ve en kompleks ışık alıcıları bileşik gözlerdir ve birçok ommatidium 'dan meydana gelmiştir. Bileşik gözler ışığa duyarlılık yanında, şekillerin ayirtedilebilmesi, hareket ve uzaktaki cisimlerin görülmesine yararlar. Tepe ve yan nokta gözler ise uçuş sırasında vücudun durumunu düzenlemek ışık ve cisimleri algılamak, gece görmek, kısmen renkleri algılamak ve mesafe tahmininde işlev görürler. Böcek gözleri 2540-7000 °A dalga boyu arasındaki ışığı algilayabilirler.Bazi renklere karşı daha hassastırlar (özellikle kısa dalga boylu olanlara).

Diğer Duygu Organları: Böcekler genellikle iyi gelişmiş bir sıcaklık duyusuna sahiptirler. Bu organlar bütün vücut yüzeyine dağılmışlardır fakat daha çok anten ve bacaklar üzerinde yer alırlar. Bu organlar muhtemelen ısı alıcıları olarak özelleşmişlerdir. Bazı böcekler iyi gelişmiş nem duyusuna sahiptirler, fakat bunların çalışma sistemi üzerinde çok az bilgi vardır.

Ses Çıkartma Organları

Böceklerin en ilginç davranışlarından biriside ses çıkarmalarıdır. Fazla sayıda böcek sahip oldukları özel yapılar vasıtasıyla ses çıkarırlar, fakat bunların çok azı (Çekirgeler, Ağustos böcekleri vs.) insanlar tarafından işitilir. Ses birçok böceğin davranışında önemli bir rol oynar. Böcekler başlıca birkaç şekilde ses meydana getirirler; (1) Vücudun bir kısmını diğer bir cisme vurarak, (2) Vücudun bir parçasının diğer bir parçasına sürtme ile, (3) Kanatların veya göğüs duvarının titretilmesiyle, (4) Kas yardımı ile özel bir zarın titretilmesiyle, (5) Hava çıkarma yoluyla ses meydana getirirler.

Işık Organları

Böcekler tarafından ışık çıkartılması nispeten az böcek türünde görülür. Bazı böcekler sahip oldukları özel organlarla, bazıları ise ışık yayan bakteriler veya yedikleri ışık yayan besinler vasıtasıyla bu özelliğe sahiptirler. Gerçek ışık yayan böcekler Coleoptera takımının Lampyridae ve Cantharidae familyalarına bağlı bazı cinsler ile Elateridae familyasının Pyrophorus ve Photophorus cinslerinde yer alırlar. Ayrıca Mycetophilidae familyası (Diptera) böceklerin larvaları, Collembola takımı, Fulgaridae (Homoptera) ve bazı diğer böcek takımları da ışık çıkarma özelliğine sahiptirler. Işık çıkarma organlarının türlerdeki hacmi, şekli ve yeri cinsiyete ve gelişme dönemlerine bağlı olarak değişiklik gösterir.

Salgı Organları

Böceklerin salgı bezleri bir veya daha fazla salgı hücrelerinden meydana gelmiştir. Meydana gelen salgılar vücut içinde kullanılır veya vücuttan dışarı atılır. Başlıca 2 tip salgı bezi vardır; Exocrine salgı bezleri bir kanal veya deliğe sahiptir, salgılarını vücut dışına veya vücut içindeki bazı organların içine boşaltır Endocrine salgı bezleri ise bir kanala sahip değildir ve salgıları (hormonlar) genellikle diffüzyon yoluyla kana ve oradan da vücudun diğer kısımlarına taşınır.

Exocrine salgı bezleri: Normal epidermis hücreleri, midenin salgı yapan hücreleri ve Malpighi tüpü hücrelerinin hepsi birer salgı hücresidir. Ancak bunlardan daha önceki kısımlarda bahsedilmiştir. Başlıca exocrine bezleri (1) Mum bezleri (2) Kafaiçi bezleri (3) ipek bezleri (4) Piskoku bezleri (5) Çekici koku bezleri ve (6) Zehir bezleridir. Mum bezleri çoğunlukla Homoptera takımı böceklerde görülür. Çoccoidea üst familyasına (Homoptera) giren böceklerde salgı bezlerinin faaliyeti sonucu vücut ince bir tabaka ile veya tozumsu veya ipliksi salgılarla kaplanmıştır. Aphidoidea üst familyası böceklerde de buna benzer salgılar yapılır. Ayrıca Coleopfera (Coccinellidae) ve Hymenoptera

(Tenthredinidae) takımından bazı böceklerde de bu tip salgılara rastlanır. Yine bazı Homoptera (Lacciferidae) türleri tarafından meydana getirilen reçineli salgı da bu grup içindedirler. Isoptera takımında bulunan özel frontal bezler ve bazı türlerdeki küçük antenal bezlere ilave olarak, böcek başında birkaç çift bez vardır Bunlar mandibula, maxilla ve labium salgı bezidir. Lepidoptera larvalarında mandibula ve labium bezleri ipek bezlerine dönüşmüşlerdir. Diğer bazı böceklerde ise ipek maddesi başlıca bezler tarafından üretilir. Coleoptera ve Neuroptera larvalarında ipek malpigi borucuklan tarafından, bazı böceklerde deri salgı bezleri ve dişi cinsiyet organı tarafından meydana getirilir. Bazı böcekler vücutlarının değişik yerlerinde bulunan bezlerden pis kokular çıkararak kendilerini düşmanlarından korurlar. Bu bezler en fazla Hemiptera'larda ve bazı Coleoptera ve Lepidoptera'larda bulunur. Bazı böcekler diğer bir birey için cezbedici feromonlar salgılayan bezlere sahiptirler. Feromonlar çeşitli böcek davranışları üzerine etkilidirler (toplanma, karşı cinsi bulma, işaretleme, alarm). Zehir bezleri en iyi Hymenoptera takımının Apocrita alt takımında gelişmiş ve ovipozitörün değişmesiyle meydana gelen sokucu iğne ile birleşmiş durumdadır. Bazı Lepidoptera larvalarında (Megalopygidae, Eucleidae, Saturniidae, Arctiidae ve Lymantridae) deride bulunan zehir bezleri vücut üzerindeki kıllarla bağlantılıdır.

Endocrine Salgı Bezleri: Endocrin salgı bezleri vücudun değişik yerlerinde bulunur ve vücudun fizyolojisi üzerine etki eden hormonlar salgılarlar. Başlıca endocrine bezleri (1) Beyin içi salgı bezi (2) Prothorax salgı bezi (3) Corpora cardiaca ve (4) Corpora allata'dir. Beyiniçi ve prothorax salgı bezinin deri değiştirme ve metamorfaza, Corpora cardiaca 'nin kalp ve barsak kaslarının kasılması, Corpora allata 'nin ise gelişmenin uyum içinde olmasını sağlayan gençlik hormonu (juvenil hormon) üzerine etkili olduğu bilinmektedir.

3.1.4. Böceklerde Üreme ve Gelişme
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Böceklerde genellikle her iki cinsiyet de bulunur ve üreme için çiftleşme gereklidir. Bununla birlikte bazı böceklerde döllenme olmadan da dişi böcek yumurta meydana getirme kapasitesine sahiptir. Bu durumda iki ayrı şekilde üreme mümkündür:

  1. Amphigonie (Döllenmiş yumurta ile üreme)
  2. Parthenogenie (Döllenmemiş yumurta ile üreme)

Döllenmiş Yumurta ile Üreme: Böceklerin birçoğu bu şekilde ürerler Çiftleşme neticesinde erkek böceğin spermleri dişiye trasfer edilir ve spermler dişideki olgunlaşmış yumurtaları döllerler. Spermler dişiye serbest olarak veya protein yapısında bir kese veya spermatophore denen sperm paketleri halinde nakledilebilir. Spermler dişide spermatheca, vagina veya bursa copulatrix içinde depolanıp belirli bir zaman süresince kullanılabilir. Bazı böcek takımlarında (Thysanura, Collembola) çiftleşme olmadan spermtransferi yapılabilir. Böceklerdeki çiftleşme sayısı da türe ve cinsiyete göre değişiklik gösterebilir. Bazı böcekler bir, bazıları ise birden fazla çiftleşme özelliğine sahiptir.

Döllenmemiş Yumurta İle Üreme: Bu üreme şekli bazı böceklerde görülür ve 3 ayrı tipini görmek mümkündür.Dişilerin bıraktığı döllemsiz yumurtalardan sadece erkek yavrular meydana gelir (Arrhenotokie). Döllemsiz yumurtalardan sadece dişi yavrular meydana gelir (Thelytokie) ve döllemsiz yumurtalardan her iki cinsiyette yavrular gelebilir (Amphitokie). Döllemli ve döllemsiz yumurta ile üreme dışında bir kısım özellikleri nedeniyle bunlardan ayrı diğer bazı üreme şekilleri de vardır.

  1. Viviparity : Böcekler genellikle üreme için yumurta meydana getirirler (oviparite). Embriyonik gelişmenin ebeveyn dişi içinde olması ve böylece dışarı yerine larva veya nimf doğurulmasma Viviparity denir. Bu tip canlı doğurmanın birkaç şekli vardır. Yavru dişi böceği hiç beslemeden terkederse buna Ovoviviparity denir. Tipik Viviparity 'de larva ana vücudunu terketmeden bir süre beslenir. Böceklerde diğer bazı özel Viviparity şekilleri de mevcuttur.
  2. Paedogenesis: Çok az böcek türü ergin hale gelmeden yumurta meydana getirme ve döllemsiz üreme yeteneğine sahiptir. Bu tip çoğalma bazı Coleoptera ve Cecidomyiidae (Dip.) türlerinde görülür.
  3. Polyembriony: Bu durumda tek bir yumurtadan iki veya genellikle çok daha fazla embriyo meydana gelir. Bu tip çoğalma bazı asalak Hymenopterlerde (Encyrtidae, Braconidae, Platygasteridae, Dryinidae) ve bazı Acrididae (Orthoptera) 'terde görülür.
  4. Heterogony: Döllemli ve döllemsiz çoğalma şekillerinin birbirini izlemesi şeklinde çoğalmadır. Bazı Aphididae ( Homoptera ) ve Cynipidae ( Hym.) türlerinde görülür. Aphididae familyası türleri yaz boyunca döllemsiz olarak çoğalırlar. Sonbaharda erkek ve dişi bireyler meydana gelir. Bunlar çiftleştikten sonra kışlık yumurtayı meydana getirirler.
  5. Hermaphroditism: Aynı bireyin hem erkek hem de dişi cinsel hücrelerine sahip olması ve bunlardan yavruların meydana gelmesidir. Hermaphroditismus böceklerde nadiren görülür. Aynı bireyde meydana gelen yumurta genellikle o bireydeki spermler tarafından döllenir. Bazen ise yumurta döllenmeden gelişir. Yumurtayı dölleyecek spermler nadiren çiftleşme ile erkeklerden alınırlar. Bu durum bazı Coccoidea (Homoptera) ve Isoptera türlerinde görülür.

Böceklerde Gelişme ve Başkalaşım

Bütün böcekler yumurta vasıtası ile ürerler. Gelişmeleri sırasında birçok böcekte önemli değişmeler görülür ve belirli evreleri geçirdikten sonra ergin olurlar.

Yumurta dönemi: Böcek yumurtalarının şekli ve sayısı türlere göre değişiklik gösterir.Yumurtalar oval, daire, disk vb. şeklindedir. Sayıları genellikle 100-200 olmakla birlikte çok daha fazla olabilir. Böcek yumurtaları renk bakımından da büyük değişiklikler gösterirler ve gelişmenin ilerlemesiyle birlikte yumurta renginde değişme meydana gelebilir. Yumurtalar bazen tek tek, bazen ise kümeler halinde, yumurtadan çıkacak genç larva için en uygun koşullara sahip yerlere bırakılırlar (Şekil 7).

Embriyonik gelişme yumurtlamadan hemen sonra başlar veya gelişme kısmen veya tamamen ebeveyn böcek içinde olabilir. Yumurta döneminin süresi türlere göre oldukça değişkendir. Bu süre bir kaç saat ile bir kaç yıl arasında değişiklik gösterebilir. Embriyo gelişmesinden sonra yavru yumurtadan dışarı çıkar.

Böceklerde Başkalaşım: Çoğu böcekler postembriyonik gelişme sırasında çeşitli değişiklikler gösterirler. Böceğin farklı biyolojik dönemleri tamamen birbirine benzemez. Ergin döneme geçmek amacıyla meydana gelen bu değişmelere başkalaşım (metamorphosa) denir. Genç böcek yumurtadan çıktığında oldukça küçüktür. Beslenme ile birlikte böcek büyümeye başlar ve sonuçta integument (deri) dar gelir. Büyüme ve gelişmeye devam edebilmek için böceğin periyodik olarak deri değiştirmesine ihtiyaç vardır. Böylece böcek bir seri büyüme döneminden geçerek büyür. Deri değiştirme sayısı böcekler arasında farklılık göstermekle birlikte aynı tür böcekte hemen hemen sabittir. Böcekler genellikle 5 veya 6 deri değiştirirler.

Böceklerin tamamında aynı tip başkalaşım görülmez. Farklı böcek takım ve familyalarında farklı başkalaşım görülebilir. Bu bakımdan başkalaşım beş ayrı tipte incelenebilir (şekil 8),

  1. Ametabola (Paleometabola): Larvalar tam anlamıyla ergine benzer, dolayısıyla metamorfaza yoktur. Bir deri değiştirmeden sonra böcek ergin döneme geçer. Bu başkalaşım şekli Apterygota'ya ait böceklerde görülür.
  2. Neometabola: Larvaların ergin olabilmesi için bir veya iki uyuşuk ara dönem geçirmesi gereklidir. Fakat bu ara dönemlerde larva dönemine ait organlar kaynaşmamiştir. Bu şekildeki başkalaşım Thysanoptera takımı ve Homoptera takımının Phylloxeridae, Aleyrodidae familyaları ve Coccoidae üst familyasında (yalnız erkeklerde) görülür.
  3. Hemimetabola (Heterometabola): Larvalar ergine benzer, fakat kanatları yoktur, vücut bölümleri ergindeki büyüklük orantısında değildir. Larva dönemleri değiştikçe kanatlar belirir ve bölüm orantısı düzene girer. Bu tip başkalaşım Orthoptera, Hemiptera takımlarında ve birçok Homoptera familyasında görülür
  4. Holometabola: Tam başkalaşım denilen bu tipte larvalar ergin olmadan önce gerçek bir pupa dönemi geçirirler. Bu dönemde larvanın iç organları kaynaşır ve ergine özgü şekillere dönüşür. Ayrıca bu devre zarfında böcek hareket ve beslenmeden kesilir, bütün fizyolojik faliyetleri azalır. Bu tip başkalaşım Neuroptera, Diptera, Coleoptera, Lepidoptera ve Hymenoptera takımlarında görülür.
  5. Hypermetabola (Polymetabola): Coleoptera'nm bazı familyalarında Mantispidae (Neuroptera), bazı Coccoidae (Homoptera) erkeklerinde, Stresiptera takımında ve bazı Diptera türlerinde görülen bir başkalaşım şeklidir. Bu tip başkalaşımda değişik yapıdaki larva dönemleri arasında bir yalancı pupa dönemi vardır.

Bazı kaynaklarda ilk üç tip Hemimetabola, son iki tip ise Holometabola başkalaşım başlığı altında incelenmektedir.

Larva Dönemi ve Tipleri: Larva çoğunlukla ergin böceğe benzemez Şekil ve yapı bakımından çeşitli farklılıklar görülür. Yumurtadan yeni çıkar larvalar oldukça küçüktür. Beslenmeyi takiben büyür ve deri değiştirme yoluyi çeşitli dönemleri geçirir ve ergin böceğe dönüşürler.

Tam başkalaşım gösteren böcek larvalarını başlıca 4 ayrı tipe ayırmak mümkündür (Şekil 9.1).

  1. Kampodeid (Campodeid) Larva: Vücut uzun biraz yassı, çerçi ve anten genellikle iyi gelişmiş, thorax bacakları gelişmiş ve larva genellikle aktiftir. Bu tip Neuroptera, Trichoptera ve birçok Coleoptera'da görülür.
  2. Manas Tipi Larva: Genellikle kıvrık baş iyi gelişmiş, thorax bacaklar-mevcut fakat abdomende bacak yoktur. Nispeten inaktif ve hareketsizdir. Bu tıp larva bazı Coleopter'lerde (Örneğin Scarabaeidae) görülür.
  3. Bacaksız larva: Vücut uzun, bacak yoktur. Bacak gelişmiş, ufalmiş veya hemen tamamen kaybolmuş olabilir. Bu tip larva Diptera, Siphonaptera, Hymenoptera (Apocrita) ve bazı Coleoptera ve Lepidoptera türlerinde görülür.
  4. Tırtıl: Vücut silindirik, baş iyi gelişmiş, torax ve abdomen bacakları mevcuttur. Bu tipi kendi arasında üç alt tipe ayırabiliriz.
  • (a) Gerçek tırtıl: 3 çift thorax bacağının yanında abdomende 5 çift yalancı bacak vardır. Bunlar abdomenin 3-6 ve son segmentinde yer alır. Lepidoptera takımı tırtılların çoğu bu tiptedir.
  • (b) Mühendis tırtıl: 3 çift thorax bacağından başka abdomenin 6. ve 9. segmentinde yalancı bacak vardır. Bu tip Geometridae (Lep.) familyasında görülür.
  • (c) Yalancı tırtıl: Abdomende 6-8 çift yalancı bacak vardır ve bunların ilki abdomenin ikinci segmentinde yeralir. Gerçek tırtılda ise bu üçüncü segmenttedir. Hymenoptera takımının Symphyta alt takımında görülür.

Pupa ve pupa tipleri: Tam başkalaşım (Holometabola) gösteren böceklerde larva dönemini takiben bir pupa dönemi vardır. Bu dönemde iç organlar kaynaşarak ergine özgü şekiller alırlar. Böcekler bu dönemleri genellikle kuytu yerlerde geçirirler ve bir nevi uyku halindedirler. Başlıca üç pupa tipi vardır (Şekil 9.2).

  • Mumya pupa : Vücut uzantıları (bacak , anten ve kanat izleri ) vücuda az çok yapışıktır . Bu tip Lepidoptera ve Diptera (Nematocera) da görülür. Pupa gömleği yırtılarak içinden ergin çıkar. Bazı Lepidopter'ler son larva döneminde koza örer ve bunun içinde pupa olurlar.
  • Serbest pupa: Vücut uzantıları vücuda yapışık değil, serbesttir Sanki ergin böcek mumyalaşmiş gibidir. Diptera ve Lepidoptera hariç tam başkalaşıma sahip böceklerin çoğunda bu tip pupa görülür.
  • Fıçı pupa: Serbest pupaya benzer, ancak son larva derisi sertleşmiş ve düzgün yüzeyli bir kılıf meydana getirmiştir. Bu koruyucu kılıfa puparium denir. Diptera'lann çoğunda bu tip pupa görülür.

Gelişme Üzerine Diğer Bilgiler

  • Ergin Dönem: Yumurtadan çıkan larva beslenme sonucu büyür ve ergin hale gelir. Ergin hale gelen böcekte büyüme ve gelişme görülmez. Ergin dönemi süresine böcek ömrü denir. Bu süre türlere göre oldukça değişiklik gösterir. Ömrü en kısa böcekler olan Ephemeroptera'lar 1-2 gün, uzun olan balansı, karınca, termit kraliçeleri 5-15 yıl yaşarlar. Ergin ömrü özellikle ergin dönemde zararlı olan ve larva dönemine karşı savaşımın zor olduğu böcekler bakımından önemlidir. Böceklerde uçuşun başlama sona erme ve en çok uçuş zamanın saptanması birçok böceğe karşı yapılacak savaşımda önemli bir kriterdir. Bazı böceklerde pupa, hatta son larva döneminde yumurtalıklarda yumurta olgunlaşmıştır ve çiftleşmeyi müteakiben yumurta bırakılır. Bazı böceklerde ise bir süre beslenmeden sonra yumurta olgunluğu ve gelişme tamamlanır ve yumurtlama başlar. Bu beslenmeye olgunlaşma yemesi denir. Ergin böceğin çiftleşmeye kadar geçirdiği süre, çiftleşme süresi, çiftleşme sonrası ömrü, yumurtlama süresi ve şekli, çiftleşme sayısı, uçuş mesafesi gibi özellikleri böcekler arasında değişiklik gösterir. Ayrıca bu tip özellikler üzerine sıcaklık, nem, ışık vb. faktörler etkili olabilmektedir.
  • Biyolojik Dönem: Böceklerin yaşamları boyunca geçirdikleri yumurta-larva-pupa (varsa)- ergin dönemlerin herbiri birer "biyolojik dönem veya evre" 'dir. Hemimetabol böceklerde 3 (yumurta- nymph - ergin), holometabol böceklerde 4 (yumurta - larva - pupa - ergin) biyolojik dönem vardır.
  • Gelişme Dönemi: Bir böceğin yumurta döneminden başlayıp ergin hale gelinceye kadar geçirdiği süredir. Gelişme dönemi bakımından böcekler arasında farklılık vardır. Bu süre birkaç hafta veya yıl gibi birbirinden oldukça farklı değerlerde olabilir.
  • Döl (generasyon): Bir böceğin yumurta döneminden başlayarak tekrar yumurta dönemine gelmesine bir döl (Nesil) denilir. Böceklerin döl sayısı başta sıcaklık olmak üzere çevre faktörlerince etkilenir. Bazı böcekler yılda bir döl (univoltine), bazıları 2 (bivoltine) veya 3 (Trivoltine) döl verirler. Daha fazla döl veren türler (Multivoltine) de vardır. Bazı böcekler ise bir döl vermek için bir yıldan daha uzun zamana ihtiyaç duyarlar.
  • Kışlama Dönemi: Bazı böcekler uygun iklim şartlarında sürekli gelişir ve döl verirler. Bazı böcekler ise kışı çeşitli biyolojik dönemlerde (yumurta, larva, pupa, ergin) geçirirler. Bu durum türler arasında değişim göstermekle birlikte aynı tür için değişiklik göstermez.
  • Diyapoz (Diapause): Kelime olarak ara verme veya dinlenme-duraklama anlamına gelir. Böcekler hayatlarının belirli dönemlerinde faaliyetlerine ara verirler ancak, her duraklama diyapoz değildir. Uygunsuz şartlar yüzünden görülen duraklamaya kuyessens denir ve şartlar uygun olduğunda ortadan kalkar. Diyapoz ise uygunsuz şartların etkisinde dolaylı olarak kalır ve şartlar uyguna dönüştüğünde belirli fizyolojik olaylar tamamlanmamış ise böcek gelişmesine devam edemez.

3.1.5. Böcek takımları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bugün Dünya'da bir milyondan fazla hayvan türü vardır ve böcek türlerinin sayısı diğer bütün hayvan türlerinden bir kaç kat daha fazladır. Böcekler hayvanlar alemi içinde Arthropoda şubesine bağlı Hexapoda (insecta) sınıfını teşkil ederler. Hexapoda sınıfı iki gruba ayrılır. Bunlar Entognatha ve insecta 'dır. Bazı kaynaklar Hexapoda 'y1 Apterygota ve Pterygota diye iki alt sınıfa ayırırlar.

Alt Sınıf : Apterygota ( Kanatsız Böcekler)

Bu alt sınıf küçük, kanatsız, primitif böcekleri içine alır ve atalarının kanada sahip olduğuna dair hiçbir delil yoktur. Bu alt sınıf içinde 5 takım yer alır. Bunlar; Protura, Microcoryphia, Thysanura, Diplura ve Collembola 'dır. Bu böcekler genellikle birkaç milimetre boyundadır ve topraktaki organik artıklarla beslenirler. Bununla birlikte Collembola takımına bağlı az sayıda tür bazen bahçe, sera ve mantar bahçelerinde zararlı olabilir (Şekil 10).

Alt Sınıf: Pterygota ( Kanatlı Böcekler)

Genellikle iki çift kanat olmakla birlikte bazen bir çift olabilir veya hiç kanat bulunmayabilir Ancak Apterygota'da kanatlar primer olarak, Pterygota da (eğer yoksa) sekonder olarak yoktur. Yani embriyo döneminde kanat izleri bulunmakla birlikte kanatlar gelişmemiştir (Şekil 11-15).

Diğer sınıflandırmaya göre ise;

Grup: Entognatha; Protura, Collembola ve Diplura takımlarını içine alır. Bu takımlarda ağız parçaları başın ön kısmında torba şeklinde bir yapının içindedir.

Grup: insecta; Geri kalan bütün takımları içine almaktadır. Ağız parçalan başın alt-önünde ve açıktadır.

Bitki zararlısı böceklerin hemen tamamına yakını insecta içinde yer alır. Burada önemli takımlar üzerinde ve bu takımlarda yer alan önemli bitki zararlıları üzerinde durulacaktır.

TAKIM : ORTHOPTERA ( Düz Kanatlılar)

İki çift kanat olmakla birlikte, bazen ortadan kalkmış veya iz halindedir ön kanatlar parşömen şeklinde ve belirgin damarlı, arka kanatlar zar şeklinde ve dinlenme halinde yelpaze şeklinde katlanmıştır. Ağız parçalan çiğneyicidir. Başkalaşım Hemimetabola'dir ve bir çift çerçi mevcuttur. Genel olarak dişilerin abdomen sonunda yumurta koyma borusu vardır. Çekirgeler, Peygamber develeri ve Hamamböcekleri bu takım da yer alır. Fazla sayıda tür olması yanında, birçok zararlı türü içermesi bakımından da en önemli böcek takimlanndandir.

Tarla Çekirgeleri (Orthoptera: Acrididae)

Fas çekigesi (Dosiostaurus maroccanus), İtalyan çekirgesi (Calliptamus italicus), Madrap çekirgesi (Locusta migratoria) ve Çöl çekirgesi (Schistocerca gregaria) en tanınmış türlerdir. Yazın yumurtalarını toprağın 4-5 cm derinliğine bir yüksük içinde bırakır ve kışı bu dönemde geçirirler. Yumurta yüksüklerinin şekli ve yumurta sayısı türlere göre değişir. Nisan-Mayis aylarında yumurtalar açılır. Hemen her türlü bitkiyi yemek ve kesmek suretiyle zararlı olurlar. Özellikle genç bitkilerde zarar çok yüksek olmaktadır. Tek ve çok yıllık bitkilerin her ikisinde de zarar yapabilmektedirler. Madrap çekirgesi 2 döl, diğer türler ise 1 döl vermektedir

Yeşil Çekirgeler (Orthoptera: Tettigoniidae)

Isophya spp., Poecilimon spp. ve Platycleis intermedia en sık rastlanılan yeşil çekirgelerdir. Yumurtalarını tek tek toprağa ve çeyirlara bırakırlar. Yumurtalar Mart-Nisan aylarında açılır. Buldukları hemen hertürlü çayır ve kültür bitkisi ile beslenirler.

Çekirgelerle mücadele toplu haldeki yumurtlama yerlerinin sürülerek yumurtaların yok edilmesi ve yoğun olduklarında bunların topluca hareket ettikleri dönemde, genellikle Nisan-Mayis aylarında ilaçlama yoluyla yapılır. Mücadele zamanı türe, coğrafi bölgelere ve iklim şartlarına bağlı olarak değişir.

Danaburnu ( Gryllotalpa gryllotalpa , Orthoptera: Gryllotalpidae)

Oldukça iri ve uzunca, 4-5 cm boyunda esmer-koyukahverengi renkte, ön bacakları kısa ve kazıcı tipte, abdomen sonlarında bir çift uzantıları bulunan oldukça polifag olan bir zararlıdır.

Zararlı 1 dölünü iki yılda tamamlar. İlkbaharda toprak sıcaklığının artması ile birlikte ergin ve nimfler harekete geçer. Özellikle bitkilerin toprakalti organları ile beslenmeye başlarlar. Dişiler yumurtalarını toprak içine gruplar halinde bırakırlar. Bir dişi ortalama 400 yumurta koyar. Ergin ve nimfler toprak içinde galeri açarken rastladıkları bitkisel organları yer ve keserler. Özellikle fideliklerde büyük zarar verirler. Hemen her türlü bitkide zarar yaparlar.

Mücadelesi: Bulaşık tarlalara 20 cm en ve derinliğinde 4-5 m uzunluğunda hayvani gübre yatakları yapılır. Kışın açılarak kışlamak üzere buralarda biriken zararlılar imha edilir. Ayrıca genellikle Mayis-Haziran aylarında kepekle ilacın karıştırılması ile yapılan zehirli yemler akşam üzeri bitkilere temas etmeyecek şekilde toprak üzerine serpilir. İlaçlı yem uygulaması mümkünse sulamadan veya yağışlardan sonra yapılmalıdır.

TAKIM: THYSANOPTERA (Kirpikkanatlilar)

Küçük boyda, silindir vücutlu böceklerdir. Boyları genellikle 0.5-2 mm arasında değişir. Diğer böceklerden en önemli farkı kanatlarının özel bir yapıya sahip olmasıdır. Türlerinin çoğunun kanatları kirpik şeklindedir. Ovipozitör var veya yoktur. Bu bakımdan Terebrantia (ovipozitörlüler) ve Tubilifera (ovipozitörsüzler) olmak üzere 2 alt takıma ayrılır. Koşullar uygun olduğunda bir yıl içinde pek çok nesil verirler.

Tripslerin büyük bir kısmı bitkilerle beslenir. Bununla birlikte fungusla, ölü bitki materyali ile beslenen ve avcı olan türleri de vardır Ağız yapısı sokucu emicidir. Bitki özsuyunu emmek sureti ile olduğu gibi nadirende olsa bitkiye toksik madde salgılamak ve bazı hastalıkları taşıma vasitasiylada zararlı olurlar.Burada ülkemizdeki önemli familya ve türler üzerinde durulacaktır.

Thrips'ler (Thripidae,)

Bu takımda birçok zararlı tür yeralmakla beraber bunların en önemlisi Tütün thripsi (Thrips tabaci) 'dir.

Ergin thrips'ler yaklaşık 1-2 mm boyda sarı veya esmerimsi renktedir. Kanat kenarları kirpik şeklinde saçaklıdır. Kışı ergin halde bitki üzerinde veya toprakta geçirirler. Genelde polifag zararlıdır. Meyve, sebze ve bağlarda zararlı olan türleri vardır.

Bitki özsuyunu emerek zararlı olurlar. Beslenmeleri sonucu bitkide solgunluk, renk değişmeleri ve verimde düşüş görülür. Bitkilerin yaprak, tomurcuk, çiçek ve meyve gibi çeşitli organlarında beslenebilirler.

Mücadelesi: Doğrudan kimyasal mücadele çoğu zaman gerekli olmaz. Diğer zararlılara karşı yapılan mücadele bunlara da etkili olur.

TAKIM: HEMİPTERA (Yarım kanatlılar)

Ağız parçaları sokucu-emici, hortum serbest ve hemen her zaman başın ön kısmından çıkar. Antenleri 4 veya 5, nadiren 3 segmentlidir. Kanatlar istirahat halinde iken vücut üzerine çoğunlukla yatay olarak katlanmış haldedir. Nadiren çatı yapar. Ön kanatların dip yarısı kitinleşmiş, derimsi bir durum almış, uç yarısı zanmsi bir yapıdadır. Boyları genellikle 2-11 cm arasında değişir. Pronotum ve Scutellum genellikle geniştir. Labium'un meydana getirdiği hortum baş ve toraksın ventralinde bulunur ve genel olarak 3. çift bacakların dibine kadar devam eder ve içinde 4 iğne bulunur.

Halen dünyada 40.000 den fazla türünün olduğu bilinmektedir.Bir çoğu bitkilerle beslenirken avcı olan türleri de vardı r. Bazı lan ise ektoparazittir. Bunlar insanlar dahil bazı canlıların kanını emerek beslenirler. Çoğunlukla karada yaşamakla beraber, suda yaşayan türleride vardır. Bitkilerde beslenen türler bitkilerin meyve, çiçek, tohum, yaprak, dal ve sürgünlerinde sokup emerek önemli oranda zarara neden olabilirler. Bu takım içinde bitkilerde zararlı birçok önemli tür yer alır. Burada önemli familya ve türleri üzerinde durulacaktır.

Süne (Eurygaster integriceps, Hemiptera: Scutelleridae)

Genel olarak toprak renginde ve ergin olduğunda 1-1.5 cm boydadır. Kışı 1200-1600 metre yükseklikteki dağlarda bazı yabani bitkilerin altlarında ergin dönemde geçirirler. İlkbaharda ovalara doğru göçederek kardeşlenme dönemindeki bitkileri kökboğazma yakın yerden emerek sapların sararip kurumasına ve başak bağlamamasına neden olurlar. Bu zarara Kurtboğazı denir. Kışlamış erginler başaklar henüz yaprak kılıfı içinde iken, çiçek ve tane bağlama dönemlerinde sapları emerek kurumalara ve tane bağlamamaya neden olurlar. Bu zarara da Akbaşak denir.

Süt olumu döneminde yeni neslin nimfleri taneleri sokup emerek beslenirler. Bu taneler çimlenme özelliğini ve ekmeklik-makarnalik değerlerini kaybederler. Ergin hale geldikten sonra tekrar yükseklerdeki kışlaklara doğru hareket ederler.

Başlıca konukçulan buğday, arpa, çavdar, yulaf ve bazı Graminae'lerdir Ülkemizin hemen her yerinde bulunur.

Mücadelesi: Erkenci buğday çeşitlerinin yetiştirilmesi, erken ekim, erken hasat ve yabancı otlarla mücadele tavsiye edilir. İlaçlı mücadele genellikle 1-3 dönem nimflere karşı yapılır ise de kışlamış erginlere karşı da yapılabilir.

Kımıl (Aelia rostrata, Hemiptera: Pentatomidae)

Erginler yaklaşık 1 cm boyda ve kirli san renktedir. Kışı ergin dönemde 1500-2000 metre yükseklikte kışlak adı verilen dağ ve tepelerde meşe, geven gibi bitkilerin altlarında, toprağın 4-8 cm derininde geçirirler, ilkbaharda havaların ısınması ile ovalara doğru inerler. Başaklı ve gelişmiş ekinler üzerinde 10-15 gün beslendikten sonra 12-18 yumurta içeren yumurta paketlerini bitki üzerine bırakırlar. Bir dişi 150-180 yumurta bırakabilir. Yumurtadan çıkan nimfler beslenerek ergin olur ve tekrar kışlaklara çıkarlar.

Kışlaktan inen erginler kardeşlenme döneminde bulunan hububatı kök boğazı üstünden emerek Göbek Kurusu zararını yapar. Bu bitkiler başak bağlayamaz. Ayrıca bu erginler başaklanma döneminde başak sapını emerek bitkinin tane bağlamasına engel olurlar. Bu zarara Akbaşak zararı denir. Kimılın III-V. dönem nimf ve yeni nesil erginleri tanelerde beslenerek içini boşaltırlar. Bu zararlı özellikle Orta Anadolu'da yaygındır. Buğday, arpa ve yabani graminelerde beslenir.

Mücadelesi: İlaçlı mücadele kışlamış erginlere karşı bunlar dağılıp yumurta koymadan yapılmalıdır Ayrıca eğer gerekli görülürse zararlının yeni nesline karşı da mücadele yapılabilir.

TAKIM: HOMOPTERA (Benzerkanathlar)

Tür bakımından zenginliği ve birçok önemli zararlıyı bulundurması bakımından en önemli takımlardan birisidir. Küçük ve büyük boyda olan türlerden oluşur. Boyları genellikle 0.3-8 mm arasında değişir. Vücut şekilleri çok değişiktir. Sokucu-emici tipte ağız yapısına sahiptirler. Hortum başın arka kısmına yakın olarak çıkar. Kanatlı ve kanatsız formları vardır. Kanatlı olanlarda genellikle 2 çift kanat bulunur. Bunlar zanmsi yapıda olup kuvvetli veya narin olabilir. Bazı türlerin erkeklerinde sadece bir çift kanat bulunur. Anten bazı familyalarda kısa ve kıl şeklinde iken,diğerlerinde uzun ve iplik şeklindedir. Birinci tipte tarsus 3, ikinci tipte 1-2 segmentlidir. Bitki özsulanni sokup emmek ve bazı toksik maddeler salgılamak suretiyle doğrudan zarar yaptıkları gibi, fumajine yol açmak ve bazı hastalıkları taşımak suretiyle de zararlı olabilirler.

Beyaz Sinek (Bemisia tabaci, Homoptera: Aleyrodidae) Ergin vücut uzunluğu 1 mm civarında olup, süt beyaz renktedir. Yumurtadan yeni çıkan larvalar 6 bacaklı olup, kısa bir süre sonra bacak ve antenleri kaybederek hareketsiz devreye girerler. 3 larva devresinden sonra yalancı bir pupa devresi geçirir ve ergin olurlar. Kışı çoğunlukla yabancı otlar üzerinde değişik dönemde geçirdikten sonra Mayıs-Haziran aylarında sebzelere geçerler. Yaprakların alt yüzünde beslenirler. Bir dişi 200-300 yumurta koyabilir. Yılda ortalama 9-10 döl verebilir. Bitki özsuyunu emerek ve beslenme esnasında tatlı madde salgılayıp fumajin meydana getirerek zararlı olurlar. Ayrıca bazı bitki virüs hastalıklarının da vektörüdürler.

Mücadelesi: Yabancı otların imhası ve doğal düşmanların korunması zararlıyı azaltma üzerinde etkili olur. Özellikle Encarsia formosa gibi parazitler bu zararlı üzerinde büyük etkiye sahiptir, ilaçlı mücadele yaprak başına 2-3 larva görüldüğünde eğer gerekli ise yapılır.

Turunçgil Unlubiti (Planococcus citri, Homoptera: Pseudococcidae)

Vücut 3-5 mm boyunda ve üzeri beyaz mumsu bir toz tabakası ile kaplıdır. Vücut yanlarında ince uzantilaryeralmaktadir. Başta turunçgiller olmak üzere zeytin, bağ, dut, kavun, karpuz gibi bitkilerde zarar yapmaktadır. Döl sayısı 3-5 arasında değişir. Zararlının nimf ve erginleri bitki özsuyunu emerek zararlı olurlar. Zamanla yapraklar sararır ve dökülür. Ayrıca meyve gelişmesi zayıflar ve meyveler dökülür. Yine fumajine neden olmaları da ciddi bir sorundur.

Mücadelede ilaçlamadan kaçınmak gerekir. Cryptolamus montrouzeri isimli predatör ve Leptomatm dactylopii isimli parazitoit zararlıyı kontrol edebilecek etkinliktedir. Ayrıca kültürel tedbirlere de yer verilmelidir.

Sanjose Kabuklubiti (Quadraspidiotus perniciosus, Homoptera: Diaspididae)

Koyu gri renkte 1.5-2 mm çapındadır. Polifag bir zararlıdır. Yumuşak ve taş çekirdekli meyvelerin çoğunda orman ve süs bitkilerinde zararlıdır. Yılda 2-4 döl verebilir. Kışı dallar üzerinde nimf döneminde geçirir, ilkbaharda bitki özsuyunu emmeye başlar.

Beslenme sonucu zamanla ağaç kuruyabilir. Beslenme yerlerinde kırmızı lekeler meydana gelir. Meyveler küçük kalır ve pazar değerini kaybeder.

Yeni bahçe tesis edilirken fidanların temiz olmasına dikkat edilmeli, bulaşık dallar imha edilmelidir. Kimyasal savaş, kış ilaçlaması, erken ilkbahar ilaçlaması ve yaz ilaçlamaları şeklindedir.

Bu kabuklu bit dışında Virgül kabuklu biti (Lepidosaphes ulmi), Zeytin kabuklu biti (Parlatoria o/eae), Kırmızı kabuklu bit (Aonidiella aurantii), Turunçgil kabuklu biti (Cornuaspis beckii) diğer önemli kabuklu bitlerden bazılarıdır.

Filoksera (Daktulosphaira vitifoliae, Homoptera: Phylloxeridae)

Çok önemli bir bağ zararlisidir. Amerikan ve yerli asmalarda biyolojisi farklılık gösterir. Amerikan asmalarında hem kökte hem de yaprak da zarar yapan (radicicola ve gallicola) formu olmasına karşın yerli asmalarda radicicola formu vardır. Yida 4-6 döl verebilirler. Dişiler yumurtalarını kökler üzerine koyar ve buradan çıkan nimfler köklerde özsuyunu emerek beslenirler. Köklerde emgi nedeniyle şişkinlikler oluşur. Zamanla omcayi zayıflatarak kurutabilirler. Amerikan asmalarında buna ilave olarak yaprakların alt yüzünde beslenerek yaprağın üst yüzünde çöküntü alt yüzünde ise kabartı meydana getirirler.

Mücadelede temiz bağ çubukları kullanmak, Amerikan asma anaçları üzerine yerli çeşitlerin aşılanması ve sonbaharda bağın 50-60 gün su altında tutulması tavsiye edilir.

Torbalı Koşnil (Icerya purchasi, Homoptera: Margorodidae)

Beyaza yakın renkte ve 4-6 mm boyundadır. Başta turunçgiller olmak üzere incir, elma, ceviz, çilek birçok sebze ve süs bitkisinde zararlıdır. Bitki özsuyunu emerek yaprak ve sürgünlerde sararma, dökülme ve kurumaya, ayrıca fumajine neden olurlar. Yılda 3 döl vermektedir.

Mücadelesinde Rodolia cardinalis isimli predatör böcek etkili olmaktadır. Bunun yanında kültürel tedbirlere yer verilmelidir.

Afitler (Homoptera: Aphididae)

Bu familyada tek ve çok yıllık pekçok kültür bitkisinde zarar yapan yüzlerce tür yeralmaktadir. Boyları genellikle birkaç mm'den ibarettir. Kanatlı ve kanatsız formları vardır. Seksüel ve parthenogenetik üreme yeteneğindedirler. Koşullar uygun olduğunda kısa sürede gelişmelerini tamamlar ve yüksek populasyon teşkil ederler. Bitki özsuyunu emerek bitkilerin zayıflamasına, beslenirken çıkardıkları tatlı madde nedeniyle fumajin hastalığına, bitki organlarının kıvrılıp, deforme olması ve gal-ur meydana getirmek yoluyla zararlı olurlar. Ayrıca pekçok bitki virüs hastalığının vektörü olmaları da ekonomik önemlerini artırmaktadır. Yılda 10-12 döl verebilmektedirler.

Turunçgil Yeşil Yaprakbiti (Aphis citricola), Börülce yaprakbiti (A crassivora), Pamuk yaprakbiti (A. gossypii), Elma yeşil yaprakbiti (A. pomi), Kiraz siyah yaprakbiti (Myzus cerasi), Şeftali yaprakbiti (M. persicae), Turunçgil siyah yaprakbiti (Toxoptera aurantiî), Kara fasulye yaprakbiti (Aphis fabae), iyi bilinen türlerdir.

Mücadelede bahçe içindeki yabancı otların imhası önerilir. Ayrıca türlere göre değişen zamanlarda eğer gerekiyorsa ilaçlı mücadele yapılır.

TAKIM: COLEOPTERA (Kın kanatlılar)

En fazla sayıda tür içeren böcek takımıdır. Bilinen böceklerin yaklaşık olarak %40'ı bu takımda yer alır. İki kanat vardır. Birinci çift kanatlar (elytra) az veya çok kalın kitinsel yapıdadır. Alt kanatlar zar şeklinde ve genellikle ön kanatlardan daha uzundur. Çiğneyici ağız tipine sahiptirler. Başkalaşım holometabol ya da hypermetabol 'dur. Türlerin çoğu bitkilerle beslenmekle birlikte, predatör olanlarda vardır. Bazı türler ise diğer beslenme şekillerine sahiptir. Karada ve suda yaşayan türler mevcuttur. Döl sayıları yılda 4 ile birkaç yılda bir arasında değişebilir.

Fındık Kurdu (Curculio nucum, Coleoptera: Curculionidae)

Vücut yumurta şeklinde, siyah-gri renkli ve 6-8 mm boydadır. Fındığın önemli bir zararlisidir. Erginler yoğun olarak Nisan-Mayis aylarında çıkarlar. Erginlerin meyveyi kemirmesi ve larvanın meyve içinde beslenmesi yoluyla zararlı olurlar. Erginler beslenmek için erkenci, yumurta koymak için ise geç olgunlaşan yumuşak kabuklu çeşitleri tercih ederler.

Kimyasal mücadelede erginler yumurtalarını meyveye koymadan, genellikle Mayıs başında yapılır. Ayrıca bahçenin çapalanmasi önerilir.

Patates Böceği (Leptinotarsa decemlineata, Coleoptera:Chrysomelidae)

Ergin 10-12 mm boyda, kirli sarı üst kanatların üzerinde 5'er adet uzunlamasına yer alan siyah şerit vardır. Larvaları portakal sarısı renktedir. Erginler Nisan sonu Mayıs başlarında kışlaktan çıkarlar. Yumurtalarını gruplar halinde bitkilerin üzerine koyarlar. Çıkan larvalar topluca yaprakları yemek suretiyle zararlı olurlar. Olgunlaşan larvalar toprağa inerek pupa daha sonra da ergin olmaktadır. Yılda 3-4 döl verirler. Asıl konukçulan patates ve patlıcandır. Hem ergin hem de larva döneminde zararlı olurlar.

Mücadelesinde ergin ve larvaların toplanıp öldürülmesi yanında, zararın görüldüğü hemen her zaman ilaçlı mücadele yapmak mümkündür.

Buğday, Pirinç ve Mısır Biti (Sitophilus spp., Coleoptera:Curculionidae)

Erginler 2-5 mm boyunda kahverengi veya siyah renktedirler. Buğday bitinde 2. çift kanatlar bulunmaz. Pirinç ve mısır bitkilerinde elytra 'nin üzerinde 4 adet kirrnizimtrak leke vardır. Erginler yumurtalarını hortumları ile dane üzerinde açtıkları oyuklara koyar ve üzerini kapatırlar. Çıkan larva tanenin iç kısmını yiyerek beslenir. Önce pupa daha sonra da ergin olur ve taneyi terkederler. Bir dişi 100-300 yumurta koyabilir. Ortam şartlarına bağlı olarak yılda 8-10 döl verebilirler. Depolanmış tahılların önemli zararlılarıdır.

Mücadelesi: Ürün temiz ambara zararlılardan ari olarak depolanmalıdır. Ayrıca gerekli görüldüğünde boş ambar ilaçlaması, koruyucu ilaçlama ve dolu ambar ilaçlması yapılır.

Fidan Dip Kurtları (Capnodis spp., Coleoptera: Buprestidae)

Erginler siyah veya bronz renkte, ön kanatların üzeri çeşitli renklerde desenlerle süslüdür. Boyları 1-4 cm arasında değişir.

Köklerde beslenerek olgunlaşan larvalar, kök boğazına yakın bir yerde pupa olurlar. Erginlerin çıkışı Temmuz-Ağustos ve Ekim-Kasim aylarında olmak üzere iki farklı zamanda olur. Erginler yumurtalarını fidanlarda aşı yerlerine, yaşlı ağaçlarda kök boğazına bırakırlar. Bir dişi 2000 yumurta bırakabilir. Çıkan larvalar köke girip, kabuk altında kambium tabakası ile beslenir. 2 yılda bir döl verirler.

Özellikle taş çekirdekli meyve ağaçlarında, antep fıstığı ve kavaklarda köklerde beslenerek, alt yaprakları yiyerek ve aşı gözlerini kemirerek zararlı olurlar. Kurak bölgelerde daha zararlıdırlar.

Mücadelesi: Yabancı ot ve çalıların bahçelerde bulunmasına izin verilmemeli, görülen erginler toplanıp imha edilmelidir. Ağaçlar sulama ve gübreleme ile güçlü tutulmalıdır, ilaçlı mücadele Haziran-Ağustos aylarında ağaçların kök boğazı civarı ve gövdeden 1 m yükseklikte yapılmalıdır. Aşılı ağaçlarda aşı ve civarı mutlaka ilaçlanmalıdır.

Tohum Böcekleri (Coleoptera: Bruchidae)

  • Bunları tek döl veren ve çok döl veren olarak ikiye ayırmak mümkündür.
  • Bezelye tohum böceği (Brucrtus pisorum)
  • Bakla tohum böceği (B. rufimanus}
  • Mercimek tohum böceği (fi. lentis)
  • Ortadoğu mercimek tohum böceği (ö. ervi)
  • Akdeniz mercimek tohum böceği (B. signaticornis) tek döl veren önemli tohum böcekleridir. Bunlar genellikle 3-5 mm boyda, oval şekilli böceklerdir. Bunlar çiçeklenme devresinde yumurtalarını tohum kapsülüne koyarlar. Çıkan larva kapsülü delerek tohum içine girer. Tohum içinde beslenerek içini oyar. Orada pupa olur ve küçük bir delik açarak çıkar ve diyapoza geçerek kışlar. Bazen ise tohum içinde depoya gelir ve tane içinde diyapoza girer. Bunlar yılda 1 döl verir.
  • Fasulye tohum böceği (Acanthoselides obtectus) ve Börülce tohum böceği (Callosobruchus maculatus) ise çok döl veren türlerdir. Bunlarda bulaşma tarlada ya da depoda olur. Şartlar uygun olduğunda depoda peşpeşe döller verebilirler. Boyları 3-4 mm'dir. Yumurtalarını genellikle tane üzerine bırakırlar. Çıkan larvalar tanenin içine girerek orada gelişmesini tamamlar ve ergin olarak çıkarlar.

Tohum böcekleri beslenme sonucu tohumların kalite, çimlenme gücü, pazar değeri üzerine büyük etki ederler. Özellikle çok döl verenler şartlar uygun olduğunda bütün ürünü imha edebilirler.

Mücadelesi: Hasat sonu artıkları imha edilmeli, ürün geciktirilmeden çuvallar içinde temizlenmiş ambara konulmalıdır.

Tek döl verenler karşı ilaçlı mücadele çiçeklenme döneminde yapılmalıdır. Çok döl verenlerde ise fasulyede alt kapsüller kuru oluma girer girmez başlanmalı 10-14 gün ara ile 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Ayrıca boş ambar ilaçlanması, koruyucu ilaçlama ve fumigasyon da uygulanır.

TAKIM: LEPİDOPTERA (Pul kanatlılar)

Fazla sayıda böcek türünü içeren zengin bir takımdır. Her iki çift kanadın üzeri değişik renklerdeki pullarla kaplıdır. Vücudun büyük bir kısmı ve bacaklar da pullarla kaplanmıştır. Emici ağız yapısına sahiptirler. Başkalaşım holometaboldur. Larvaları çiğneyici ağıza sahiptir ve tırtıl olarak bilinirler Bu takım birçok zararlı türü içine alır. Çoğunluğu kültür bitkilerinde zararlı olmakla birlikte, fabrika ve depolanmış ürünlerde zararlı olan türler de vardır. Büyük bir kısmı yılda 1 nesil verir. Yılda 2-3 nesil veya 2-3 yılda 1 nesil veren türler de vardır.

Bozkurt (Agrotis spp., Lepidoptera: Noctuidae)

Sebzelerde zarar yapan birden fazla Agrotis türü mevcuttur. Erginlerin kanat açıklığı 3-4 cm'yi bulur. Ön kanatları üzerinde çeşitli şekil ve büyüklüklerde lekeler mevcuttur. Kışı olgun larva döneminde toprakta geçirirler ilkbaharda pupa olur ve Mayıs aylarında ergin çıkışları başlar. Kelebekler yumurtalarını bitki üzerine veya toprağa tek tek koyarlar. Bir dişi 1500-1800 kadar yumurta koyabilir. Yumurtadan çıkan larvalar gündüzleri toprak içinde, bitki diplerinde kıvrık vaziyette durur ve geceleri toprak yüzeyine çıkarak bitkilerde beslenirler. Larvalar özellikle genç fideleri kök boğazına yakın kısımdan keserek zararlı olurlar. Olgun larva yakalaşik 4 cm boydadır. Yılda 3-4 döl verebilir. Hemen hemen bütün sebzelerde zararlı olur, bazen yeniden dikimi gerektirebilirler.

Mücadelesi: Sebzelerin hasadından sonra sonbaharda toprak işlemesi yararlı olur. Kimyasal mücadele tohum ilaçlaması ve zehirli yem uygulaması şeklinde olabilir.

Sebzelerde Pamuk Yaprak Kurdu (Spodoptera littoralis, Lepidoptera: Noctuidae)

Ergin kelebekler 4-5 cm kanat açıklığına sahiptir. Larvalar genç iken açık yeşil, sonraları koyu kahverengi-siyahimsi renktedir. Olgun larva 4-5 cm boydadır. Değişik dönemlerde kışlayabilir. Bir dişi 200-300'lük gruplar halinde yaklaşık 1200 yumurta bırakabilir.

Pamuğun hasadından sonra sebzelere geçer. Bu nedenle Eylül ayından itibaren sebzenin önemli zararlısı durumuna gelir. Birçok sebzede yaprak, çiçek ve meyvelerde beslenerek zararlı olur. Genç larvalar bitkide hep beraber beslenir, daha sonra ise yaprakların alt yüzünde beslenmek üzere dağılırlar. Pamuk, bamya, patlıcan, domates ve biber gibi birçok sebzede zararlı olabilirler.

Mücadelesi: ilaçlı mücadele uygun bir preparat ile özellikle larvalar genç ve toplu halde beslenirken yapılırsa iyi sonuç alınır. Gerektiğinde birden fazla ilaçlama yapılır.

Doğu Meyve Güvesi (Cydia molesta, Lepidoptera: Tortricidae)

Ergin kelebekler 1-1.5 cm kanat açikliğmdadir. Olgun larvalar pembemsi renkte 1-1.5 cm boydadır, önemli bir şeftali zararhsidir. Ayrıca ayva, muşmula, elma ve armutta da zararlıdır.

Kışı olgun tırtıl olarak ağaçların çatlak, yarık ve kabuk altlarında geçiririler. ilkbaharda önce pupa, sonra ergin olurlar, ilk döl yumurtalarını yaprak ve sürgünlere koyarlar. Çıkan larvalar şeftali sürgünlerinin uç kısmından içeri girer ve 5-7 cm'lik uzunlukta bir galeri açarak sürgünün kurumasına neden olurlar. İkinci döl zararını meyvelerde yapar. Tırtıllar meyvenin sapına yakın yerden meyveye girer ve etli kısımda beslenirler. Olgunlaşan larva meyveyi terkeder. Bir dişi 50 yumurta koyabilir. Yılda 4-5 döl verebilir.

Mücadele: ilk dölde zarar görmüş sürgünler budanarak imha edilir. Zararlı meyve depolarında kişlayabildiğinden depolar bahçelerden uzakta olmalıdır İlaçlı mücadele eğer gerekiyorsa sürgünlere ilk giriş tespit edildiğinde ve ikinci döl larvaları meyvelere girmeden yapılır.

Elma İç Kurdu (Cydia pomonella, Lepidoptera: Torthricidae)

Ergin kanat açıklığı 1.5-2 cm, ön kanatlar kahverengimsi gri, uçta bakır renkte lekelere sahiptir. Olgun larva 1.5-2 cm boyda ve pembemsi renktedir. Ülkemizde ve bütün dünyada oldukça yaygın önemli bir zararlıdır. Başta elma olmak üzere armut, ayva, şeftali, erik, kayısı ve ceviz gibi bitkilerde zararlıdır.

Kışı olgun larva olarak ağaç gövdelerinin çatlak ve yarıklarında geçirirler. İlkbaharda önce pupa sonra ise ergin olur. Ergin çıkışları Nisan ortalarından Temmuz ortalarına kadar devam eder. Erginler yumurtalarını yaprak ve meyvelere bırakır. Bir dişi 80 yumurta bırakabilir. Çıkan larvalar sapa yakın kısımdan meyveye girer ve çekirdek evine doğru galeriler açarak beslenirler. Olgunlaşan larva meyveden bir delik açar ve kendini bir ağ ile aşağı doğru sarkıtır. Toprakta veya ağaç gövdesi üzerinde pupa, daha sonra da ergin olur. İkinci döl erginleri yumurtalarını meyvelere koyar ve çıkan tırtıllar aynı şekilde zarar yaparlar.

Meyvelerin kurtlanıp dökülmesine, pazar değerini yitirmesine neden olurlar. Zarar bazen %100 'e ulaşabilir.

Mücadelesi: Kurtlu meyveler toplanıp imha edilmelidir. Haziran ayı başlarında ağaç gövdelerine oluklu mukavva sarılıp burada toplanan larvalar haftalık kontrollerle imha edilir. Kimyasal mücadele zamanı feromon tuzakları yardımı ile ergin çıkışları izlenerek, larvalar meyveye girmeden önce yapılır.

Salkım Güvesi (Lobesia botrana, Lepidoptera: Torthricidae)

Erginler gri renkli, kanat açıklığı 1-1.5 cm dir. Olgun tırtıl sarımsı yeşil ve yaklaşık 1 cm boydadır. Polifag bir zararlı olmakla beraber asıl zararı bağlardadır.

Kışı pupa halinde omcalarm üzerinde geçirir. Nisan ortalarından itibaren erginler görülür. Yumurtalarını çiçek, sap ve tomurcuklan arasına koyarlar. Çıkan tırtıllar tomurcuk ve çiçekler içerisine girerek burada beslenir. Bunlardan meydana gelen erginler yumurtalarını koruklar üzerine koyarlar. Çıkan larvalar daneler içine girerek beslenirler. Olgunlaşan larvalar koruk sapları arasında pupa olurlar. Çıkan erginler salkımlardaki olgun danelerde zarar yaparlar. Bir tırtıl birden fazla daneyi tahrip edebilir. Ülkemizde 3 döl vermektedir. Çiçek ve salkımların tahrip edilmesi sonucu verim düşmekte, ürünün pazar değeri azalmaktadır.

Mücadelesi: Omcayi askıya almak, havadar tutmak ve yabancı ot temizliği tavsiye edilir, ilaçlı mücadele zamanına ergin uçuşları izlenerek karar verilir. Bu amaçla feromon tuzakları kullanılır. Döl sayısına göre 2 veya 3 ilaçlama yapılır.

Mısır Kurdu (Ostrinia nubilalis, Lepidoptera: Pyralidae)

Kelebeklerin kanat açıklığı 2-3 cm olup sarımsı veya sarımsı kahverengi renktedirler. Olgun larvalar yaklaşık 2 cm boyda ve sarımsı renktedir. Kışı olgun larva döneminde tarlada kalmış saplar içinde geçirir. Erginler Mayıs ortalarından itibaren çıkar ve yumurtalarını bitkinin yaprakları üzerine kümeler halinde koyarlar. Bir dişi yaklaşık 200 yumurta koyabilmektedir. Larvalar kök hariç bitkinin bütün organlarında zarar yapmaktadır. Gövde, koçan ve erkek organda galeriler acarlar. Gövde ve koçan zarar sonucu kırılabilir. Açılan galerilerde saprofitik mantarlar gelişir.

Bu zararlı yılda 2-3 döl verebilir. Başta mısır olmak üzere 200'den fazla bitki türünde zarar yapmaktadır. Oldukça yaygındır.

Mücadelesi: Tarladaki bitki artıkları toplanıp imha edilmelidir, ilaçlı mücadeleye yumurtalar açıldıktan hemen sonra başlanmalı, 10-15 gün sonra tekrar edilmelidir.

Sebzelerde Yeşil Kurt (Heliothis armigera, Lepidoptera: Noctuidae)

Erginler 3-4 cm kanat açıklığında, kahverengimsi renktedir. Olgun larva 4-5 cm boyda olup üzerinde yeşil, kahverengi ve sarı renkte bantlar bulunur. Kışı toprakta pupa döneminde geçirir. Nisan-Mayis aylarında erginler çıkar. Yumurtalarını değişik bitki organlarına tek tek bırakır. Bir dişi 700-1500 yumurta bırakabilir. Yılda 3-5 döl verebilmektedir

Genç larvalar bir süre yapraklarda beslendikten sonra domates, biber, patlıcan ve bamya gibi bitkilerin meyvelerini delerek içine girer ve orada beslenirler. Larvalar yer değiştirerek birden fazla meyveyi tahrip edebilirler. Zarar gören meyvelerde saprofitik mantarlar gelişir. Oldukça polifak bir zararlıdır.

Mücadelesi. Bitkisel artıkların ve yabancı otların imhası yararlı olur. ilaçlı mücadele larvalar meyveye girmeden önce yapılmalıdır.

Kirtirtili (Lymantria dispar, Lepidoptera: Lymantridae)

Kelebeklerin kanat açıklığı 3-5 cm kadardır. Kışı geçirdikleri yumurta dönemi sarımsı tüylerle örtülüdür. Yumurtalarını ağaçların kalın gövdelerine genellikle tek bir küme halinde bırakırlar. Olgun larva 4-6 cm uzunlukta olup üzerinde mavi ve kırmızı renkli lekeler vardır.

Mayıs ayı başlarında yumurtadan çıkan larvalar yapraklarda beslenerek zararlı olurlar. Temmuz ayı başlarından itibaren ağaçların kalın gövdeleri üzerinde önce pupa, daha sonra da ergin olur ve yumurtalarını bırakırlar. Yılda 1 döl vermekte olan bu zararlı oldukça pof/fagtir. Yüzlerce bitki türünde beslenebilir. Özellikle salgın yaptıkları yıllarda ağaçları yapraksız bırakabilirler.

Mücadelesi: Yumurta kümeleri toplanarak imha edilebilir. İlaçlı mücadele Mayıs ayı başında larvalar henüz genç iken yapılmalıdır.

TAKIM: DİPTERA (İki kanatlılar)

Bu böcekler sinekler veya iki kanatlılar olarak bilinirler. Sadece bir çift kanat vardır. İkinci çift kanatlar ufalmiş ve halter adını almıştır. Bir çift kanat zar şeklindedir ve mesothoraks'tan çıkar. Kanatsız türleri de vardır. Ağız yapıları sokucu emicidir. Bazı türlerde ağız yalayıcı olabilir, pek az türde ise ağız parçaları gelişmemiştir. Holometobol başkalaşım görülür. Çoğunlukla küçük ve yumuşak vücutlu böceklerdir. Bazı türler oldukça küçük yapıdadır. Ekonomik öneme haiz pek çok tür içeren bir takımdır.

Bitkilerde zarar yapan önemli türler başlıca Cecidomyiidae, Chloropidae, Tephritidae, Anthomiidae familyalarında yer alır.

Akdeniz Meyve Sineği (Ceratitis capitata, Diptera: Tephritidae)

Erginleri sanmsi-kahverengi ve 0.5 cm boyundadır. Kışı toprakta pupa veya meyve içinde beslenmeye devam ederek larva döneminde geçirir. Polifag bir zararlıdır. Kayısı, şeftali, incir ve turunçgiller birinci derecede tercih ettiği konukculardir. Bunun yanında diğer pekçok meyvelerde de zararlı olabilmektedir. Ülkemizde Akdeniz ve Batı Anadolu 'da yaygındır, ilkbahar da ve yaz başında görülen erginler yumurtalarını henüz olgunlaşmamış meyvelerin kabuğu altına koyar. Her meyve 2-10 arasında yumurta bırakırlar. Toplam yumurta sayısı 800 'e erişebilir. Zarar yumurtadan çıkan larvaların meyvenin etli kısmında beslenmesi ve burada bir yumuşama, çöküntü meydana gelmesi ve kurtlu meyvelerin dökülmesi yoluyla olur. Meyvelerin zararlı ile bulaşık olması ithale mani bir unsurdur. Zararlı yılda 7-8 döl verebilmektedir.

Mücadelede dökülen meyvelerin toplanıp imha edilmesi önerilir. İlaçlı mücadele ağaçlara yerleştirilen değişik tipteki tuzaklara gelen erginlere dayanarak yapılır, ilaçlamalarda ilaç içerisine cezbediciler karıştırılır ve kısmi ilaçlama yapılır.

Kiraz Sineği (Rhagoletis cerasi, Diptera: Tephritidae)

Ergin boyu 3-5 mm dir. Konukçulan kiraz ve vişnedir. Kışı toprakta pupa olarak geçirir. İlkbaharda nisan sonu mayıs başlarında erginler çıkmaya başlar. Genellikle meyvenin sapa yakın kısımlarına, kabuk altına yumurta koyarlar. Çıkan larvalar meyvenin etli kısmında beslenirler. Larvanın beslendiği kısım yumuşar ve kahverengileşir. Kurtlu meyveler erken olgunlaşır, dökülür ve çürürler. Kurtlanma meyvelerin pazar değerini düşürür. Yılda 1 döl vermektedir.

Mücadelede derin toprak işleme, kurtlu meyvelerin toplanıp imha edilmesi, erkenci ve dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi yanında ilaçlama yoluyla yapılmaktadır, ilaçlı mücadelenin zamanı tuzaklar yardımıyla ergin çıkışı izlenerek saptanır. Gerektiğinde birden fazla ilaçlama yapılabilir. Ayrıca ilaçlama zamanının saptanmasında meyvelere ben düşmesi pratik bir yöntem olarak kullanılır.

Aynı familyadan Zeytin sineği (Dacus o/eae) zeytinlerin önemli bir zararlısı olup, özellikle meyvelerin kurtlanıp dökülmesine neden olmaktadır,

TAKIM: HYMENOPTERA (Zar kanatlılar)

Türkçe zar kanatlılar veya arılar olarak bilinen bu takım fazla sayıda türe sahiptir. Zararlı böceklerin asalak ve avcılarını ve bitkilerin döllenmesinde önemli olan arılar gibi böcekleri içermesi nedeniyle en yararlı böcek takımı olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte zararlı bazı böcek türleri de bu takım içinde yeralir. Zar şeklinde iki çift kanat genellikle mevcuttur. Arka kanatlar daha küçük, damarlar belirgin ve bazı türlerde azalmıştır. Ağız parçalar yalayıcı emici, bazen kemiricidir. Holometabol başkalaşım gösterirler. Dişinin abdomen sonunda genellikle bir ovipozitör vardır, bu organ bazı böceklerde sokucu iğne halini almıştır. Anten segmenti sayısı 10 veya daha fazla, tarsus genellikle 5 segmentlidir. Symphyta alt takımında abdomen ve thorax bir birine geniş olarak bağlanır ve larvalar yalancı tırtıl şeklindedir. Bu alt takıma giren türler genellikle bitki zararlısıdırlar. Apocrita alt takımında abdomenin ilk segmenti thorax 'la kaynaşmış ve bu segmentin geri kalan kısmı sap şeklinde uzamıştır. Larvalar genellikle bacaksız kurt şeklindedir. Bazıları asalak ve avcı, bir çoğu da herbivordur.

Bitkilerde zararlı önemli türler başlıca; Pamphilidae, Argidae, Cimbicidae, Tenthredinidae, Siricidae, Cephidae, Diprionidae familyaları (Symphyta alt takımı) içinde yer alırlar.

Meyve Testereli Arıları (Haplocampa spp., Hymenoptera:Tenthredinidae)

Türler arası bazı morfolojik farklılıklar bulunmasına rağmen ergin boyu genellikle 4-7 mm, genel renkleri ise kahverengi-siyah olan böceklerdir. Larvalar sarımtırak renkli, yaklaşık 1 cm boyda ve yalancı tırtıl tipindedir.

Kışı toprakta larva döneminde geçirirler. Erginler ağaçları n çiçek açmaya başlaması ile beraber ortaya çıkarlar. Dişi testere şeklindeki ovipozitörü ile çiçek kaidesi veya topraklara yumurta bırakırlar. Çıkan larvalar çanak yaprakların dibine yönelir ve çiçek tablasının çevresinde, epidermis altında yüzeysel bir galeri açmaya başlar. Sonra merkeze yönelir ve çekirdekleri yer. İleri dönemlerde çiçek tablasından çıkarak meyvelere girerler. Bir larva birden çok meyvede zarara neden olabilir. Genellikle zarar sonucu meyveler erken dönemde iken dökülürler. Larvanın meyveleri terketmek için açtığı delik ve dışkılar siyah renktedir. Yılda 1 döl verirler.

Mücadelesi: Kışın bahçede toprak işlemesi tavsiye edilir. Kimyasal mücadele şekli yumurtaların açılma döneminde yapılır.

3.2. Bitki zararlısı akarlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Akarlar Arthropoda (eklembacaklılar) Şubesinin Arachnida sınıfının Acarina takımı içinde yer alırlar. Akarların bugüne kadar 30.000'in üzerinde türü tanımlanmış olup daha yarım milyon türünün daha olduğu tahmin edilmektedir.

Akarlar genellikle oval, 1 mm 'den daha küçük kanatsız ve antensiz arthropod'lardir. Vücut genellikle 2 kısımdan ibarettir. Baş ve ön 2 çift bacağın olduğu kışıma Pterosoma, arkadaki 2 çift bacak ve abdomenin olduğu kışıma Hysterysoma denir.Yalancı baş olarak nitelenen Gnathosoma'da 1 çift chelicera ve 1 çift pedipalp vardır. Akarlar ergin dönemde genellikle 4 çift bacağa sahiptirler. Bunun istisnası Eriophyidae familyasında görülür. Bu familya daima 2 çift bacağa sahiptir. Yumurtadan yeni çıkan akar larva olarak anılır ve 3 çift bacağa sahiptir. Sonra protonymph, deutonymph ve bazı türlerde tritonymph dönemlerini geçirirler ve bu dönemlerde 4 çift bacağa sahiptirler Akarların çoğunluğu erkek ve dişi bireylerden meydana gelmiştir. Ancak parthenogenetik çoğalmaya da sıkça rastlanır.

Akarlar beslenme bakımından büyük farklılıklar gösterirler. Karada ve suda yaşayanları vardır. Birçoğu parazit olduğu gibi bazıları da toprak ve organik artıklarda beslenmektedir. Bazıları predatör bazıları ise aynştincidir.

Parazit olanların bir kısmı ise insan ve hayvanlar üzerinde hem beslenerek hem de bazı hastalıkları naklederek zararlı olmaktadır. Asıl önemli zararı ise bitkiler üzerinde beslenen türleri meydana getirmektedir. Bunlar bitki öz suyunu emerek ve bu esnada bitkide urlar ve çeşitli deformasyonlar meydana getirerek zararlı olmaktadırlar.

Akarlar 3 grup halinde incelenmektedir.

  • 1. Grup. Opilioacariformes
  • 2. Grup. Parasitiformes : Hayvanlarda parazit olarak yaşayan keneler bu grupta yerahrlar. Keneleri içine alan lxodidae ve Argasidae familyaları Zootekni bakımından önemli zararlılardır.
  • 3. Grup. Acariformes

Alt takım: Prostigmata

Familya: Tetranychidae

Bu akarlar kırmızı örümcekler olarak bilinirler. Bitki zararlısı akarların çoğu bu familyada yeralir. Tarla, bahçe ve seralarda bitki yaprakları veya meyvelerinde beslenirler. Yumurtalarını bitkiye koyarlar. 4-5 günde açılan yumurtadan sonra 4 dönem geçirir ve 3-4 hafta içinde ergin olurlar. Kışı çoğunlukla yumurta döneminde geçirirler: Genellikle oval ve 0.3-0.5 mm boyda ve değişik renklerde olabilirler.

Bu familya bitkilerde önemli oranda zarara neden olan pek çok türü içine almaktadır. En tanınmış türleri; Bryobia rubrioculus (Meyve kahverengi akarı), Panonchus ulmi (Avrupa kırmızı örümceği), P. citri (Turunçgil kırmızı örümceği), Tetranchus urticae (iki noktalı kırmızı örümcek), T. viennensis (Akdiken akarı), T. cinnabarinus (Pamuk kırmızı örümceği), T. türkestani (Türkistan kırmızı örümceği) 'dir.

Bu türler bitki özsuyunu emerek zararlı olurlar. Beslendikleri yerlerde noktalar halinde renk açılmaları olur. Kısa sürede döl vermeleri nedeniyle yüksek populasyonlar meydana getirebilirler. Tetranychus türleri beslenirken ince ağlar örerler. Bunlarla mücadelede çeşitli kültürel tedbirlerin alınması dışında, kışın tomurcuklar patlamadan 20 gün önce kışlık ilaçlar kullanılabilir. Yaz mücadelesinde ise çiçek taç yaprakları tamamen döküldükten sonra başlanmalıdır.

Gereksiz ilaçlamalardan kaçınılmalı, yoğunluk ekonomik zarar eşiğini geçtiğinde mücadele yapılmalıdır.

Familya: Eriophyidae

İğ şeklinde, 0.1-0.2 mm boyda, 2 çift bacağa sahip çok küçük akarlardır. Bazıları beslenirken gal oluşturabilmektedir.

En önemli türleri Phyllocoptruta oleivora (Pas böcüsü), Phytoptus avellanae (Fındık kozalak akarı) ve Eriophes vitis (Bağ yaprak uyuzu) dir. Birinci tür turunçgillerin, ikincisi fındığın ve üçüncüsü ise bağların önemli zararlisidir.

Phyllocoptruta oleivora yılda 30'dan fazla döl verir. Yeşil turunçgil meyve ve yapraklarını beslenmek için tercih ederler. Yapraklarda ve meyvelerde sararma, solgunluk ve kırmızımsı mor lekeler meydana gelir. Meyve kabuğu kalınlaşır ve farklı renkler alır. Meyveler küçük kalır. Bu zararlıya karşı kış ve yaz ilaçlaması yanında kültürel tedbirler alınır.

Phytoptus avellanae fındıkta iri ve küt, pembe renkli tomurcuklar meydana getirir. Meyve ve sürgün gözlerini tahrip ederler. Gal halini almış gözlere kozalak denir. Bu akar Nisan-Mayis aylarında kozalaklardan çıkarak yeni gözlere geçer. Bu göçün yapıldığı zaman mücadele yapılmalıdır. Ayrıca kozalaklar toplanarak imha edilir.

Eriophyes vitis asmalarda yaprağın alt yüzünde beslenerek çukur şeklinde simptomlar meydana getirir. Yaprağın üstünde ise kabarcıklar görülür. Bu çukurcuklar zamanla kahverengi bir renk alırlar. Akar yoğun olduğunda bu urlar artar ve yaprak kurur. Ayrıca çiçekte de zarar yapabilmektedir, ilkbaharda gözler uyandıktan sonra ilaçlı mücadele yapılır. Ancak bağ küllemesine karşı kullanılan kükürt bu akara karşı da etkili olmaktadır.

3.3. Bitki zararlisi nematotlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Nematotlar hayvanlar aleminde Vermes alt alemi Nematoda Şubesinden olup görünüşte solucanlara benzerler fakat taksonomik olarak gerçek solucanlardan tamamen farklıdırlar .Binlerce nematot türünün çoğu tatlı veya tuzlu sularda serbest olarak veya toprakta ve mikroskobik bitki ve hayvanlar üzerinde beslenerek yaşarlar. Birçok nematot türü ise insan ve hayvanlarda parazit olarak yaşar ve çeşitli hastalıklara neden olurlar. Bununla beraber birkaç yüz türün ise canlı bitkiler üzerinde beslendiği ve çeşitli bitki hastalıklarına neden olduğu bilinmektedir.

3.3.1 Bitki Paraziti Nematotlarm Özellikleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Morfoloji ve Anatomi

Bitki paraziti nematodlar küçük (300-1000 µm) olmakla birlikte 4 mm uzunluğa sahip olabilirler. Çapları ise 15-35 µm arasında değişir Çaplarının küçük olması onların çıplak gözle görülmelerine engel olur, fakat mikroskop altında kolaylıkla görülebilirler.Nematodlar genellikle iplik şeklinde ve enine kesitleri daire biçimindedir. Düz, segmentsiz ve bacak veya diğer uzantıları bulunmaz. Bununla birlikte bazı türlerin dişileri ergin dönemde şişer ve armut veya küremsi şekil alır . Nematotlar vücut boşluğu olmayan, segmentsiz , bilateral canlılardır.

Nematot vücudu az veya çok şeffaftır. Genellikle birbirine paralel küçük çizgiler veya diğer işaretler bulunan renksiz bir kutikula ile kaplanmışlardır. Bir nematot müteakip larva dönemlerine geçtikçe kutikulasmi değiştirir. Kutikula canlı hücrelerden ibaret olan hypodermis tarafından meydana getirilir. Hypodermis boyuna kasları 4 banda ayırarak 4 kordon şeklinde uzanır. Bu kaslar nematodun hareketini sağlar. Ağızda .sindirim ve üreme sistemi boyunca ilave kaslar mevcuttur.

Vücut boşluğu dolaşım ve solunumun gerçekleştiği bir sıvı içerir. Sindirim sistemi oesophagus, intestin, rectum ve anüs' e uzanan boş bir tüp şeklindedir. Ağız etrafında dizilmiş genellikle 6 dudak vardır. Bütün bitki paraziti nematotlar bir stylet boşluğuna veya bitki hücrelerini delmeye yarayan bir iğneye sahiptir.

Üreme sistemi iyi gelişmiştir. Dişi nematotlar bir veya iki ovary ' ye sahiptir. Bunu bir oviduct ve vulvada son bulan uterus izler. Erkek üreme organları dişininkine benzerdir, fakat bir testis, seminal vesicle ve genelde sonda bir intestine açıklığı vardır. Erkekte aynı zamanda bir çiftleşme organı (spicule) vardır. Nematotlarda üreme yumurta vasıtasıyla seksüel, hermaphroditik veya parthenogenetik olarak gerçekleşir. Çoğu türlerin erkekleri yoktur.

3.3.2. Bitki Paraziti Nematotların Hayat Devreleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bitki paraziti nematotlarm çoğunun hayat devreleri genelde tamamen birbirine benzerdir. Yumurtadan larva çıkar ve larvanın görünüş ve yapısı genellikle ergin nematoda benzer. Larva büyür ve herbir larva dönemi bir deri değiştirmeyle son bulur. Bütün nematotlar 4 larva dönemine sahiptir ve ilk deri genellikle yumurta içinde değiştirilir. Son deri değiştirilinceye kadar erkek ve dişi nematotlarm gelişmeleri aynı şekilde devam eder. Son deri değiştirilince erkek ve dişi olarak ortaya çıkar. Daha sonra dişi, bir erkekle çiftleştikten sonra veya erkek yoksa parthenogenetik olarak fertil yumurtalar meydana getirir veya spermi kendisi üretebilir.

Yumurtadan yumurtaya kadar geçen hayat devri optimum çevre koşullarında (özellikle optimum sıcaklıklarda) 3 veya 4 hafta içinde tamamlanabilir, fakat daha düşük sıcaklıklarda bu süre uzayabilir. Bazı Nematot türlerinde bir veya ikici larva dönemleri bitkileri infekte edemez, beslenemez ve metabolizmalar için yumurta döneminde depolanmış enerjiyi kullanırlar. Bununla birlikte infektif dönemler meydana geldiğinde hassas bir konukçu üzerinde beslenmek zorundadırlar, aksi taktirde açlıktan ölürler Uygun konukçuların yokluğu bazı nematod türlerinde bütün bireylerin birkaç ay içinde ölümüne neden olur, fakat diğer bazı türlerde larva dönemleri kurur ve uyuşuk (quiescent) halde kalır veya yumurtalar dormant halde toprakta yıllarca canlılıklarını korurlar.

3.3.3. Bitki Paraziti Nematotlarm Ekoloji ve Yayılışı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Hemen hemen bütün bitki paraziti nematotlar hayatlarının bir kısmını toprakta geçirirler. Toprakta serbest olarak yaşayanların çoğu bitki köklerinde ve toprakalti organlarda yüzeysel olarak beslenirler. Bununla birlikte sabit olarak beslenen parazit nematotlarda dahi, yumurtalar, preparazit larva dönemleri ve erkekler hayatlarının bir kısmında veya tamamında toprakta bulunurlar.Toprak sıcaklığı, nem ve havalanma nematotlann yaşamı ve topraktaki hareketi üzerine etki eder. Nematotlar en fazla toprağın 0-15 cm derinliğinde bulunurlar, bununla birlikte işlenen toprakta nematotlarm dağılımı düzensizdir ve hassas bitkilerin kökleri civarında veya içinde en yüksek oranda bulunurlar. Bu bitkiler bazen hayli derinlere ( 30-150 cm ve daha fazla) uzanabilirler.

Nematotlarm konukçu bitkinin kök bölgesinde yoğunlaşması, aslında onların uygun konukçu üzerinde daha hızlı üremesine ve hatta rhizosphere salgılanan maddeler tarafından cezbedilmelerine bağlıdır. Bu unsurlara bazı türlerin yumurtalarının açılışını önemli oranda artıran ve köklerden civardaki toprak içine salgılanan maddelerin etkisini de ilave etmek gerekir. Bununla birlikte, çoğu nematot yumurtaları herhangi bir özel uyarımın yokluğunda suyla karşılaştıkları zaman serbestçe açılırlar.

Nematotlar toprak içinde kendi güçleriyle çok yavaş yayılırlar. Bir nematodun katedeceği mesafe bir mevsim için muhtemelen 1 metreyi geçemez . Nematodlar topraktaki gözenekler ince bir su tabakasıyla kaplı olduğunda kuru topraktakinden daha hızlı hareket ederler. Nematotlar kendi hareketlerine ilave olarak toprak partiküllerini taşıyan ve hareket eden herhangi bir şeyle kolaylıkla taşınabilirler. Çiftlik ekipmanı, sulama sel ve drenaj suları, hayvan ayakları ve toz fırtınaları nematotlann belirli bölgelere taşınmasına neden olurlar.

Nematotlar daha uzun mesafelere başlıca tarımsal ürünler ve fidanlarla taşınırlar. Bitkilerin topraküstü organlarında zararlı az sayıdaki nematot türü yukarıda belirtilen şekilde toprak vasıtasıyla taşınmaz. Bunlar aynı zamanda yağan yağmur tarafından sıçratılarak veya suyun akışı yönünde veya ıslak bitki sapları veya yaprak üzerine kendi güçleriyle çıkarak ta taşınabilir. Yayılma bulaşık bitkinin yakınındaki sağlıklı bitkiye teması ile de olabilir.

Aphelenchoididae familyasının üç cinsi; Aphelenchoides (tomurcuk ve yaprak), Bursaphelenchus (çam solgunluk nematodlan) Rhadinaaphelenchus (hindistancevizi kırmızı halka nematodu) çok nadir durumda toprakta bulunabilirler. Onlar bunun yerine enfekte ettikleri bitkinin dokularında ve son iki tür ise vektörleri olan böceklerde yaşarlar.

3.3.4. Bitki Paraziti Nematotların Sınıflandırılması
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bütün bitki paraziti nematotlar Nematoda şubesine bağlıdırlar. Bitkilerde zararlı olan önemli türleri içeren cinslerin çoğu Tylenchida, birkaç tanesi ise Dorylamidae takımında yer almaktadır.

  • SINIF : NEMATODA
  • Takım : Tylenchida

Alt Takım : Tylenchina

Üst Familya : Tylenchidea

  • Cinsi : Anguina buğday veya tohum gal nematodu Ditylenchus, yonca, soğan, nergis vs. yumru veya sap nematodu.
  • Fam: Tylenchorhynchidae
  • Cins : Tylenchorynchus, tütün, mısır, pamuk vs, bodurluk nematodları
  • Fam : Pratylenchidae
  • Cins : Pratylenchus, hemen bütün bitkisel ürün ve ağaçlarda zararlı lezyon (çürüklük) nematodlan. Radopholus, muz, narenciye ,kahve, şekerkamışı oyucu nematodları
  • Fam: Hoplolaimus, mısır, şekerkamışı,pamuk, yonca vs. mızrak nematodu
  • Rotylenchus: çeşitli bitkilerde zararlı spiral nematodlan Helicotylenchus: çeşitli bitkilerde zararlı spiral nematodlan Fam : Belonolaimus, hububat, baklagil kabakgiller vs. sokucu nematodu

Üst Fam: Heteroderidae

  • Cins: Globodera, patates şist nematodu Heterodera, tütün, soya, şekerpancarı Meloidogyne, hemen bütün bitkisel ürünlerde zararlı kök ur nematodları
  • Fam: Nacobbidae
  • Cins: Nacobbus, sahte kök ur nematodu
  • Rotylenchulus, pamuk, papatya, çay, domates vs. böbrek nematodları

Üst Fam: Criconematoidea

  • Fam: Criconematidae
  • Cins:Criconema, odunsu bitkilerin halka (helezon) nematodllan Hemicychiophora, çeşitli bitkilerde zararlı kama nematodlan
  • Fam: Paratylenchidae
  • Cins: Tylenchulus, narenciye, üzüm, zeytin, leylak vs. de zararlı narenciye nematodları

Alt Takım: Aphelenchina

Üst Fam: Aphelenchoidea

Fam: Aphelenchoididae

Cins: Aphelenchoides, krizantem, çilek, begonya, çeltik, hindistancevizi vs. yaprak nematodu Bursaphelenchus, çam odun nematodu

Takım : Dorylamida

Cins: Longidorus, bazı bitkilerde zararlı iğne nematodu

Xiphinema, ağaçlarda birçok tek yıllık bitkide, asmalarda zararlı kama nematotları

Fam: Trichodoridae

Cins: Paratrichodorus, hububat, sebze, elmalarda zararlı bodurluk nematotları

Trichodorus: Şekerpancarı, patates, elma bodurluk nematotlan

Bitkilerde zararlı nematotlan yaşam yerlerine göre ektoparazit; yani normal olarak bitki dokusuna girmeyen fakat kökün yüzeye yakın hücrelerinde beslenenler veya endoparazit yani konukçuya giren ve içinde beslenenler olarak ayrılabilir. Nematotlar her iki beslenme şeklinde de hareketli veya hareketsiz olabilirler. Bu durumda sabit kalmaksızın toprakta serbest olarak yaşar ve bitki üzerinde beslenirler veya bitki içinde aşağı yukarı hareket ederler veya kök içine bir kez girdikten sonra bir daha hareket etmeyecek şekilde sabit olabilirler. Ektoparazit nematotlardan halka nematotlan sabit, karma, bodur kök ve iğne nematotlan ise tamamen göçmendir. Endoparazit nematotlardan kökur, şist ve narenciye nematotlan tamamen sabit; çürüklük, sap ve yumru, oyucu, yaprak, bodurluk, mızrak ve spiral nematotlan ise bir dereceye kadar göçmendir. Bunlardan şist, mızrak ve spiral nematotlar en azından yaşamlarının bazı dönemlerinde bir dereceye kadar ektoparazittirler.

3.3.5.Nematotların Bitkilerde Meydana Getirdiği Simptomlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bitkilerin nematotlar tarafından saldırıya uğraması sonucu toprak üstü organlarda ve köklerde bazı Simptomlar ortaya çıkar . Kök simptomlan; kök urları veya saprofitik bakteri ve funguslarla bir arada bulunduğunda kök çürümeleri şeklinde ortaya çıkar.

Bu kök simptomlan genellikle bitkinin topraküstü organlarında ortaya çıkan karakteristik olmayan simptomlarla birlikte görülürler. Bunlar; büyümenin yavaşlaması, yaprakların sararması , besin elementleri noksanlığı simptomlan, sıcak veya kurak havalarda aşırı solgunluk, ürün azalması şeklinde ortaya çıkarlar.

Bazı nematod türleri köklerden ziyade bitkinin toprak üstü organlarını işgal ederler ve bunlar üzerinde gal çürüklük, ur, yaprak ve sapların kıvrılma ve bükülmesi ve çiçek organlarının anormal gelişmesi şeklinde simptomlara neden olurlar. Bazı nematotlar ise hububat veya otlaklarda zararlı olarak tohum yerine içi nematotla dolu galler meydana gelmesine neden olurlar.

3.3.6. Nematotlarm Zarar Şekilleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Nematotlarm beslenmesi esnasında oluşan doğrudan mekanik zarar oldukça azdır. Zararın çoğu nematot beslenirken bitkilere verdiği bir salgı tarafından meydana getirilir. Bazı nematotlar hızlı beslenirler. Hücre duvarını deler, hücreye salgıyı enjekte eder, hücre muhteviyatının bir kısmını emer ve birkaç saniye sonra yer değiştirirler. Bazıları ise daha yavaş beslenir ve aynı yerde birkaç saat veya gün kalabilirler. Bunlar kök üzerinde veya içinde yerleşmiş türlerin dişilerinde olduğu gibi, beslenirken zaman zaman durarak salgı enjekte ederler.

Beslenme işlemi bitki hücrelerinin reaksiyonuna neden olur. Bunun sonucunda; kök uçları ve sürgünlerin ölümü veya canlılığın azalması, yara oluşumu ve doku, bozulması, çeşitli şekillerde gal ve urların oluşumu, sap ve yaprakların buruşma ve kıvrılması görülebilir. Bu belirtilerin bir kısmı, hücrelerin ölümü ve dokuların parçalanmasına neden olan nematot enzimleri dolayisiyle dokuların erimesiyle ortaya çıkar. Diğer bazılarında anormal hücre büyümesi (hypertrophy), hücre duvarlarına basınç veya hücre bölünmesinin kontrollü bir şekilde artması ve bunun sonucu gallerin oluşumu veya enfeksiyon noktasında veya yakınında fazla sayıda yan kök oluşumu görülebilir. Nematotlarca neden olunan bitki hastalık belirtileri ise karışıktır. Kökte beslenen nematotlar sık sık topraktan su ve besin elementi alımını azaltırlar ve böylece topraküstü aksamda su ve besin noksanlığı belirtilerinin oluşmasına neden olurlar. Bununla birlikte bazı durumlarda, bitkinin bütün fizyolojini bozan neden nematot ve bitki arasındaki biyokimyasal ilişkilerdir. Bitkilerde hastalık meydana getiren diğer patojenlere giriş yeri temin etmede de nemetotlar önemli rol oynarlar. Nematotlarm bitkide beslenerek ve mekanik yol ile verdiği zarar genellikle daha az öneme sahiptir, fakat yüksek popülasyonlarda bu zarar önemli hale gelebilir.

3.3.7. Nematotlarla Mücadele
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Nematotlarla etkili bir şekilde mücadele etmeyi sağlayan çeşitli yöntemler vardır. Bununla beraber ürünün tipi ve piyasa değeri gibi faktörler bazı durumlarda onların uygulanabilme imkanını sınırlar. Nematotlarla mücadelede dört genel tip yöntem uygulanmaktadır; Bunlar kültürel yöntemlerle mücadele, dayanıklı çeşitler ve diğer biyolojik mücadele uygulamaları, ısı gibi fiziksel yöntemlerle mücadele ve kimyasal mücadele metotlarıdır. Pratikte nematotlarla mücadelede genellikle bu metotların bir kaçı birarada uygulanmaktadır.

3.3.8. Önemli Bitki Paraziti Nematotlar Kök-Ur Nematotlan (Meloidogyne)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Kök-ur nematotlan dünyanın her yerinde görülmekle birlikte; sıcak, ılıman iklimlerde, kışın kısa ve ılıman geçtiği yerlerde daha sık ve bol sayıda ortaya çıkarlar. Aynı zamanda sterilize toprak kullanılmadığında seralarda da her zaman görülebilir. Hemen tamamı kültür bitkisi olmak üzere 2000 den fazla bitki türüne saldırırlar.

Kök-ur nematotlan kök uçlarının büyümesini yavaşlatarak ve durdurarak veya aşırı köklenmeye neden olarak bitkiye zarar verirler. Bununla birlikte, esas olarak bitki besin elementlerinin alınmasına engel olan ve aynı zamanda birçok kök ve kök ürününün şeklini bozan ve pazar değerini azaltan urların oluşumuyla zararlı olurlar. Hassas bitkiler tohum döneminde saldırıya uğradığında kayıplar fazla olur ve ürünün tamamı tahrip olabilir. Daha yaşlı bitkilerin enfeksiyon ürün üzerinde önemsiz bir etkide bulunur veya önemli ölçüde azaltabilir.

Simptomlar: Topraküstü organlardaki simptomlar bitkinin su alımını azaltan diğer birçok kök hastalığı ve çevresel faktörlerinkine benzerdir. Enfekteli bitkilerde büyüme yavaşlar ve daha az, küçük, soluk yeşil veya ılık havalarda solma eğiliminde olan sarımsı yapraklar meydana gelir. Çiçek ve meyveler ya meydana gelmez yada cüceleşmiş ve düşük kalitelidirler. Bulaşık bitkilerin gelişimi yavaşlar ve nadiren gelişemeden ölürler.

Hastalığın en karakteristik belirtileri bitkinin toprakalti organlarında ortaya çıkar. Enfekteli kökler giriş yerinden şişer ve çapı sağlıklı bitki kökünkinden 2-3 kat şişkin olan tipik kökur galler meydana gelir. Münferit enfeksiyonlar kök boyunca yer alır ve gelişen galler pürüzlü, toplanmış bir kök görünümü meydana getirirler. Bu nematodun belirli türlerince enfekte edilmiş kökler, gallere ilave olarak bunların daha üst kısımlarından çıkan kısa yan kök dallarının yoğunlaşması ile çalı formunu alırlar. Bununla birlikte, genellikle enfekteli kökler daha küçük kalır ve çeşitli derecelerde çürüme gösterirler. Köklerin çürümesi özellikle sezon sonunda görülür. Yumrular ve diğer etli toprakalti organları saldırıya uğradığında, bunların yüzeyinde küçük şişler meydana gelir ve zamanla bunlar gelişir ve organların bükülmesine veya kabuklarının çatlamasına neden olabilir.

Mücadele : Kök-ur nematotlan seralarda toprağın buharla sterilizasyonu veya nematisid ile sterilizasyonu yoluyla iyi bir şekilde baskı altına alınabilir Tarlada en iyi mücadele kloropikrin metilbromid karışımı, metan sodyum veya metil isothiocyonate gibi kimyasallarla toprağın fümigasyonu yoluyla yapılmaktadır. Aldicarb, oxamyl ve fenamiphos gibi birkaç yeni nematisit de başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Bir sezon için bir uygulama tatmin edici sonuç vermektedir. Son yıllarda kök-ur nematotlarmin mücadelesinde toprağa granüler formda avermetins uygulanarak başarılı sonuçlar alınmaktadır ki bu maddeler Streptomyces avermitilis tarafından üretilen bir antibiyotiktir. Biyolojik mücadelede; bazı bitki paraziti nematotlarm obligat paraziti olan Bacillus (Pasteuria) penetrans'in sporlarıyla nematotla bulaşık toprağın muamelesi ile; Meloidogyne nematotlarm yumurtalarında parazit olan Doctylella oviparasitica fungusunun sporlarıyla enfekteli toprak veya fidelerin muamelesiyle ve bazı denemelerde vesicular-arbuscular funguslar Gigaspora ve Glomus'un sporlarıyla enfekteli toprak veya fidelerin muamelesi yoluyla yapılmaktadır. Birkaç ürün için sözkonusu olmak üzere dayanıklı varyeteler de kullanılmaktadır.

Şist Nematotları (Heterodera ve Globodera )

Şist nematotlan çoğunlukla dünyanın ılıman iklim bölgelerinde bitkilerde zarara neden olmaktadırlar. Şist nematotlarmin bazı türleri sadece birkaç çeşit bitkide zarar yapıp sınırlı coğrafi dağılıma sahipken, diğer bir kısmı fazla sayıda bitkide zararlıdır ve dağılım alanları da daha geniştir. Globodera rostochiensis özellikle patateste zararlı olmalarına rağmen aynı zamanda domates ve patlıcana'da zarar verirler. Diğer genel şist nematotlan ve onların en önemli konukçulan şunlar; Heterodera avenae hububatta ; H. glycines soya fasulyesinde; H. criciferae Cruciferlerde; H. schachtii şekerpancarı, Cruciferler ve ıspanakta; H. tabacum tütünde ve H. trifolii yonca'da zararlıdır. Şist nematodu enfeksiyonlarının teşhis özellikleri kökleri üzerinde şistlerin mevcudiyeti ve genellikle köklerin çoğalması ve sığ, saçaklı kök sisteminin meydana gelmesidir.

Şeker Pancarı Şist Nematodu (Heterodera schactii)

Şeker pancarı şist nematodu K. Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Avustralya'da şeker pancarının yetiştirildiği her yerde görülür ve şeker pancarı üretiminde en önemli zararlı nematot türüdür. Aynı zamanda ıspanak ve Crucifer'lerde görünmektedir. Şeker pancarı şist nematodu özellikle ılıman iklimlerde ve geç ekim yapılan yerlerde üründe % 25-50 veya daha fazla zarara neden olmaktadır. Kayıplar çoğulukla kök ağırlığının azalması ile ortaya çıkar. Fakat ılıman iklimlerde şeker içeriği de düşer ve genellikle Cercospora, Rhizoctonia ve Şeker pancarı virüsleri gibi patojenlerinin neden olduğu kayıpların artmasına neden olur. Bu nematodun enfeksiyonuna uğramış tarlalarda solgunluk , ölü genç bitkiler veya bodurlaşmiş daha yaşlı şeker pancarları görülür. Sonuncu şekil saç gibi fazla sayıda köke sahiptir. Küçük kahverengi veya beyaz dişi şist nematodu kök üzerine tutunmuş şekilde görülebilir. Kırmızı şekerpancarında mücadele nematotlann az çok inaktif oldukları sıcaklıklarda bitkinin mümkün olduğunca fazla gelişmesini sağlamak için erken ekime, bu nematodun konukçusu olmayan yonca, hububat veya patates gibi bitkilerle münavebeye ve DCP ile toprak fumigasyonuna dayanır. Henüz bu nematoda dayanıklı ticari öneme sahip bir varyete mevcut değildir.

3.4. Diğer hayvansal zararlılar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bitkilerde zarar yapan hayvanların büyük bir çoğunluğu böcekler, akarlar ve nematodlar grubunda yeralmaktadirlar. Ancak bunlar dışında bazı hayvansal zararlılar da vardır ki bunlar daha az ölçüde zararlıdırlar. Bu hayvanları Kemirgenler, Kuşlar, Halkalı Solucanlar ve Karmdanbacaklilar olarak ayırabiliriz.

3.4.1. Salyangoz ve Sümüklü Böcekler (Gastropoda)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Tatlı ve tuzlu sularda ve karada yaşayan türleri vardır. Vücutları segmentsiz ve yumuşak, ince ve etlimsidir. Bu sınıfa giren salyangozların sırtında kalkerden yapılmış bir kabuk bulunur. Bazılarında kabuk yoktur. Vücudun ventral kısmı genişçe ve ayak görevini yapar. Başta 2 çift duyarga vardır, ikinci çift görmeyi sağlarken, öndekiler dokunma görevi yapar. Ağız vücudun alt tarafmdadir. Ağzın dorsal kısmına çene, ventral kısmına Radula (dil) denir. Hermafrodittirler.

Nemli yerleri severler. Özellikle genç bitkiler başta olmak üzere pekçok tarla, bahçe ve sera bitkisine zarar verirler. Beslenirken düzensiz ve dişli yaralar açar, gezdikleri yerlerde sümüksü izler bırakırlar.

Bunlarla mücadelede toplayıp öldürmek ve yabancı ot temizliği gibi kültürel tedbirler önerilir. Kimyasal mücadele Metaldehit aktif maddeli ilaçlarla hazırlanmış yemlerle yapılır.

  • MOLLUSCA (Yumuşakçalar) (Şube)
  • GASTROPODA (Kanndanbacaklilar) (Sınıf) Fam: Helicidae (Salyangozlar)
  • Helix aspersa (Esmer salyangoz)
  • H. lucorum
  • H. pomatla (Bağ salyangozu)
  • H. pisana ( Beyaz salyongoz) Fam: Limacidae (Sümüklü böcekler)
  • Agriolimax subagrestis (Tarla sümüklü böceği)
  • Limax maximus
  • Deroceras reticulatum

3.4.2. Kemirgenler (Rodentia)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Memeliler sınıfına bağlı olan bu takım içerisinde sincaplar, sıçanlar ve tavşanlar yeralmaktadir. Bunlar içerisinde özellikle fareler gerek tarlada gerekse ürünlerin saklandığı depo ve ambarlarda zararlı olmaları nedeniyle önemlidirler.

Zararları bitkileri kemirip yemek suretiyle olmaktadır. Üreme güçleri yüksek olan bu canlılar bazen önemli sorunlar meydana getirirler.

Bunlarla mücadele avlamak, kapan kurmak ve zehirli yemlerle yapılır.

Rodentia (Kemirgenler) (Takım) FarrrSciuridae (Sincaplar) Fam:Muridae (Fare ve Sıçanlar)

Tür:C/te//us(=Spermophilus) xanthiprimmus (Tarla sincabı) Microtus günteri (Tarla faresi) M.agrestis (Tarla faresi) M.arvalis (Tarla faresi) Meriones blackleri (Avurtlak) Rattus rattus (Karakeme) R. alexandrinus (Mısır sıçanı) R. norvegius (Göçmen sıçanı) R. rattus frugvorus (Limon Sıçanı) Muş musculus (Fındık faresi) Fam: Spalacidae

Tür: Spa/ax manticola (kör fare) Fam: Talpidae

Talpa evropae

3.4.3. Kuşlar (Aves)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Karga, saksağan, alakarga, sığırcık, tarla serçesi gibi kuşlar sebze, meyve ve hububatlarda bazen önemli kayıplara neden olurlar.

Bunlarla mücadele avlama, korkuluk, ses çıkarma ve tarlaya parlak şeritler gererek yapılır.

AVES (KUŞLAR) (Sınıf)

Fam:Corvidae (Kargalar)

Corvus corax (Kuzgun) C. cornix (Leşkargasi) C . frugilegus (Tohum kargası) Coloeus monedula (Şehir kargası) Pica pica (Saksağan) Garullus glandarius (Alakarga) FamiStumidae (Sığırcıklar)

Sturnus vulgaris (Sığırcık) Pastor roseus (Alasiğircik)

Fam:Fringillidae (Serçegiller)

Passer montanus (Tarla serçesi)

P. domesticus (Adi serçe)

3.4.4. Halkalı Solucanlar (Annelida)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Toprak solucanları aslında toprağın organik yapısının düzeltilmesine katkıda bulunarak ve toprağı havalandırarak faydalı olan canlılardır. Ancak özellikle fideliklerde yoğun olarak bulunduklarında fideleri altüst edip, yerinden sökerek yeniden ekimi gerekli kılabilir ve bu şekilde zarar yapabilirler. En tanınmış türleri Lumbricis terrestris 'tir.

3.5. Bitki zararlıları ile mücadele
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

3.5.1. Bitki Zararlıları İle Savaşın Genel İlkeleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

A. Doğal Denge:

Doğadaki organizmalar birbirleri ile çok yönlü ilişkilere sahiptirler. Böcekler bu karmaşık yapı içerisinde tür sayıları itibariyle önemli bir yere sahiptir. Böcek türlerinden bazıları bitkilerde herhangi bir şekilde kayba neden olarak insanlar için zararlı konumda görülürken diğer pekçok böcek türü ise zararlı olan böcekleri kontrol altında tutarak faydalı böcekler olarak nitelenirler. Faydalı ve Zararlı böcekler doğada genel olarak denge halinde bir ilişkiye sahiptirler. Buna doğal denge denilir. Bu durumda zararlıların populasyonlan Ekonomik Zarar Eşiği'nin altındadır. Yani zararlı türün yoğunluğu mücadele yapmayı gerektirmeyecek bir seviyededir. Agroekosistemlere yapılan çeşitli müdahaleler genellikle faydalı böcekleri olumsuz etkileyerek zararlıların lehine olmaktadır. Doğal dengeyi bozan etkenler doğal afetler, kültür şeklinin değiştirilmesi, ormanların azalması, çayir-meralann azalması, uygun olmayan tarımsal savaş yöntemleri olarak sıralanabilir.

Mademki doğal dengenin bozulması zararlı böceklerle ilgili sorunları artırmaktadır, o halde zararlılarla savaşımın ilk basamağı doğal dengeyi muhafaza etmek olmalıdır.

B. Ekonomik Zarar Seviyesi ve Ekonomik Zarar Eşiği:

Herhangi bir zararlının ekonomik zarara neden olan en düşük populasyon yoğunluğuna Ekonomik Zarar Seviyesi (EZS) adı verilir. Zararlı populasyonlan bu seviyeye ulaşmadan önce gerekli önlemler alınmalıdır. Bu durumda savaşım ile elde edilecek yarar yapılan masraftan yüksek olacaktır. Ekonomik zarar seviyesine ulaşma ihtimali olmayan zararlılara karşı yapılacak savaş ise masraf, elde edilecek yarardan az olacağından önerilmez.

Herhangi bir zararlının artan populasyonu karşısında ekonomik zarar seviyesine ulaşmadan populasyonu düşürme girişimlerinin gerekli olduğu noktaya Ekonomik Zarar Eşiği (EZE) denilir. Kısaca belirtilecek olursa zararlıya karşı savaşın gerekli olduğu en düşük zararlı populasyonudur. Bu düzeyde mücadelede yapılacak masraf ile elde edilecek yarar birbirine eşittir. Zararlı populasyonlannm EZE civarında tutulmasıyla hem zararlı türün meydana getireceği zarar engellenmiş hem de faydalı böceklerin korunması sağlanmış olur.

EZS ve EZE bazı faktörlere bağlı olarak değişir. EZE zararlının türüne göre değişir. Zararlının yaptığı zararın şiddeti, şekli, zarar gören bitkisel organ, zararlının üreme gücü ve hızı, zararlının hastalık taşıyıp taşımaması gibi hususlar genelde böcek türlerine göre değişmektedir. Bu nedenle zararlının türü EZE 'ni etkilemektedir.

Kültür bitkisinin çeşidi ekonomik değerindeki farklılıktan dolayı EZE 'ni etkiler. Zarar gören ürünün kıymetli olması veya bazı ürünlerin ekonomik kıymete sahip organlarının zarar görmesi EZE 'nin o üründe düşük olmasına neden olur.

EZE bitkinin yaşına, mevsimlere, yıllara ve bölgelere bağlı olarak da değişir. Yine savaş yönteminin maliyeti, ürünün ekonomik değeri ve ürünün değerlendirilme şekli de EZE'ni etkilemektedir.

EZE, EZS ve Doğal denge birarada düşünüldüğünde zararlılar 4 gruba ayrılırlar.

  1. Ekonomik Zararlı Olmayan Türler: Bunların populasyon yoğunluğu sürekli EZE'nin altındadır. Bunlara karşı herhangi bir mücadeleye gerek yoktur.
  2. Nadiren Zararlı Olan Türler: Populasyonlan genelde EZE 'nin altındadır. Fakat nadiren de olsa bu düzeyin üzerine çıkarlar.
  3. Sürekli Zararlı Olan Türler: Populasyon yoğunlukları sık sık EZE 'nin üzerine çıkar. Bu nedenle sık olarak savaş uygulamalarına ihtiyaç duyarlar.
  4. Vahim Türler: Populasyonun genel denge düzeyi EZE 'nin üzerindedir. Bu nedenle populasyonu bu düzeyin altına düşürmek için sürekli ve yoğun olarak savaş yapılması gerekir.

C. Maliyet/Potansiyel Yarar Oranı:

Bir zararlıya karşı mücadele yapmadan önce maliyet/potansiyel yarar oranı gözden geçirilerek mücadele yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Bu oranda payda nekadar büyük olursa savaşın o kadar ekonomik ve kârlı olduğu ortaya çıkar.

D. Önceden Tahmin ve Erken Uyarı: Herhangi bir zararlıya karşı yapılacak mücadelenin başarısı büyük oranda mücadelenin zamanlamasına bağlıdır, Bazen ani gelişen zararlı sorunları karşısında yapılan mücadeleden istenilen sonuç elde edilemeyebilir. Bu nedenle zararlı sorunlarının önceden tahmin edilmesi büyük önem taşır. Önceden tahmin ve uyarı; zararlı populasyonunun değişiminde etkili olan tüm faktörleri değerlendirerek zararlının ekonomik zarar eşiğine ulaşıp ulaşamayacağını, eğer ulaşacaksa bunun zamanını tahmin ederek önceden uyarmaktır. Böylece savaşın başarısı artarken maliyet azalacak, ayrıca doğru, zamanında ve daha az sayıda uygulanan savaş ile doğal denge daha iyi korunacaktır. Önceden tahmin çalışmalarında;

  • Yıllarca sürdürülecek sayımlar ile zararlı populasyonundaki sayısal değişmeler,
  • Farklı fiziksel ve biyotik şartlarda zararlının biyolojik gelişme, davranış ve beslenme durumundaki değişimler,
  • Fiziksel şartların ve özellikle iklim faktörlerinin zararlı üzerine olan etkilerinin belirlenmesi gibi konular üzerinde durulur,

Önceden tahmin ve erken uyarı çalışmalarında 4 ayrı yöntemden birarada yararlanılabilir.

  • Zararlının biyolojisinin incelenmesi: Zararlının yaşayışı ve diğer özelliklerinin iyi bir şekilde bilinmesi, ona karşı uygulanacak savaşın saptanmasında en temel verilerdendir.
  • Bitki fonolojisinin izlenmesi: Bitki fenolojisi ile zararlı böcekler arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu nedenle bitkinin fenolojik dönemleri gözönüne alınarak zararlı ile ilgili tahmin ve uyarılarda bulunulabilir.
  • Toplam sıcaklık isteği: Diğer birçok canlı gibi böceklerin de biyolojilerinin belirli bir kısmını tamamlayabilmesi için aşağı yukarı sabit olan bir toplam sıcaklık isteği vardır. Bu termal konstant olarak anılır ve zararlının gelişiminin sıfır olduğu belli bir gelişme eşiği üzerindeki sıcaklık toplamını ifade eder. Bu değerlerden ve söz konusu bölgenin ikliminden yararlan ı lanarak zararlını biyolojisi belirli bir doğrulukla önceden tahmin edilebilir.
  • Yaşam alanları ve klimogram: Yaşama alanları belirli sıcaklık dereceleri ile orantılı nem değerlerinden yararlanarak zararlının değişik başarı oranları ile yaşayabildiği sınırların belirlenmesidir. Bu değerler ile bir bölgenin aylık sıcaklık ve nem (yağış) değerlerinden yararlanılarak elde edilen klimogram karşılaştırılmak suretiyle zararlının o yıl o bölgede ne düzeyde bir yoğunluğa ulaşabileceği tahmin edilebilir. Ayrıca geçmiş yılların birikiminden yararlanarak bir bölge hakkında zararlı bakımından genel bir yargıya varılabilir.

E. Tarımsal Savaşa Karar Vermede Rol Oynayan Faktörler

Zararlının türü : Bir bitki üzerinde görülen her böcek zararlı demek değildir. Toplam böcek türünün sadece yaklaşık %1’ inin zararlı olduğu unutulmamalı ve mücadeleye geçmeden önce mutlaka sözkonusu böcek teşhis edilmelidir.

Zararlının biyolojisi : Zararlının biyolojisinin bilinmesi ona karşı yapılacak savaş için mutlaka gereklidir. Böylece zararlının mücadeleye en hassas olduğu zaman saptanabilir.

Bitkinin çeşidi : Bitkinin yararlanılan organları, ekonomik kıymeti ve zarar görme oranı savaşımda önemli olan kriterlerdir.

Bitkinin fenolojisi : Mücadele şekli ve zamanının belirlenmesi, fitotoksiteden kaçınma gibi konularda bitki fenolojisi dikkate alınmalıdır.

Doğal düşmanlar : Doğal dengeyi bozmamak için doğal düşmanların faal olduğu zamanlar ve bunların yaşayışı üzerinde yeterince bilgi sahibi olunmalıdır.

İklim faktörleri : Sıcaklık, nem ve yağış gibi faktörler mücadelede gözönünde tutulması gereken abiyotik faktörlerdir.

Ekonomik zarar eşiği : Savaşım yapılıp yapılmayacağı zararlının EZE'nin üstünde olup olmadığına bağlıdır.

Maliyet/Potansiyel yarar oranı : Savaşım ile elde edilecek yarar mutlaka maliyetten yüksek olmalıdır.

3.5.2. Zararlılara Karşı Savaş Yöntemleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Zararlılara karşı savaş yöntemlerini 7 grup altında toplamak mümkündür. Bir zararlıya karşı savaşta bu yöntemlerden biri veya birkaçından yararlanılır. Günümüzde zararlılarla savaşta tercih edilmesi gereken yöntem olarak Entegre Savaş gösterilmektedir. Entegre Savaş ya da Tüm Savaş olarak isimlendirilen bu yöntemde mümkün olan bütün savaş yöntemlerinden yeri geldiğince birbirleriyle uyum içinde olacak ve kimyasal mücadeleye enaz düzeyde yer verecek şekilde yararlanmak hedeflenmektedir. Zararlılarla savaşta kullanılabilecek savaş yöntemleri şu şekilde sınıflandırılabilir.

  • Karantina önlemleri
  • Kültürel önlemler
  • Fiziksel savaş
  • Mekaniksel savaş
  • Biyoteknik yöntemler
  • Biyolojik savaş
  • Kimyasal savaş

Karantina önlemleri

İç ve dış karantina olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür. Yurdumuzun herhangi bir bölgesinde bulunan zararlı ve hastalık etmenlerinin başka bölgelere taşınmasını engellemek amacıyla alınan önlemlere iç karantina denilir. Belirli aralıklarla bir iç karantina listesi hazırlanarak bu kapsama giren hastalık ve zararlılar belirlenir. Özellikle tohum, çelik, fide ve fidanlar bu amaçla kontrol edilir ve sağlık sertifikası verilir.

Ülkemizde bulunmayan hastalık ve zararlı etmenlerinin yurdumuza girmesini engellemeye yönelik tedbirlere ise dış karantina denilir.

Bu amaçla ülkeye girecek olan materyaller dış karantina listesinde yeralan zararlı ve hastalıklar bakımından gözden geçirilerek temiz bulunanların girişine izin verilir.

Karantina tedbirleri gerek ülkede bulunmayan zararlı ve hastalıkların girişini gerekse mevcut olanların yayılmasını önlemeye yönelik olup, hastalık ve zararlı sorunlarını oluşmadan engellemeye yönelik önemli savaş yöntemidir. Ülkemizde karantina tedbirleri 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu ve buna bağlı yönetmelikler ışığında Zirai Karantina Müdürlükleri ve Tarım İl Müdürlüklerine bağlı Bitki Koruma Şube Müdürlüklerince yürütülmektedir.

Kültürel Önlemler

Zararlıların yaşayışını bozan, çoğalmalarını ve böylece sorun yaratmalarını engelleyen tarımsal işlemlere kültürel önlemler denir. Kültürel önlemlerin alınmasında amaç, önceden alınan önlemlerle zararın ortaya çıkmadan engellenmesidir.

A. Kuvvetli ve Sağlam Bitkiler Yetiştirmek

Kuvvetli ve sağlam bitkiler zararlılardan daha az etkilendiği gibi zararlılar da bu tip bitkiler üzerinde daha zor beslenir ve gelişirler. Bitkileri sağlıklı tutabilmek için çeşitli önlemlerin alınmasına ihtiyaç vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

  1. Uygun toprak ve yöney seçimi
  2. Toprak işleme
  3. Gübreleme
  4. Tohum temizliği
  5. Seyrek yetiştirme
  6. Sulama ve drenaj
  7. Budama

B. Dayanıklı Bitki Tür ve Çeşitleri Yetiştirmek

Zararlılar farklı bitki tür ve çeşitleri üzerinde farklı düzeyde zarar yapma ve yaşama yeteneğindedirler. Bu özellikten yararlanarak o bitki için önem arzeden zararlılara karşı dayanıklı olan bitkilerin yetiştirilmesi ile zarar engellenebilir. Üstelik özellikle çok yıllık bitkilerde bu yöntemin yıllar boyu etkinliği sözkonusudur. Bitkilerde böceklere karşı dayanıklılık başlıca 3 şekilde olur.

  1. Tercih olunmama: Bazı bitkiler böceklerce tercih edilmezler.
  2. Antibiosis: Bitkilerdeki bazı bileşiklerin varlığı, bazılarının ise yokluğu böceğin gelişmesini engeller.
  3. Tolerans: Bazı bitkiler zarar gören dokularını yenileyebilme ve böylece zararı telafi edebilme yeteneğindedirler. Bitkilerin zararlılara karşı dayanıklılığı bitkinin morfolojisi, anatomisi, biyolojisi, kimyasal yapısı ve çevre faktörleri ile ilgili olabilir.

C. Ekim ve Dikim Zamanlarının Ayarlanması

Bitkilerin fenolojisi ile zararlıların biyolojisi arasında bir uyum vardır. Bitkilerin ekim ve dikim zamanlan ayarlanarak zararlı bitkinin zarara hassas olan fenolojik döneminin dışında bırakılabilir. Tabi bu durum tek yıllık bitkiler için geçerli olan bir yöntemdir. Çok yıllık bitkilerde ise erkenci ya da geçci çeşitlerin yetiştirilmesi ile bu başarılabilir.

D. Hasat Zamanının Ayarlanması

Bazı bitkileri erken hasat ederek zarardan korunmak mümkün olabilir. Birçok bitkisel ürün belirli bir olgunluğa gelmeden hasat edilemeyeceğinden bu yöntem ancak bazı bitki ve zararlılar için uygulanabilir.

E. Münavebe

Zararlılar bazı bitkileri daha fazla tercih ederler. Bu tip bitkilerin sürekli yetiştirilmesi o zararlının artışına neden olur. Bu nedenle o bölgede yetişebilir kültür bitkilerinin belirli bir nöbetleşme usulü ile yetiştirilmesi yararlı olabilir. Bu yöntem daha çok tek yıllık bitkiler için geçerlidir. Ayrıca münavebeye alınacak bitkilerin zararlının konukçusu olması gerekir. Bu yöntem özellikle polifag olmayan ve hareket kabiliyeti sınırlı toprak altı zararlılarına karşı başarılı olmaktadır.

F. Tuzak Bitkiler

Kültür bitkilerinin arasına zararlıların çok sevdiği ve tercih ettiği bitkiler dikilerek zararlıların burada birikmesi ve daha sonra ortadan kaldırılmaları sağlanabilir. Böylece asıl ürün zarardan kurtarılır.

G. Bitki Artıkları ve Yabancı Otların Yok edilmesi

Bazı zararlılar için kışlama ve barınak yeri olmaları nedeniyle hasat sonunda tarlada kalan artıkların imha edilmesi gerekir. Yine birçok yabancı ot zararlı böceklerin ara konukçusu ya da kışlama sığınağı olarak rol oynadığından bunların ortadan kaldırılmaları zararı azaltmak bakımından faydalı olur.

Mekaniksel Savaş

Mekaniksel olarak zararlının el, araç veya makinalar ile yok edilmesini içermektedir.

A. Ezme

Bitki üzerinde yoğun olarak bulunan bazı zararlılar el, fırça ve tel gibi bir alet ile ezmek suretiyle yokedilebilirler.

B. Toplama

Böceklerin çeşitli biyolojik dönemleri ya da zararlıyı barındıran çeşitli bitkisel organlar toplanmak suretiyle imha edilebilir. Bu yöntem özellikle topluca yaşayan zararlılar için etkili olmaktadır.

C. Engelleme

Hendek, çit, örtü ve bazı diğer araçlarla bitkiyi zararlılardan korumak mümkün olabilir.

D. Tuzaklarla Yakalama

Tuzaklar böceklerin biyolojilerinin incelemesinde kullanıldığı gibi doğrudan mücadele amacıyla da kullanılabilirler. Bu amaçla çeşitli tiplerde tuzaklar kullanılır. Yapışkan tuzaklar böceklerin uçma ya da hareket esnasında genellikle bir yüzey üzerine uygulanmış yapışkan maddelere yapışıp ölmesi esasına dayanır. Yapışkan tuzaklar diğer tip tuzaklarla da kombine edilebilir. Tuzak yemler genellikle zehirli bir madde ile çekici bir yemin birarada kullanılması şeklindedir. Bazı böceklerin içine girip saklanması amacıyla kışlak tuzaklar hazırlanır ve daha sonra burada biriken böcekler yokedilir.

Feromon tuzakları böceklerin salgıladığı bazı çekici kokuların sentetik formlarını genellikle yapışkan bir yüzeyin de yardımıyla böcekleri kitle halinde yakalamada kullanma esasına dayanır. Bunların dışında böceklerin ışığa ve renklere karşı tepkisinden yararlanarak bazı zararlılar tuzağa düşürülerek yok edilebilirler. Yine genellikle farelere karşı kullanılan kapanlar da bu tip bir yöntemdir.

Fiziksel Savaş

Zararlıların yaşadıkları ortamların fiziksel koşullarını değiştirmek suretiyle onların yok edilmesini hedefleyen yöntemlerin kullanılmasına fiziksel savaş denmektedir.

A. Yüksek Sıcaklıktan Yararlanma

Belirli derecelerdeki yüksek sicaklikar zararlılar için öldürücü etkiye sahiptir. Yüksek sıcaklık farklı yöntemlerle elde edilip uygulanabilir. Yüksek sıcaklıkta hava, sıcak su, kaynar su, kızgın su buharı, solarizasyon, elektromanyetik enerji yüksek sıcaklık kaynağı olarak kullanılmaktadır.

B. Düşük Sıcaklıktan Yararlanma

Düşük sıcaklıkların zararlıların yaşama ve çoğalmasını azaltmasından yararlanmak mümkündür. Uygulama alanı geniş olmamakla beraber, ürünler düşük sicaklikli yerlerde depolanarak zararlılardan korunabilir.

C. Yakma

Doğal hayat üzerine olumsuz etkisinden dolayı pek tercih edilmez. Hasat sonu ve budama artıkları ile toplu olarak bulunan zararlıların yakılması esasına dayanır.

O. Orantılı Nemden Yararlanma

Özellikle düşük orantılı nemde yaşayamayan ambar böceklerine karşı, depo ve ambar gibi kapalı yerlerde orantılı nem düşürülerek uygulanabilir. Uygulama alanı sınırlıdır.

E. Su Altında Bırakma

Tarımsal alanlar su altında bırakılarak buradaki zararlıların ölmesi veya toprak yüzeyine çıktıktan sonra öldürülmesi şeklinde özellikle toprak altı zararlılarına karşı uygulanabilecek bir yöntemdir.

F. Suya Daldırma

Özellikle zararlıyla bulaşık tohumlar suya bandırılarak su yüzeyinde kalan zarar görmüş hafif taneler uzaklaştırılır.

G. Mineral Tuzlardan Yararlanma

Bu yöntemde amaç kül ve mineral tuzların yumuşak vücutlu zararlıların vücutlarında çizikler meydana getirip öldürmesi amaçlanmaktadır Özellikle ambarlanmış huhubat ve baklagil tohumlarına karşı uygulanmaktadır. Uygulama alanı oldukça sınırlıdır.

H. Atmosfer Gazlarından Yararlanma

Depo ve ambar gibi kapalı yerlere C02, 02 ve Azot gazlarını değişik oranda vererek böceklerin öldürülmesi hedeflenmektedir.

I. Işık ve Renkten Yararlanma

Işık ve renklere karşı böceklerin tepkisinden diğer yöntemlerle birarada kullanmak suretiyle yararlanılabilir. Ayrıca bu etkenlerden böceklerin davranışları değiştirilerek de yararlanmak mümkündür.

J. Manyetik Alandan Yararlanma

Elektrik akımıyla meydana getirilen manyetik alandan özellikle zararlılarla bulaşık tohumlar geçirilerek uygulanabilen bir yöntem olmakla beraber uygulama alanı oldukça sınırlıdır.

K. Sesten Yararlanma

Mekanik yada elektronik yolla elde edilen ses ile özellikle kuşlara karşı uygulanabilir bir yöntemdir.

L. Radyasyondan Yararlanma

Kobalt (Co60) ve Sezyum (Ce137) kaynaklı radyasyonun böcekleri yüksek dozlarda öldürücü, düşük dozlarda kısırlaştırıcı etkisinden yararlanılır. Pratikte daha ziyade depo zararlısı böceklere karşı depolanmış ürünlerin ışınlanması şeklinde uygulanmaktadır. Uygulanacak doz böcek türüne göre değişmektedir.

Düşük dozlarda meydana gelen kısırlık ise Kısır Böcek Salıverme Metodu anlayışı içinde uygulanmaktadır. Uygulanması güç olan bu metot bir alana sürekli kısır böcek salıvererek fertil populasyonun üreme gücünün söndürülmesi esasına dayanmaktadır.

M. Elektrikten Yararlanmak

Uygulamada daha ziyade cezbedici bir ışık kaynağının etrafında bulunan elektrik yüklü tel kafes şeklinde sinek ve sivrisinek gibi zararlılara karşı kullanılmaktadır.

Biyoteknik Yöntemler

Zararlıların normal yaşayış ve davranışlarını değiştirerek onlar üzerinde etkili olan doğal ve sentetik maddelerin kullanılması yoluyla yapılan savaşa biyoteknik savaş, burada kullanılan yöntemlerde çeşitli özelliklere sahip bileşikler kullanılır.

A. Feromonlar

Feromonlar türün bir bireyi tarafından salgılandığında diğerlerinde herhangi bir şekilde bir tepki oluşmasına neden olan ve genellikle koku yoluyla etkili bileşiklerdir. Feromonlar çiftleşme, beslenme, gizlenme, kaçma, savunma vb. amaçlara yönelik olabilir. Özellikle dişi bireyler tarafından salgılandığında diğerlerinde herhangi bir şekilde bir tepki oluşmasına neden olan ve genellikle koku yoluyla etkili bileşiklerdir. Feromonlar çiftleşme, beslenme, gizlenme, kaçma, savunma vb. amaçlara yönelik olabilir. Özellikle dişi bireyler tarafından salgılanan çitleşme feromonlan yüzlerce böcek için sentezlenmiş olup böceklerle savaşta kullanılmaktadır.Feromonlar Zaralıların biyolojilerinin belirlenmesinde kullanılarak savaşta dolaylı rol alabildikleri gibi, Zaralıların kitle halinde yakalanilmasmda kullanılan tuzaklarda cezbedici olarak ve cinsiyetlerin birbirini bulamaması esasına dayanan şaşırtma tekniği yoluyla doğrudan kullanılırlar.

B. Juvenil Hormon Analogları

Böceklerin yaşayışında hormonların büyük bir yeri vardır. Bu hormonlardan birisi de gençlik hormonu da denilen Juvenil Hormondur.Bu hormon böceklerde ergin dönemde cinsel olgunluğu ve yumurta gelişimini, ergin öncesi dönemlerde ise deri değiştirme hormonu ile birlikte böcek gelişimini düzenler. Bu hormonun sentetik olarak elde edilmişlerine Juvenil hormon analoglan denilir. Bunlar böceklere uygulandığında onların normal gelişmelerini bozarak etkili olurlar. Pekçok böcek takımına karşı etkili bulunmuşlardır.

C. Uzaklaştırıcılar

Zaralıların bulundukları yerden kaçmalarına veya belirli bir yere yaklaşmalarını engelleyen maddelere repellent denilir Bunlar bitkisel orjinli veya sentetik olabilirler. Fare.kuş ve güve gibi zararlılara karşı uygulanabilmekle beraber kullanım alanı çok geniş değildir. Diğer savaş yöntemleri ile birarada kullanılma yolları da vardır.

D. Beslenmeyi Engelleyiciler

Zaralıların beslenmesini engelleyen bazı maddeler vardır ki bunlara Antifeeding'ler de denilir. Bunlar çeşitli kimyasl gruplar içerisinde yer alırlar, özellikle son zamanlarda Azadirachta indica isimli ağçtan elde edilen bileşiklerin bu özellikte olduğu bilinmektedir. Bu tip bileşikler cezbedicilerle veya insektisitlerle karıştırılarak da kullanılabilirler.

E. Yumurtlamayı Engelleyiciler

Böceklerin yumurtlama davranışını bozarak engelleyen bileşiklere yumurtlamayı engelleyici (oviposition deterrent) adı verilir.Özellikle bazı Zaralıların yumurta koydukları meyveleri işaretliyerek diğer Zaralıların yumurta koymasını engelleyen feromonlar bazı bitkilerin zarar görmesi sonucu sızan meyve sularının bu özellikte olduğu bilinmektedir. Bu tip bileşiklerin kullanımı için çalışmalar sürmektedir.

F. Kısırlaştırıcılar

Bunlar zararlıların kısırlaşmasına neden olan bileşikler olup, bunlara kemosterilant'lar denilir. Bunlar cinsiyetleri ayrı ayrı veya her iki cinsiyeti de kisirlaştinci özellikte olabilir. Genellikle çok toksik bileşikler olduklarından kullanımları yaygın değildir.

G. Transgenik Bitkiler

Son yıllarda genetik mühendisliğindeki gelişmelere paralel olarak başta Badillus thuringiensis ' in toksin sentezleyen geni ve bazı bitkilerde doğal olarak bulunan Tripsin inhibitörü enzimi kodlayan genler bitkilere transfer edilmiş ve bu bitkilerin çeşitli zararlılardan korunması sağlanmıştır. Bu tip dayanıklı bitkiler son deneme aşamalarında olup yakında piyasaya çıkmaları beklenmektedir.

Biyolojik Savaş

Diğer pekçok canlıda olduğu gibi doğadaki bitki zararlılarının da çoğalmasını sınırlayan biyotik ve abiyotik etkenler vardır. Çeşitli mikroorganizmalar, faydalı böcekler, balıklar, memeliler vb. gibi canlı grupları içerisinde yeralan ve zararlıları baskı altında tutabilen canlılardan yararlanma yoluyla yapılan savaşa biyolojik savaş denir. Bu savaş yöntemi yüzyıllardan beri uygulanmakla beraber biyolojik mücadele teriminin ilk kullanılışı bu yüzyılın başında olmuştur.

Bugün için en temiz savaş yöntemi olarak bilinen ve üzerinde çok araştırma yapılan bu yöntemin başlıca avantajları doğal dengeyi koruyucu olması, çevre ve insan sağlığına olumsuz etkisinin olmaması, ekonomik olması, dayanıklılık sorunu çıkarmaması ve sürekli olması olarak sıralanabilir.

Bugün Dünyada 400'ün üzerinde önemli zararlı bu yöntem ile kontrol altına alınmış bulunmaktadır.

Biyolojik mücadelede 1) İthal, 2) Çoğaltma ve 3) Koruma şeklinde başlıca 3 yöntemle uygulanabilmektedir, ithal zararlının agroekosistemde bulunmayan doğal düşman ya da düşmanlarını bularak getirmek esasına dayanır. Bu amaçla özellikle zararlının sorun olmadığı ülkeler ve anavatanı inclemeye alınır ve etkili olduğu saptanan doğal düşmanın ithali yoluna gidilir. Çoğaltmada ise doğal düşmanlar yapay şartlarda çoğaltıldıktan sonra periyodik olarak doğaya salınmaktadır. Özellikle çeşitli nedenlerden dolayı doğada süreklilik göstermeyen faydalılar için uygulanan bir yöntemdir. Koruma ise faydalıların lehine olabilecek önlemlerin alınarak onların korunması şeklinde uygulanır.

A. Biyolojik Savaş Etmenleri

Biyolojik savaşta kullanılan etmenleri faydalı böcek ve akarlar, nematodlar, mikroorganizmalar ve omurgalılar başlıkları altında toplayabiliriz.

Faydalı böcek ve akarları parazit, parazitoit ve predatörler diye sınıflandırmak mümkündür. Parazitler yaşamını genellikle tek bir konukçu bireyi üzerinde tamamlayan ve konukçusunu öldürmeyip zayıflatan organizmalardır. Parazitoitler ise yaşamını tek bir konukçu bireyi üzerinde tamamlayan ve konukçusunu beiirli bir süre sonra öldüren canlılardır. Predatörler yaşamlarını birden fazla konukçu bireyi üzerinde onları yokederek tamamlayan faydalılardır. Parazitoit türlerin çoğu Hymenoptera ve Diptera takımında yer alırken, predatörler daha çok Orthoptera, Heteroptera, Neuroptera, Thysanoptera, Coleoptera, Diptera ve Hymenoptera takımlarında yer almaktadırlar.

Nematodlarm birçoğu bitki zararlısı olduğu gibi bazı türleri özellikle böcekler üzerinde yaşayarak onları yok ederler. Bunlardan önemli olanları Mermis, Agamermis ve Hovvardula cinslerine bağlı türlerdir. Bunlardan bazılarının biopreparati geliştirilmiş olup bazı zararlılara karşı kullanılmaktadır.

Zararlıları baskı altında tutan mikroorganizmalar içinde bakteri, fungus, virüs, riketsiya, protozoa gibi canlılar yer almaktadır. Bunları kullanarak yapılan biyolojik savaşa mikrobiyal savaş da denilir.

Günümüzde zararlılara karşı en fazla kullanılan entomopatojen bakterilerdir. Bunlardan en çok bilineni ise Bacillus thuringiensis ve çok sayıdaki varyeteleridir. Bu bakterilerin varyetelerden ve bunların karışımlarından yapılmış preparatlar Lepidoptera, Coleoptera ve Diptera takımından böceklere karşı uzun zamandır başarıyla kullanılmaktadır.

Entomopatojen funguslar özellikle orantılı nemi yüksek yerlerde etkili olabildiklerinden bu tip özellikler sahip yerlerde doğal olarak etkinliklerini sürdürürken, bunlardan yapılmış bazı preparatlar daha ziyade toprakta yaşayan zararlılara kaşı kullanılmaktadır. Entomophthora, Verticillium, Beuvaria ve Metarhizium cinslerine bağlı funguslar en çok bilinenlerdir.

Viruslardan özellikle polihedral olanlar böceklerde hastalık meydana getirerek onları öldürürler. Bunların canlı hücrelerde çoğaltılma zorunluluğu uygulama imkanlarını sınırlamaktadır. Bugün viruslardan yapılmış bazı preparatlar kullanıma sunulmuş durumdadır.

Rickettsia ve protozoalar ise daha dar bir kullanım imkanına sahiptirler.

Omurgalılardan bazı kuşların böcekleri yedikleri bilinmektedir. Bunlar ancak orman ekosistemlerinde korunmak suretiyle biyolojik mücadelede kullanılabilmektedir.

Köstebek, sivrifare, kirpi ve porsuk gibi memeli hayvanların böcekleri yediği bilinmekle beraber bunların biyolojik mücadelede kullanılmaları çok zor hatta imkansızdır.

Gambusia cinsinden bazı ballıklar sulardaki sivrisinek larvalarına karşı kullanılmaktadır. Mikroorganizmaların yalnız kendilerinden değil bunlardan elde edilen toksinlerden de yararlanılmaktadır. Bu amaçla bazı toksinler biyokimyasal olarak tanımlanmış ve isimlendirilmişlerdir. Bu amaçla daha çok fungus ve bakteri toksinleri üzerinde durulmaktadır.

Kimyasal Savaş

Kimyasal maddeler kullanarak böcekelerin öldürülmesine Kimyasal Savaş denmektedir. Ancak burada diğer bütün mücadele yöntemlerinde olduğu gibi amacın zararlıları tamamen ortadan kaldırmak yerine onların populasyonlarmi ekonomik zarar eşiği altında tutmak olduğu hatırlanmalıdır.

Tarımsal zararlılara karşı kimyasal savaş uygulamaları M.Ö. 12. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Kimyasal mücadeledeki en önemli gelişmelerden birisi 1939 yılında DDT'nin insektisit özelliğinin keşfi olmuştur. DDT'nin sağladığı başarı diğer insektisitlerin keşfedilmesi üzerinde teşvik edici bir etki yaratmıştır. Bu gelişmeleri takiben 1950'li yıllarda organik fosforlu ve karbamatli insektisitler, 1970'lerden sonra sentetik pyrethroidler, mikrobiyal ve hormonal terkipli insektisitler ortaya çıkmıştır.

Kimyasal mücadele diğer bütün mücadele yöntemleri içinde en son düşünülmesi gerekendir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar sonucu kimyasal maddelerin birçok olumsuz yönü ortaya konulmuştur. Yinede avantajları düşünüldüğünde birçok koşulda öncelikle tercih edilen bir yöntem konumundadır. Tarımsal mücadele amacıyla kullanılan kimyasal maddelerin tamamını Pestisit adı altında toplamak mümkündür.

Pest = zararlı, cide = öldürücü manasına gelen kelimelerin birleşmesinden meydana gelen yabancı kökenli bir kelimedir.

A. Pestisitlerin Sınıflandırılması

Pestisitleri değişik özellikleri gözönüne alarak sınıflandırmak mümkündür.

1. Etkiledikleri canlı gruplarına göre

Bu sınıflandırmada kimyasalın etkilediği canlı grubu esas alınmıştır.

  1. insektisit (Böcek öldürücü)
  2. Akarisit (Akar öldürücü)
  3. Nematisit (Nematot öldürücü)
  4. Molluskisit (Yumuşakçaları öldürücü)
  5. Rodentisit (Kemirgen öldürücü)
  6. Avisit (Kuş öldürücü)
  7. Fungisit (Fungus öldürücü)
  8. Bakterisit (Bakteri öldürücü)
  9. Herbisit (Yabancı ot öldürücü)
  10. Algisit (Algleri öldürücü)

Biz burada bütün pestisitlerin ismini vermekle birlikte konumuz itibariyle daha ziyade bitki zararlıları için geçerli olan kimyasallar üzerinde duracağız. Ancak bazı terim ve tanımların bütün pestisitler için geçerli olduğunu hatırlatmakta da fayda vardır.

2. Etki yollarına göre

  1. Mide zehirleri
  2. Değme (kontakt) zehirleri
  3. Solunum zehirleri

Mide zehirleri zararlıya ağız yoluyla girip sindirim sisteminde etkili olurlar. Bu tip zehirler bitkiler üzerine atıldıktan veya zehirli yemler vasıtasıyla böcek tarafından alındıktan sonra etkilerini gösterirler. Sokucu emici ağız yapısına sahip zararlılar beslenme esnasında bitki özsuyuna geçmiş sistemik pestisitleri alarak etkilenirler. Uygulandıklarında bitki iletim demetleri yoluyla bitkinin bütün organlarına taşınan sistemik insektisitler toprağa veya doğrudan bitkiye uygulanabilirler. Toprağa uygulandıklarında köklerden alınan kimyasallar xylem yoluyla, yeşil aksama uygulandıklarında ise genellikle floem yoluyla diğer organlara taşınırlar.

Değme zehirleri ilaçlanmış yüzeylerde gezinme esnasında vücut yüzeyinden canlı vücuduna girip etkili olurlar.

Solunum zehirleri zararlının solunum organları yoluyla vücuda girerek etkilerini gösterirler.

Modern toksikolojiye göre ise pestisitleri

  1. Solunum ve kontakt etkili zehirler,
  2. Yakıcı zehirler,
  3. Hücre (protoplazma) zehirleri,
  4. Sinir zehirleri şeklinde sınıflandırmak mümkündür.

3. Formülasyonlarma göre

Bugün piyasada yaklaşık olarak 400'ün üzerinde etkili madde kullanılarak yapılmış 10.000 civarında preparat vardır. Pestisit özelliği araştırılan yaklaşık 6.000 kimyasal maddeden ancak 1 tanesi ticari preparat olarak ortaya çıkmaktadır.

Buradan anlaşılacağı üzere kimyasal bir ilaç aynı etkili maddeye sahip olmasına rağmen farklı firmalar tarafından ayrı ayrı isimler altında pazara sunulmaktadır. Asıl zehir özelliğine sahip maddeye etkili madde, firma tarafından pazara sunulmuş kullanıma hazır ilaca preparat denilir. Dolayısıyla bir ilacın bir etkili madde bir de preparat ismi vardır. Etkili madde preparat haline getirilmek için çeşitli yardımcı bileşiklerle çeşitli formlarda piyasaya sunulur ki buna formülasyon denilir. Tarımsal ilaçlar formülasyonlarma göre şu şekilde sınıflandırılabilirler.

  1. Toz ilaçlar (DP): Toz halinde doğrudan kullanılırlar. Etkili madde oranı % 1-25 arasındadır.
  2. Islanabilir toz ilaçlar (WP): Formülasyonlan toz şeklinde olup, su ile karıştırılarak kullanılırlar. Etkili madde oranı % 20-80 arasındadır.
  3. Suda çözünen toz ilaçlar (SP): İnce toz görünümünde genellikle % 50'nin üzerinde etkili madde içeren suya karıştırıldıklarında eriyik haline gelen ve bu şekilde kullanılan ilaçlardır.
  4. Kuru tohum ilaçları (DS): Tohumlik tanelerin ilaçlanmasında kullanılan, doğrudan doğruya uygulanan ilaçlardır.
  5. Granüller (GR): Toz ilaçlara benzemekle beraber partiküller daha büyüktür. Genellikle topraktaki zararlılara karşı doğrudan uygulanırlar. Etkili madde oranı % 1-40 arasındadır.
  6. Peletler: Genellikle toprağa doğrudan uygulanan daha iri taneli ilaçlardır.
  7. Tabletler (TB): Tablet haline getirilmiş ilaçlardır. Kapalı yerde kullanılırlar. Birçoğu hava ile temasa geçince gaz haline gelirler.
  8. Emülsiyon konsantre ilaçlar (EC): En fazla kullanılan ilaçlardır Sıvı formda olup, etkili madde oranı % 20-60 arasındadır. Su ile karıştırılarak kullanılırlar.
  9. Akıcı konsantre ilaçlar (SC): Çamur kıvamında veya biraz daha akıcı şekilde olup, suyla karıştırılarak kullanılırlar.
  10. Yağlar (GS): Petrolün rafine edilmesi sırasında elde edilirler. Genellikle su ile karıştırılarak kullanılırlar.
  11. ULV ilaçlar (UL): Sıvı halde olup etkili madde oranı % 80'in üzerindedir. ULV bir uygulama yöntemi olup "çok düşük hacimli ilaçlar" olarak adlandırılabilirler. Bunlar genellikle uçak ya da helikopterlerle kullanılırlar. Bu yöntem ile çok düşük hacim ilaç ile geniş alanları ilaçlamak mümkündür (500 ml/da gibi).
  12. Aerosoller (AE): Etkili madde bir gaz ile beraber bir kutu içine sıkıştırılmıştır. Daha çok ev zararlılarına karşı kapalı yerlerde kullanılırlar.
  13. Zehirli yemler (RB): Zararlıları çekici bazı maddeler ile zehir karıştırılmış haldedir. Katı halde olup genellikle kemirgen, salyangoz ve sümüklü böceklere karşı kullanılırlar.
  14. Zehirli şampuanlar: Evcil hayvanlardaki ve insanlardaki dış parazitlere karşı kullanılan ilaçlardır, ilaç şampuan olarak kullanılır.
  15. Gaz halinde olanlar (GA): Çoğu basınç altında sıkıştırılmış halde olup hava ile temasa geçtiklerinde sıvı formdan gaz haline geçerler. Genellikle kapalı yerlerde ve depolarda kullanılırlar.
  16. Diğerleri: Daha az oranda rastlanılan diğer bazı formülasyonlar da vardır. Tane yemler (AB), briketler (BR), konsantre yemler (CB), emülsiyon tohum ilaçları (ES), granül yemler (GB), solüsyon tohum ilaçları (LS), kırıntı halindeki yemler (SB), suda çözünen granül ilaçlar (SG).

B. Pestisitlerle İlgili Genel Bilgiler

1) Doz ve Letal doz: Birim alan veya birim hacimde etkili madde miktarına doz denilir. Yüzey ilaçlamalarında doz birim alan başına (200 g/dal gibi), meyve ağaçları, depo ve ambar ilaçlamalarında birim hacim başına (200 g/100 l su gibi) verilir. Pestisitlerin dozunu artırdıkça zararlıda ölüm oranı doğrusal olarak artmaz. Ölüm oranı belli bir noktaya kadar doza paralel artarken bu noktadan sonra artış yavaşlar ve sabitlesin Bu nedenle yüksek doz kullanımı yüksek etki değil yüksek maliyet ve çevre kirliliği doğurur. Letal doz öldürücü doz anlamına gelir. Genellikle LDso' şeklinde kullanılır ve uygulangiği populasyonun % 50 'sini öldüren doz demektir. Bununla birlikte LDso, LDs» gbi oranlar halinde de kullanılabilir. Letal doz bir pestisitin zehirliliği hakkında bilgi verir. Pestisitler kullanıma sunulmadan önce kobaylar üzerinde deri, ağız ve solunum yoluyla denenerek LDso saptanır. LDso genellikle mg/kg cinsinden belirtilir ve populasyonun %50'sini öldürmek için kg canlı ağırlık başına gerekli olan ilacı mg olarak verir. Böceklere karşı yapılan denemelerde böcekler içinde LDso bulunabilir. Ayrıca yerine göre aşağı yukarı aynı manada olmak üzere LCso (Letal Konsantrasyon), EC» (Etkili konsantrasyon), EDso (Etkili doz) gibi varyasyonları da kullanılır.

2) Tolerans: Pestisitlerin insan ve hayvan yiyeceği olarak kullanılan ürünlerde bulunmasına izin verilen kalıntı miktarına tolerans denir. Tolerans ppm, ppb veya mg/kg olarak ifade edilir. Bir de her pestisitin bir günde alınmasına tolerans gösterilen miktarı vardır ki A.D. l. mg/kg/gün terimi ile gösterilir. Toplumların beslenme alışkanlıklarında görülen farklılıklar nedeniyle her ülkenin kendine has bir tolerans listesi vardır. Burada pestisitlerin gıda maddelerinde bulunmasına izin verilen miktarları tek tek verilir.

3) Pestisitlerde Bekleme Süresi: Pestisitler uygulandıktan sonra çevre şartları ve kimyasal yapılarına bağlı olarak zaman içinde parçalanıp etkisini yitirir ve bir süre sonra tolerans seviyesinin altına iner. işte ürünlerin kullanıma sunulması için pestisitin tolerans düzeyinin altına düşmesi gerekir ki arada geçen süreye bekleme süresi denilir. Ürünler gün olarak verilen bu bekleme süresi geçmeden hasat edilmemeli ve pazara arz edilmemelidir. Bu arada pestisitlerin RLso olarak gösterilen kalıntı hayatı (Residu life-50) üzerinde durmak faydalı olacaktır. Bu deyim bir pestisitin etkisinin yarıya inmesi için geçmesi gereken süreyi ifade eder. Buna yarı ömür de denilmektedir.

4) Pestisitlerin Fitotoksitesi: ilaçların bitkilerde meydana getirdiği zararlı etkilere fitotoksite denir. Fitotoksite pestisitin kimyasal yapısına bağlı olarak sararma, kuruma, yanma, yaprak dökülmesi vb. şeklinde olabilir. Genelde pestisitler tavsiye edilen bitki, doz ve kullanım koşullarında fitotoksik değildirler. Bu nedenle bir ilacı kullanmadan önce etiketindeki uyarıları dikkate almak gerekir. Özellikle yüksek dozda ilaç uygulaması ve uygun olmayan çevresel koşullar fitotoksiteye neden olabilir. Bununla birlikte bitki çeşidi, uygulama yöntemi, pestisitin kimyasal yapısı ve formülasyonu da etkili olmaktadır.

5) Pestisitlerin Birbirleriyle Karışabilirliği: Bazı pestisitler kimyasal yapılarına bağlı olarak birbirleriyle kanşabilme özelliğine sahiptir. Örneğin, aynı mevsimde ve zamanda bir hastalık ve zararlıya karşı ilaçlama yapmak gerekebilir. Bu durumda kullanılacak ilaçlar karışabilir özellikte iseler karıştırılarak kullanılır ve zaman, işçilik ve alet-ekipman bakımından ekonomi sağlanır. Pestisitleri birbiriyle karıştırmaya karar vermede hazır karışım tablolarından yararlanılır.

6) Pestisitlerde Zehirlilik Sınıfları: Pestisitler Dünya Sağlık Örgütü tarafından çok zehirli, zehirli, orta derecede zehirli ve az zehirli olmak üzere sınıflandırılır. Bu sınıflandırmada pestisitlerin akut zehirliliğinden yararlanılır. Pestisitin üzerinde zehirlilik sınıfını belirten çeşitli işaretlerle birlikte Çok Zehirli, Zehirli ve Dikkat gibi uyarılar yeralmaktadir.

7) Akut ve Kronik Zehirlilik: Akut zehirlilik bir ilacın bir defa alındığında meydana getirdiği doğrudan etkidir. Akut zehirliliğin ölçüsü olarak çoğunlukla Letal doz-50 kullanılır. LD50 dozu mg/kg olarak ifade edilir. Burada verilen miktar azaldıkça ilacın zehirliliğinin artması sözkonusudur. Örneğin LDso dozu 200 mg/kg olan bir ilaç 2500 mg/kg olandan daha zehirlidir. Kronik zehirlilik küçük miktarlar halinde uzun süreli olarak alınan kimyasal maddelerin ortaya çıkardığı zehirliliktir. Akut zehirlilik ilaç uygulayıcıları ve kasıtlı olarak ilaç içenler, kronik zehirlilik ise ilaçlanmış ürünleri tüketenler için önemlidir.

8) Sinergizm ve Antagonizm: Bazen birden fazla kimyasal maddenin toplam etkisi, bunların tek tek etkilerinin toplamından daha yüksek olabilir. Buna sinergizm denir. Bazen de kimyasal maddeler birlikte kullanıldıklarında bunlardan biri tek başına gösterdiği etkiden daha düşük etki gösterebilir. Bu etkiler özellikle kimyasal maddelerin birbirleriyle karıştırılması düşünüldüğünde gözönüne alınmalıdır.

9) Etki Spektrumu: Çok sayıda organizmaya veya türe etki eden kimyasal maddelere "geniş spektrumlu" yalnızca küçük bir organizma grubuna etki eden maddelere de "spesifik veya seçici" maddeler adı verilir Kimyasal maddenin seçiciliği belirli bir tür ile sınırlı ise buna "tür spesifitesi", eğer belirli bir biyolojik dönemle sınırlı ise "dönem spesifitesi" sözkonusudur. örneğin, yumurta döneminde öldürücü olanlara "ovisit", larva döneminde öldürücü olanlara "larvisit" denir.

C. Tarımsal Zararlılara Karşı Kullanılan Pestisitler 1. insektisitler

Böcek öldürücü olarak kullanılan kimyasal maddeler çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Bunları şu başlıklar altında incelemek mümkündür.

  1. İnorganik maddeler
  2. Bitkisel maddeler
  3. Yağlar
  4. Klorlandırılmış hidrokarbonlar
  5. Organik fosforlular
  6. Karbamatli bileşikler
  7. Sentetik piretroitler
  8. Mikrobiyal insektisitler
  9. Böcek büyüme regülatörleri
  10. Fumigantlar
  • İnorganik maddeler: Son 50 yıla kadar kullanılmış olmakla beraber bunlar yavaş yavaş kullanımdan kalkmaktadır. Bunların en çok kullanılanları Kükürtlü ve Arsenikli bileşiklerdir. Ayrıca Baryum, Bor, Bakır, Fluor, Civa, Selenyum, Talyum, Çinko ve Fosfor gibi maddeler de bu gruptandır.
  • Bitkisel maddeler: Kullanım alanları sınırlıdır. Sentetik organik insektisitlerin geliştirilmesi ile rekabet şanslarını yitirmişlerdir. Kontakt etkilidirler. En bilinenleri Nikotin, Piretrin, Rotenon ve özellikle son zamanlarda Azadirachtin' dir.
  • Nikotin: Kontakt etkilidir. Tütün yapraklarından elde edilmektedir, insanlara karşı yüksek akut zehirliliğe sahiptir.
  • Piretrin: insanlarda akut zehirliliği düşüktür. Chrysanthemum cinerariaefolium isimli bitkiden elde edilmektedir. Genellikle ev ve ambarlarda kullanılır.
  • Azadirachtin: Azadirachta indica isimli bitkiden elde edilen ekstrakta verilen addır. Böcekler üzerinde öldürücü, büyüme, gelişme, yumurtlama ve beslenmeyi engelleyici etkileri vardır. Son zamanlarda Margason-0, Neemix, Neem Azal-F gibi ticari isimlerle piyasaya sunulmuştur. Oldukça ümitvar bir formülasyondur.
  • Yağlar: Hayvansal, bitkisel, katran ve petrol yağları olarak aynlabilseler de ilk üçünün tarımda kullanımı son derece sınırlıdır. Petrol yağlarını ise yazlık beyaz yağlar ve kışlık yağlar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Kışlık yağların fitotoksik etkisi yüksek olup daha çok yapraklarını döken ağaçlarda kışın kırmızı örümcek yumurtaları ve bazı böceklerin kışlık dönemlerine karşı kullanılırlar. Yazlık beyaz yağların fitotoksitesi yüksek değildir. Ülkemizde daha ziyade bu tip yağlar kullanılmaktadır. Bunlar bitkilerin gelişme dönemlerinde kullanılabilirler.
  • Klorlandırılmış hidrokarbonlar: Bunların kimyasal yapısında klor bulunmaktadır. Kontakt ve mide zehiri olarak etkilidirler. Tarımsal savaşta ilk kullanılan organik insektisitler bu gruptandır. Suda erimezler. Kalıcılıkları fazladır. Bazıları hayvan bünyesinde birikme özelliği gösterir. Bu nedenle kronik etkiye sahiptir ve çoğunun kullanımı yasaklanmıştır. En çok bilineni olan DDT Ülkemiz de dahil dünyanın pekçok yerinde yasaklanmıştır. Aynı gruptan BHC, Chlordane, Heptachlor, Aldrin, Dieldrin, Endrin, Lindane, Toxaphene yasaklanmış olan diğer insektisitlerdir. Bu gruptan en yaygın kullanım alanına sahip olan insektisit Endosulfan'dir. Özellikle toprak altı zararlılarına karşı kullanılmaktadır.
  • Organik fosforlular: Günümüzde en çok kullanılan insektisitler bu gruptandır. Kontakt ve mide zehirlidirler. İnsektisit özellikleri yanında bazıları akarisit etkiye de sahiptir. Sistemik özellikte olanları da vardır. Bazıları güvenli olmakla beraber bir kısmı yüksek zehirliliğe sahip çok tehlikeli ilaçlardır. Bu grup ilaçlar böceklerde sinirsel iletimde rol oynayan kolinesteraz enzimi inhibitörü olarak etkili olmaktadırlar. Bunlardan DDVP, Trichlorfon, Nalet, Azinphos-methyl, Diazinon, Fenthion, Malathion, Parathion, Parathion-methyl gibileri sistemik olmayan özelliğe sahip olup, piyasada en çok kullanılan ilaçlardandır. Monocrotophos, Phosphomidon, Mevinphos, Demeton, Oxydemeton-methyl, Dimethoate, Phorate, Dicroptophos ise sistemik etkiye sahiptir.
  • Karbamatlı bileşikler: Bu grup kimyasallar da kolinesteraz enzimi inhibitörleridir. Kontakt ve mide zehiri olarak etkilidirler. Çok güvenli olanları da son derece zehirli olanları da var. Bu grupta yeralanlar Aldicarb, Aminocarb, Bendiocarb, Carbaryl, Carbofuran, Carbosulfan, Cartap, Dioxacarb, Ethiofencarb, Furathiocarb, Methiocarb, Methomyl, Pirimicarb, Promecarb, Propoxur, Thiodicarb aktif maddeli ilaçlardır.
  • Sentetik piretroitler: Doğal bitkisel insektisitlerden olan Piretrin'in daha sonraları sentetikleri elde edilmiştir. Önceleri ışıkta kısa sürede bozulduklarından sadece ev zararlılarına karşı kullanılmış olmakla beraber sonraları daha dayanıklı olanları sentezlenmiştir. Kontakt ve mide zehiridirler. insektisit etkileri yüksek, sıcak kanlılara etkileri ise düşüktür. Aphoxylate, Bifenthrin, Cyfluthrin, Cyhalothrin, Cypermethrin, Deltamethrin, Esfenvalerate, Fenpropathrin, Fenvalerate, Flucythrinate, Fluvalinate, Permethrin, Tralomethrin bu gruptan ilaçlardır.
  • Mikrobiyal insektisitler: Bunlardan kısmen de olsa biyolojik mücadele kısmında bahsedilmişti. Bu gün diğer insektisitlerle aynı şekilde uygulamaya hazır preparatlar halinde pazara sunulmaktadır. Faydalı böceklere ve sıcak kanlılara zehirlilikleri düşüktür. Bu tip preparatlann çoğu Bacillus thuringiensis isimli bakteriden yapılmıştır. Lepidoptera, Coleoptera ve Diptera takımından böceklere etkili olan preparatlan vardır. Bunun yanında virüs, fungus ve nematodlardan yapılmış insektisitler de vardır. Dipel, Thuricide, Biothrol gibi ticari isimlerle satılanlar bunlara örnek gösterilebilirler.
  • Böcek büyüme regülatörleri: Bu bileşikler böceklerde gelişme düzenini bozarak etkili olmaktadırlar. Farklı takımlardan böcek türlerine karşı etkili olabilmektedirler. Buprofezin, Chlorfluazuron, Diafenthiuron, Diflubenzuron, Methopren, Triflumuron bu gruptan ilaçlardır.
  • Fumigantlar: Gaz halinde kullanılan böcek ve diğer zararlıları öldürücü ilaçlara fumigant denir. Bunlar zararlılara solunum yoluyla etkilidir. Katı, sıvı ve gaz halindedirler. Gaz haline geçerek etkili olduklarından kapalı yerlerde uygulanırlar. Bu işe fumigasyon denir. Fumigantlar sıcak kanlılara da yüksek zehir etkisine sahip olduklarından tecrübeli insanlarca uygulanırlar. Fumigasyonun uygulanabilmesi için bazı tedbirlerin alınması gerekir. Aliminyum phosphide, Ethylene dibromide, Ethylene dichloride, Ethylene oxide, Hidrojen siyanür, Karbon sülfür, Karbon tetraklorit, Kloropikrin, Kükürt dioksit, Methyl bromide, Naftalin, Paradiklorobenzen bu özellikteki kimyasallardır.

2. Akarisitler

insektisitler kısmında belirtildiği üzere birçok insektisit aynı zamanda akarisit etkiye sahiptir. Burada bahsedilecek olanlar sadece akarlara etkili olan ve spesifik olarak tanımlanmış olanlardır.

Amitraz, Binopacryl, Dinobutan, Bromopropylate, Chloroproplate, Dicofol, Propargite, Quinomethionate, Tetradifon, Tetrasul, Cyhexatin, Fenbutation oxide, Abamectin gibi ilaçlar bu gruptandır.

Genellikle kontakt etkili ilaçlardır. Çoğunlukla akut ve kronik zehirlilikleri düşüktür.

3. Nematisitler

Nematisit etkili ilaçların birçoğunun aynı zamanda fungisit ve insektisit etkisi de vardır. Nematisitler birer toprak fumigantlandirlar. Birçoğu fitotoksik olduğundan ancak tarlada bitki yokken uygulanabilir. Bazıları ise bitki varken de uygulanabilir özelliktedir.

Cadusafos, Dazomet, Dichloropropene, Ethoprophos, Fenomiphos, Isazofos, Metham-Sodium iyi bilinen nematisit özellikteki kimyasal maddelerdir.

4. Rodentisitler

Bunlar kemirgenlere karşı kullanılan kimyasal maddelerdir. Bunlar daha çok, depo, ambar ve evlerde kullanılırlar.

Bunlardan Sitrikinin, Talyum Sülfat, Çinko fostur, Brodifacoum, Coumachlor, Coumatetralyl, Difenacoum, Flocoumafen ve Pindone çeşitli maddelerle karıştırılıp yem haline getirildikten sonra kullanılır.

Ayrıca Metilbromit ve Karbon tetraklorit gibi maddeler gaz halinde rodentisit olarak kullanılırlar. Yine doğrudan kullanılan antikoagulant özellikte rodentisitler de vardır.

5. Molluskisitler

Bunlar salyangoz ve sümüklü böcekler gibi yumuşakçalara karşı kullanılan kimyasal maddelerdir. Bunlar Metaldehit aktif maddesini içerirler.Sicak kanlılara zehirliliği düşüktür.

D. Kimyasal Savaşın Yaratığı Sorunlar

Zararlılarla mücadelede kullanılan diğer savaş yöntemleri ve alınan tedbirlere rağmen kimyasal mücadele yine de çoğu zaman kaçınılmaz olmaktadir.Oysa kimyasal mücadele beraberinde birçok sorunu da getirmektedir. Bunları şu şekilde incelemek mümkündür.

1) Zararlıların direnç kazanması

Pestisitlerin zararlılara karşı uzun süre kullanılmaları sonucu, zararlı populasyonlarmdaki herhangi bir özelliği nedeniyle pestisite dayanıklı olan bireylerin hayatta kalması, bunun aksine hassas olan bireylerin ölmesi şeklinde ortaya çıkan seleksiyon ile zararlılar pestisitlere dayanıklılık kazanmaktadir.özellikle kısa sürede döl verebilen zararlılar arasında dayanililik sorunu daha fazla görülmekte, bu tip zararlılar daha kısa sürede dayanıklılık kazanmaktadirlar.Direnç sonucu pestisitlerin kullanım dozlarının artırılması gereğini ortaya çıkarmakta, neticede ise bu preperatm kullanımı ekonomik olmaktan çıkmaktadır. Üstelik yükseltilen dozlar ekosistemi artan ölçüde kirletmektedir.

Direnç geliştirme çeşitli mekanizmalarla olmaktadır.

Fizyolojik dayaniklilikiZararlmm bazı bireyleri enzim sistemi yoluyla toksik maddeyi toksik olmayan hale dönüştürebilmektedir.Zamanla bu bireylerin populasyonda bulunma frekansı artmaktadır.

Morfolojik dayanıklılık: Canlı organizmanın bazı morfolojik özellikleri zehirli maddenin etki edeceği noktaya ulaşmasını engellemektedir.

Davranış dayanıklılığı: Organizma toksik maddeyle karşılaşmamak için davranışsal değişiklik gösterebilir.

Tek bir ilaca karşı dayanıklılık kazanmış zararlılar aynı gruptan pekçok diğer ilaca karşı da dayanıklılık gösterebilir (Cross rezistans). Ya da zararlı farklı dayanıklılık mekanizmasına sahip olması nedeniyle aynı anda çeşitli gruplardan ilaçlara dayanıklılık sergileyebilir (Multiple rezistans).

Zararlıların direnç kazanmasını engellemek için alınması gerekli bazı tedbirler şunlardır. İlaç uygulamasının azaltılması, uzun kalıcılığa sahip ilaçlardan kaçınılması, dayanıklılığın sürekli izlenmesi, ilaçlar etkili olduğu sürece kullanılarak başarısız olduğunda değiştirilmesi, ilaçların karıştırarak kullanmaktan kaçınılması, uygun bir ilaç rotasyonu uygulanması dayanıklılığa karşı etkili yöntemlerdir,

2) Yeni zararlıların ortaya çıkması

Kimyasal ilaçların bir ürün ekosisteminde yoğun bir şekilde kullanılması sonucu doğal denge alt üst olmaktadır. Özellikle geniş spektrumlu ilaçların kullanılması sonucu o ana kadar önemli bir sorun yaratmayan bazı zararlıların doğal düşmanları ölmekte ve doğal düşman baskısından kurtulan zararlı yeni ve önemli bir zararlı olarak orataya çıkmaktadır.

Bu durumun engellenmesi için bazı tedbirlerin alınması yararlı olabilmektedir. Gerçekçi bir ekonomik zarar eşiği, uygulama zamanının iyi tespiti, faydalı böceklere olumsuz etkiyi engelleyecek şekilde selektif ve kısmi uygulamalar yapılması, onlara toksitesi düşük ilaçların tercihi, uygulama dozlarının mümkün olduğunca düşük tutulması ve geniş spektrumlu ilaçlar yerine selektif ilaçların uygulanması en önde gelen tedbirlerdir.

3) Doğal hayata olumsuz etkiler

Kimyasal mücadelede kullanılan ilaçların çoğu geniş spektrumlu ilaçlar olup, bunlar pekçok tür için zehirlidir. Üstelik yapılan uygulamalarda atılan ilaç dozunun ancak yaklaşık % 1'l zararlı ile temas etmektedir. Oysa doğadaki türlerin büyük bir çoğunluğu zararlı değildir ve bunlar ilaç uygulamalarından olumsuz olarak etkilenmektedirler. Doğal düşman türleri, pollinatör böcekler, kuşlar, balıklar ve bazı diğer kanatlı hayvanlar bunların başında gelmektedir.

Bu olumsuzlukları gidermek için alınması gerekli tedbirlerin bazıları şunlardır; faydalı türlere toksitesi düşük ilaçların seçimi, ilaçlama sayısı ve dozunun azaltılması, uygun ilaçlama zamanı ve tohum ilaçlaması, ilaçlı yemler gibi selektif uygulamaların seçimi.

4) İnsanlara olumsuz etkiler

Pestisitler insanlar üzerinde akut ve kronik yolla olumsuz etki edebilirler. Akut zehirliliğin hedefi genellikle ilaç üretiminde, uygulanmasında ve pazarlanmasmda görev alan insanlardır. Akut zehirlenmelerden kaçınmak için alınacak tedbirlerin ilaçların etiketlerinde belirtilmektedir. İnsanların kronik zehirlenmesi daha sinsi ve ciddi bir tehlikedir. Zira akut zehirlenmenin sonuçları kısa sürede görülmekte ve ciddiye alınmakta iken, milyonlarca insan hergün kronik bir zehirlenmenin içinde olduğunun farkında bile değildir. Kronik zehirlenmenin başlıca yolu çeşitli nedenlerle yüksek ilaç kalıntısına sahip gıdaların tüketilmesi veya kalıntıya sahip çeşitli materyal ve ortamlarla yakın temasta bulunmadır. Alınması gereken en önemli tedbir bekleme süresi dolmadan gıda maddelerinin hasat edilip, pazara sunulmamasidir.

E. Tarımsal Savaş Alet ve Ekipmanları

İlaçlamalarda kullanılan aletleri yerden ve havadan kullananlar olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Yer aletlerini üç grupta toplamak mümkündür.

1. Atomizörler: Motor veya elekrikle çalışırlar. Motorlu olanlar, sırtta taşınanlar ve traktörle çekilenler olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar dışarı koşullarında, elektrikle çalışanlar ise depo ve ambarlarda kullanılırlar. Sıvı ve toz ilaç uygulayabilirler. Bunlarla 2-3 litre ilaçlı suyu bir dekara uygulamak mümkündür.

2. Pulverizatötler: Sırt pulverizatörleri ve çekilen pulverizatörler olarak ikiye ayrılırlar. Sırt pulverizatörleri sırtta taşınır. Çekilen pulverizatörler insan ya da traktör gücüyle çekilirler. Pulverizatörler basınç meydana getirerek ilaçlı suyu püskürtebilen aletlerdir.

3. Diğerleri: Bunlar değişik amaçlarla kullanılan aletlerdir, örneğin toz ilaçların püskürtülmesinde kullanılan körükler, sıvı nematisitlerin toprağa uygulanmasını sağlayan enjektörler, ambar ve kapalı alan ilaçlamalarında kullanılan mikrojet ve yine son yıllarda sera ve sivrisinek ilaçlamalarında kullanılan swinfog gibilerden bahsetmek mümkündür.

Havadan yapılan ilaçlamalarda ise pulverizatör monte edilmiş uçak ve helikopterler kullanılmaktadır.

Entegre Savaş

Entegre savaşı, zararlı populasyonlanni ekonomik zarar eşiğinin altında tutmak için, bütün savaş yöntemlerini insan ve çevre sağlığını en üst düzeyde koruyacak şekilde birbirleriyle uyum içinde ve gerektiği yerde kullanmak olarak tarif etmek mümkündür.

Entegre mücadeledeki başlıca amaçlardan birisi artık doğal çevre ve doğal denge için ne kadar tahripkar olduğu şüphe götürmez olan kimyasal mücadeleye en az oranda yer vermek hatta mümkün olduğunca hiç yer vermemektir. Bu nedenle zararlılara karşı dayanıklı bitki kullanılması bitkilerin sağlıklı ve kuvvetli yetiştirilmesi, gerekli kültürel, fiziksel ve mekaniksel yöntemlerin uygulanması ve biyolojik mücadele tedbirlerinin alınması yoluyla çevre direnci artırıldıktan sonra eğer gerekiyorsa uygun zaman ve dozda selektif ilaçlar kullanılarak entegre mücadele yürütülmelidir.

Zararlılarla mücadele uzmanlarının bugün için önerdiği ve benimsediği yöntem entegre savaştır. Bu yöntem ile çevre kimyasallarca en az düzeyde tahrip edilmekte, zararlılarla mücadelede öncelikle doğanın kendi dengeleyici unsurları kullanılmaktadır.