TARİH DEVLET KENTLER TOPLUM SANAT KRONOLOJİ

 

Hitit Hiyeroglif Sayılaması

İÖ 2. binin başından itibaren, Hititler (Hint-Avrupa kökenli halk) giderek - kuşkusuz yavaş sızmalarla - Küçük Asya'ya yerleştiler. İÖ 18. yüzyıldan 19. yüzyıla kadarki dönem boyunca, iki ana aşamaya ayrılması uygun olan büyük imparatorluk gücü elde ettiler: 1600 öncesinden yaklaşık 1450'ye dek Eski İmparatatorluk ve İÖ 1450 - 1200 arasında Yeni İmparatorluk.

Hititler, imparatorluk dönemi boyunca Orta Anadolu'da ve Kuzey Suriye'de kah başarılı kah başarısız bir fetih siyaseti güttüler. Ama İÖ 13. yüzyılın sonunda, kuşkusuz "deniz halklarının" saldırıları altında, bu imparatorluk gücü birdenbire çöktü. Bununla birlikte, yaklaşık 9. yüzyıldan itibaren, birçok küçük Hitit Devletinin türdeş olmayan topluluklar içinde imparatorluk çağının geleneksel öğelerini sürdürdüğü Suriye'nin kuzeyinde, bir yenidendoğuş yaşandı. Hitit uygarlığının "yeni-Hitit" denen aşamaya girişiydi bu. Ama İÖ 12. yüzyılda bütün bu küçük Devletler Asur İmparatorluğunca soğuruldu.

Hititler iki yazı dizgesi kullanıyordu: Büyük bir olasılıkta özgün bir icat olan ve bilinen ilk tanıkları İÖ 15. yüzyıla dayanan bir hiyeroglif dizgesi ile Asur-Babil uygarlığından alınmış ve Hititlere gelişi İÖ 17. yüzyıl dolaylarına yerleştirilen bir çivi yazısı dizgesi.

E. Laroche'un belirttiği gibi "böylece en azından üç yüz yıl boyunca (İÖ 1500 - 1200), hiyeroglif yazısı çivi yazısının yanında yaşamış ve onunla birlikte Hitit Devletinin çift anlatım aracını oluşturmuştur. Bir halkın aynı anda iki yazı kullanması sık rastlanan bir olgu değildir. Hititlerde bu aykırı duruma yol açan nedenleri şimdi biraz olsun görebiliyoruz. Babil geleneğinin temsilcileri ola Hattuşa yazmanları, yazınla ve kil üzerindeki belgelerle uğraşmalarına izin verilen ayrıcalıklı bir küçük zümre oluşturuyorud. Bir kitaplık oluşturulması gerekmişti ve çivi yazısının kullanılması yabancı devlet adamlarıyla krallık arasında bağ kurmayı sağlıyordu. Ama tablet eninde sonunda kısıtlı bir belgeydi; ne tanrının ululuğunu ne kralın görkemini dile getiriyordu.

Kuşkusuz Hititlerde bu iğreti, mekanik çizgili, kısır çivi yazılarının yerine daha görsel, daha anıtsal, tanrısal betimleri, kral resimlerini konuşturmaya daha yatkın başka bir yazı gerektiği duygusu vardı... Hiyeroglifler kaya duvarları üzerine bakılmak ve seyredilmek üzere yapılır: Kabartma nasıl kişiye can veriyorsa, onlar da kişinin adını canlandırır."

Şurası kesin ki, İÖ 1200'e doğru Hitit İmparatorluğunun yıkılışından itibaren, çivi yazısı gitmiş, hiyeroglif ayakta kalmıştır. Yalnız ayin ve adak amaçlarıyla değil, ayrıca, belki de özellikle din dışı amaçlarla kullanılmış, sonunda da günlük işlerin belgesi haline gelmiştir.

Hitit hiyeroglif sayılamasında dikey bir çubuk birimi betimliyordu. Sonraki birimleri dile getirmek için, kimileyin aynı imi kullanrak iki, üç, dört ya da beş çizgili küçük öbekler oluşturuluyodu. On, yatay bir çizgiyle, yüz, bir çeşit "Saint-Andre haçıyla", bin, olta iğnesine benzeyen özel bir imle gösteriliyordu. Bunlardan yola çıkınca, ara konusu sayıların betimlenmesi hiçbir güçlük yaratmıyordu; çünkü söz konusu sayı kaç birim gösteriyorsa, her imi o kadar yinelemek yetiyordu.

Ayrıca, Mısır hiyeroglif dizgesi le Girit'in üç sayısal gösterimi gibi, Hitit hiyeroglif sayılaması da tamı tamına onluydu ve toplamaya dayanıyordu; çünkü yalnız birime ve 10'un ardışık kuvvetlerine özel bir im yüklüyordu.